TURİZMİN BİLİNMEYEN NİMETLERİ Zafer Cengiz
Ülke turizminin gelişmeye başladığı yıllarda çokça kullanılan 'bacasız sanayi' sıfatı artık hiç kullanılmıyor ve hatta unutulmaya yüz tuttu.
Bu olgunun üzerinde durarak düşünüldüğünde, bakış açılarında yaşanan derin değişimin farkına varılarak bazı yorumlara ulaşılabilir. Sanki turizm artık piyasada yaygın olarak, ciddi bir endüstri olmaktan öteye 'ortaoyunu' gibi algılanıyor.
Zaten daha öncelerde turizme yakıştırılan 'altın yumurtlayan kaz' ve 'döviz darphanesi' gibi yorumlar da yapılmıyor. Gelişim hengamesi içinde yaşanan bu algılama ve yorumlama değişiminde, sürekli rekorlar kıran ve şampiyonluklara imza atan turizmin gerçek boyutlarına ilişkin çeşitli kriterler ve ölçüler ise, zaman içinde büyük çapta erezyona uğramış durumdadır.
Turizmin öncelikli sektör olarak ele alınarak gerekli ihtimamı görmeyişinde en önemli neden, çok muhtemelen 'hafife almak' faktörüdür. Bunun da temelinde yatan boyutsuzluk, bilgisizlik ve ilgisizlik gibi unsurların suçlusu da, sanırız sektörde yaygın bir ar-ge alışkanlığı olmamasının yanı sıra, üniversite ve bilim çevrelerimizin turizme karşı duyarsızlığıdır.
Bu durumun doğal sonucu olarak, Türkiye'nin gelişen turizminin sosyo-ekonomik sınırları ve hacminin yeterince algılanamadığını görüyoruz. Aktif turizm paydaşlarımızın dahi yakalayamadığı bu ölçekler, büyük çapta turizmin önünde engeller oluşturmaktadır. Devletin turizme gerekli öncelik ve ihtimamı göstermemesinin altında da, söz konusu 'ölçek algılama' eksikliği yatmaktadır.
Yazımızın dar kapsamında bu çok kritik ölçek unsurunu, basit yaklaşımla açık ve net bir şekilde sergilemeye gayret edeceğiz.
Türkiye turizminde yıllar bugüne kadar devletin verdiği rakamlarla yola çıkarak şu tespitleri rahatça yapabiliyoruz; Geçen 20 yıl boyunca gelen 300 milyon turist 215 milyar $ gelir sağlamıştır. Mevcut gelişmeye göre; Önümüzdeki 20 yıldaki 1.095 milyon turist ise 767 milyar $ getirecektir.
Geçmiş yıllarda turizme bakış açısında yaygın görüş olan 'güvenilmez sektör' veya 'krize karşı hassas endüstri' gibi yargılar ise, artık tümüyle iflas etmiştir. Son global krizde tüm ülkeler ve sektörler alt-üst olurken, turizmin dimdik kalabilmesi bunun en güzel kanıtıdır. Ayrıca, artık çağdaş turistin 'gelirim azalsa da tatilimden vaz geçmem' psikolojisi, çok etkili olarak işlemektedir.
Gelişen ve değişen koşullarda, sadece turizmi doğrudan etkileyen çok önemli birkaç noktaya değindiğimiz söz konusu faktörlerin algılanarak tam anlamıyla sindirilmesinde yarar vardır. Bugüne kadar boyutları yeterince keşfedilemeyen turizmde çok büyük ihmaller ve hatalar yapılmıştır. Söz konusu eksiklerin giderilmesi için daha fazla tereddüde ve zaman kaybına hiç gerek yoktur.
Ayrıca, turizmin mevcut performansında erişilen rakamlar üzerinden kaba bir yaklaşımla, %20'lik bir randıman kaybının 40 milyar $'lık kayba yol açtığını görebiliyoruz. Sadece tanıtma ve pazarlama eksikliğine bağlı olarak yaşanan düşük fiyat ve kalite gibi gelişmelerin maliyetleri bu ölçektedir. Bunun üzerinde erişilebilecek ilave performans atakları ise, katmerli kayıplar olarak ele alınmalıdır.
Diğer yandan, 1970'lerde yola çıkılarak hızla gelişebilecek olan Türkiye turizminin en az 10 yıllık gecikmesinin maliyetini de artık hesap etmenin zamanıdır. Buradaki (kardan zarar) kayıp rakamı ise en az 400 milyar $ seviyesindedir. Turizmde erken yola çıkan İtalya ve İspanya'nın dehşetli gelir rakamları, bu konuda en basit kanıtları sergilemektedir.
Turizmin nimetleri bohçasındaki çok önemli bir diğer sürpriz ise, turizm gelirlerini hesaplamadaki bakış açısıdır. Bugün artık turizm, yapışık kardeşi olan 'seyahat' unsuru ile birlikte ele alınmaktadır. Yıllardır istatistik yöntemlerini buna göre değiştirerek 'uydu muhasebesi' kavramıyla hareket eden WTTC (Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi) Türkiye'nin turizm gelirlerini de çok farklı görüyor.
Elimizdeki mevcut verilerden WTTC'nin 2005 yılı için Türkiye'nin turizm geliri hanesine yazdığı 60 milyar $'ın, bizim aynı yıl için hesapladığımızın 3 katı olduğunu hayretle görüyoruz. Acaba biz mi cebimizdeki parayı sayamaz durumdayız? Yoksa onlar mı çok abartıyor?
Fakat turizm ile daha yakından ilgilenmeye ve makro muhasebesine derin bir göz atmaya değer birşeyler olduğu da kuşkusuz gibi. Zira, 2005 yılı itibariyle meşhur derdimiz olan cari açığımızın sadece 23 milyar $ ve paralelindeki toplam dış borç stokunun 170 milyar $ olduğunu buluyoruz.
Son Söz: Altın yumurtlayan Kaz'ımızın kıymetini bilip ihtimam göstermemiz gerekiyor.
|