26.06.2019
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Yazarlar - KAYHAN TANER ÖZEN
YATIRIMLARIN BANKA KREDİSİ İLE FİNANSMANINDA İZLENECEK YOL

 

Dünya’da yaşanan ekonomik ve politik gelişmeler para piyasalarını önümüzdeki birkaç yıl için sıkılaştıracak bir görünüm vermektedir.
 
ABD dolarının artan faizler ile değerlenmesi, bizim gibi ülkelerin piyasasında dolaşan fonların azalacağı, dolayısıyla paranın kıymetinin artacağı anlamına geliyor. Bu finansçı laflarının Türkçe meali ise; banka kredisi ile iş ve yatırım yapmak isteyenlerin parayı daha zor ve pahalı bulacakları anlamına geliyor.
 
Bankaların verdikleri kredilerin temelde iki kaynağı vardır.
 
Topladıkları mevduat ve para piyasalarından aldıkları borçlar.
 
Türkiye tasarruf oranının son derece düşük olduğu bir ülkedir. Ortalama tasarruf %13 civarındadır. Olması gereken en az %25’dir. Çin’in tasarruf oranı %50 civarındadır.
 
Türkiye yatırımlarını karşılayacak oranda tasarruf yapamamakta, para piyasalarında yeterince para bulunmamaktadır.
 
Bu durumda yatırım yapmak için dışardan borç almak zorundadır. Tasarrufu %25 civarında olsaydı kendi yağında kavrulabilirdi.
 
Çin ise kalkınmasını finanse edebildiği gibi elindeki fazla para ile dışarıya sermaye yatırımı da yapabilmektedir.
 
Ayrıca Çin tasarrufu yüksek olduğu için daha kolay ve ucuza dışarıdan para bulabilmektedir.
 
Türkiye ise 3 büyük kredi derecelendirme şirketinden 2’si tarafından yatırım yapılabilir ülke olarak değerlendirilmektedir. Hem de kıyısından.
 
Sonuç olarak da Türk finansal kurumları (bankaları) dışarıdan daha zor dolayısıyla daha pahalı borç bulabilmektedirler.
 
Turizm yatırımcıları da Türkiye realitesine bağlı olarak yabancı kaynaklı kredileri pahalı kullanacaklardır.
 
Ortalama büyüklükteki bir yatırımcı inşa edeceği bir beş yıldızlı oteli için %6 civarında bir yıllık faizi göz önüne almalıdır.
 
Büyük yatırımcı ise bu külfete %4 civarında bir oran ile katlanacaktır.
 
Bir Fransız yatırımcı ise %1,75 ile bu krediyi, İspanyol olan ise %2,5 ile kotarabilecektir. Üstelik kredi vadelerini de 20 yıl ve üzerine taşıyarak.
 
Türk turizm yatırımcısı olmak baştan bir dezavantajdır. Üstelik İspanya, Fransa ile sektörler aynı, pazarlar aynı, bana göre riskler aynı, üstelik Türkiye’de geri dönüşler daha bile iyidir. Fakat ekonomisi daha kırılgan olan Türkiye, turizm sektörü yatırımcısına bu sıkıntıyı yaratmaktadır.
 
Çözüm yurtdışından kredi sağlamak gibi gözükebilir, fakat her yatırımcı için bu yol açık değildir. Sonuç olarak turizm yatırımcıları finansman için Türk bankalarının kapısını çalacaklardır.
 
Türk Turizm sektörü yatırımcısının daha ucuza finansman sağlayabilmek için yapması gereken şeyler vardır.
 
Unutulmaması gereken bankacıların da kredi satıp para kazanmak için baskı altında olduklarıdır.
 
Bankacıların en büyük riski ise verilen kredinin geri dönmemesidir. Bu riski telafi etmek için bankalar güvenilir teminat isterler.
 
Türkiye’de bankacıların en çok sevdiği teminat ise likiditesi yüksek, yani kolay satılabilecek, gayrimenkul üzerinden alınacak ipotektir.
 
Turizm yatırımcılarının sahip oldukları oteller işte bu tanıma çok iyi uymaktadır.
 
Dolayısıyla 2000 yılından sonra özel sektör bankaları turizmi keşfetmiş ve bol bol turizm kredi paketleri açmışlardır.
 
Günümüzde de bankacılar turizm sektörüne iştahlı bakmaktadırlar. Bankacıların para/kredi arzı olduğuna göre turizm sektörüne yatırım yapan firmalar faizleri %4 (yabancı para üzerinden) seviyelerine rahatça çekebilirler.
 
Bankacıların iki tür iş yapış (kredi değerlendirme) şekli vardır.
 
Yatırımcılar pazarlıklarını bankacıların bu yaklaşımlarına göre yapmalıdırlar.
 
Birincisi, doğu tarzı bankacılıktır. Duygusaldır. Şekle önem verir. Akdeniz memleketlerinden Çin’e kadar bu tür bankacılık geçerlidir. Esas olarak müşterinin zenginliğine bakar. Müşteri ne kadar zengin ne kadar güçlü gözüküyorsa o kadar iyidir.
 
Bankacı bu müşteriye kredi vermek için can atar. Yukarıya (bankadaki üstleri) müşterisini anlatırken “Çok zengin adam, şöyle, böyle adam” diyebileceği sıfatları olan müşteri en makbul müşteridir ve en iyi oranları kapar.
 
Bu tür bankacılar şubelerde ve şube müdürü kökenli bankacılar arasında yaygındır.
 
Yatırımcı kredi talebi için ilk temasını yaparken kendini mümkün olduğu kadar zengin göstermeli, krediye ihtiyacım yok ama koy yan cebime havası verebilmelidir. Pahalı araba, gösterişli ofis, klas iş yemeği çok önemlidir. Patronun direkt teması atlanılmaması gereken bir husustur. 
 
Bu konuda bir anımı paylaşmak isterim. 1989 yılında genç bir kredici olarak 13,5 milyon dolar kredi talep eden bir yatırımcıyı incelemiştim. Sonradan kapanan ünlü bir özel sektör bankası bu yatırımcıya 8,5 milyon dolar kredi vermişti.
 
Benim incelemem sonucunda firmaya kredi verilmemesi, batmak üzere olduğu gerçeği ortaya çıkmıştı. Diğer bankanın genel müdür yardımcısına bu krediyi nasıl verdiklerini sorduğumda “X beye kredi vermemek mümkün mü kardeşim “demişti. X bey maalesef battı ve geçimini emekli maaşı ile sağlamak zorunda kaldı.
 
Elbette belli büyüklükteki krediler bankaların bölge müdürlüklerine ya da genel müdürlüklerine gitmektedir.
 
Turizm sektöründeki otel yatırımcılarının kredileri, özellikle 5 yıldız seviyesinde, genel müdürlüğe gidecektir.
 
Bu noktada iş karışmaktadır. Türk Bankacılığında genel müdürlük seviyelerindeki kredi incelemelerinde Anglosakson tipi bankacılık hakim durumdadır. Anglosakson bankacılığında ise mantık hakimdir. Mantıklı kararlar da rakamlar üzerinden verilir. Buradaki bankacılar kredi incelemelerinde belli kriterlere bakacaklardır. Firmanın bilançolarındaki oranlara, gelir tablolarına, yaptığı diğer işlerin karlılığına vs. bakacaklardır. Hatta bazı bankalar yapılmakta olan yatırım için bir fizibilite raporu bile hazırlayacak, yapılacak işin ne kadar karlı olduğunu bile test edeceklerdir. İstihbarat raporlarının yanında bankalar firmaları derecelendiren çalışmalar da yapmaktadırlar. Bu raporlar sonucunda firmanın gücü ortaya çıkacak, verilecek kredinin miktarı, vadesi, oranı firmanın gerçek gücüne göre belirlenecektir. Ne kadar az risk o kadar az faiz.
 
Yatırımcıların büyük kredilerdeki maliyetlerini düşürmek için yapacakları pazarlıkta önce kendi durumlarını iyice ortaya koyabilmeleri şarttır.
 
Bankalar raporlarını kendileri için hazırlar ve hiçbir firmaya senin durumun çok iyi al sana düşük faiz demezler.
 
Yatırımcı kendi mali durumunu abartısız gerçek bir şekilde ortaya koyacak raporlamaları yapmalı ya da yaptırmalıdır.
 
Hazırlanan raporlarla en az beş bankadan kredi teklifleri almalı ve diğer bankalardan da kredi teklifi alındığı bankacılara bildirilmelidir. 
 
Firmaların mali durumlarını anlamak için son beş yıllık bilançolar ve gelir gider tabloları bankaların üzerinde çalışacağı verileri sağlayan belgelerdir.
 
Firmalar, eğer bilançolarında ve gelir tablolarında görünmeyen rakamlar var ise, bir şekilde bankacılara anlatmalıdırlar.
 
Bankacı maliyeci değildir. Şirketin ve ortakların varlıkları günümüz rayiçlerine göre değerlendirilip kredi istenen kuruma anlaşılır şekilde sunulmalıdır. Hurda gözüken malların bile bir değerinin olduğu unutulmamalıdır.
 
Özellikle mevcut işlerinin önümüzdeki 10 içindeki gelir ve giderlerini gösteren nakit akım tabloları hazırlanıp krediyi değerlendirecek uzmanlara verilmelidir.
 
Hiçbir uzman sizin işinizi sizden daha iyi bilemez. Nakit akım tabloları gerçekçi olmalıdır. Ne az, ne fazla. Abartılı gösterilen gelirler kredicinin güvenini sarsar.
 
Özellikle yapılacak yatırımın gelecekte ne gelir elde edeceğini bir fizibilite raporu ile ortaya koymak bankacının işini kolaylaştıracaktır. Kendi bünyesinde fizibilite raporu hazırlayıp kredi değerlendiren çok az banka vardır.
 
Çok çeşitli sektörler vardır ve her bankada bütün sektörleri bilen kredici bulunmayabilir. Firmaların hazırlayıp bankalara vermesi kredi talebini güçlendirecektir.
 
Bu konuda bir anımı yine değerli okuyucularımla paylaşmak isterim.
 
Sektörün eski, 5 civarında oteli olan bir firmasının kredi talebi bir bankanın yönetimi tarafından firmanın 80 Milyon dolar civarında kredi borcu olduğu gerekçesi ile reddedilir. Halbuki firmanın bir oteli 80 Milyon dolar edecek konumdadır. Firma kredi dosyasına nakit akım tablosunu koymuştur.
 
Fakat finansman yöneticisi çok ihtiyatlı davranmış, tesislerin gelirini olabilecek en alt seviyeden hesaplamıştır.
 
Böylece firmanın en güçlü kozu olan, alacağı kredi borcunu ödeyeceği gelirlerini az göstererek krediyi riske atmıştır.
 
Sonuç firma krediyi alamamış, banka iyi bir müşteriyi kaçırmıştır.    
 
Yukarda belirtilen noktaları değerlendirip finansman arayışında bulunacak firmalar zor geçecek önümüzdeki yıllarda daha verimli olacaklardır. 
 
Turizm sektörünün bütün çalışanlarına verimli, başarılı ve mutlu bir yıl diliyorum.       
 
 

04-01-2016 08:58
Önceki Yazıları
SRİLANKA
09-05-2019 12:01 | Yorumlar
KONYAALTI PLAJI
30-01-2018 16:07 | 1 Yorum | Yorumlar
LEWES
06-07-2017 16:50 | Yorumlar
TRUMP VE TURİZM
06-02-2017 13:08 | Yorumlar
KİLYOS-BRIGHTON
28-12-2016 16:50 | Yorumlar
TURİZM 2017
03-12-2016 22:33 | Yorumlar

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Bunları Okudunuz mu?
Diğer Haberler
Yorumlar