19.10.2018
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Haber Ara
Günün Yorumu
Fehmi KÖFTEOĞLU
Fehmi
KÖFTEOĞLU




Yazarlar

Gezinomi.com


UcakBileti.com Yurtiçi ve yurtdışı en ucuz uçak bileti seçenekleri ucakbileti.com adresinde.


Yazarlar - FEHMİ KÖFTEOGLU
KONGRE ÖNCESİNDE TÜRSAB'IN DURUMU VE SEKTÖRÜN SORUMLULUĞU

 


Kısa adı TÜRSAB olan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği, 10 gün sonra 17. Olağan Genel Kurul’a gidiyor.

Genel kurul öncesinde TÜRSAB için söylenecek çok şey olmalıydı. 

TÜRSAB'ın durumu şu soruda ifadesini buluyor:

Her örgütün tüzüğünde belirtildiği gibi, kurumun en üst organı  olan kongreye gidilirken TÜRSAB bu hallerde mi olmalıydı?...

1972 yılında kurulan birliğin tarihinde birkaç olağanüstü kongre de bulunuyor.

Birlik, şu andaki başkanı Başaran Ulusoy’un Rekabet Kurumu verdiği karara uymaması nedeniyle bir yılda iki kez olağanüstü kongre yapmıştı.

Bu durum ayrıca TÜRSAB'a 192 milyar lira ceza kesilmesine de neden olmuştu.

18-19 Kasım tarihlerinde yapılacak olan Olağan Genel kurul öncesinde durumun ne olduğunu anlatmak isterken ilk karşınıza çıkan konunun bir yıl içinde iki kez olağanüstü kongre toplamış bir hale gelen kurum ile karşılaşıyorsunuz.

TÜRSAB’ın durumuna bakmadan önce meslek kuruluşlarının genel kurula neden gittiğine bakalım.

Genel kurullar, kurumların yeni dönem yöneticilerinin de seçildiği ama bununla sınırlı olmayan tüzüklerindeki tarıma göre ‘En yüksek organ’lardır’

Başka bir deyimle genel kurullar tek başına seçimlerin yapıldığı toplantılar değildir.
Bu nenle diğer ülkelerde ve Türkiye’de kimi kurumlar yasa gereği iki yılda bir yapmaları gereken genel kurullarını ikiye ayırıp, bir yılda faaliyet gösterilen alan ve temsil edilen kesimin sorunlarının tartışılıp değerlendirildiği, bir yılında da seçimin yapıldığı toplantılar ile gerçekleştiriyor.

Bunun nedeni kurumların tüzüklerinde yazıldığı gibi genel kurulların en yüksek organ olmaları nedeniyle sorunların seçim telaşı olmadan, geniş tartışmalar ve değerlendirmeler yapılarak alınacak önlemlerin en üst düzeyde karara bağlanmasıdır.

10 gün sonra yapılacak TÜRSAB 17. Genel Kurulu öncesindeki duruma bu açıdan baktığımızda neler görünüyor?

TÜRSAB bugün bırakalım yılda bir kongre yapmayı, mevzuatında açık hükümler bulunmasına karşın üç ayda bir yapılması gereken bölge toplantılarını bile yapmıyor.

Dahası Bölge Yürütme Kurullarının yönetimleri bile seçim ile değil atamalar ile belirleniyor.

Aklı selim herkesin ilk söyleyeceği şey, TÜRSAB’ın 17. Olağan Genel Kurul’a kuruluşundan bu yana geçen 33 yıllık dönemde olmadığı kadar kötü durumda gittiğidir.

Bunun da nedeni ve sorumlusu kurumu yasa, yönetmelik ve tüzükte öngörülen çerçevede meslek örgütünü yönetmek, üyelerinin hak ve çıkarlarını savunmak amacıyla seçilen yöneticiler, daha doğrusu yasa gereği 9 kişi seçilmesine karşın, fiiliyatta tek kişilik olan, meslek kuruluşunu kişisel çıkar ilişkilerine göre keyfi biçimde yürüten anlayışın sonucudur.

TÜRSAB’ta teamül ve mevzuat hiçe sayılıp ayaklar altına alınarak oluşturulan tek kişilik, bu saygın meslek kuruluşu genel kurul öncesinde; hafiyelik, polisiye vakalar, ihbar ve teftişlere konu olay ve uygulamalar ile anılırn hale getirilmiştir.

Bu süreç yönetimi ‘Tek kişilik şov’ anlayışı ile göreve gelen kişinin ilk iş olarak çalışanların telefonlarını dinlemesi ile başladı.

Meslek kuruluşu tarihinde ilk kez yaşanan bu skandal gazetelere yansırken, peş peşe gelen olaylar bunu bile gölgede bıraktı.

Çalışanlarının telefonlarının dinlediğine ilişkin haberlerin gazetelerde yer almasıyla yaşanan şok devam ederken, aynı anlayışın 1998’de meydana gelen Marmara depremi sırasında, toplumun her kesiminde olduğu gibi meslek kuruluşunun bir önceki yönetiminin de, Adapazarı’ndaki depremzedelere yardımcı olabilmek amacıyla uluslararası kardeş meslek kuruluşları nezdinde açtığı yardım kampanyası ile ‘Yaşamkent’ adı verilen konut projesi için gelen paraların faizde değerlendirildiğine ilişkin haberler basında yer aldı.

Depremzedelere ev yaptırmak üzere aralarında Almanya, Japonya ve diğer ülkelerin de bulunduğu çeşitli kuruluşlardan gelen paralar ile toplanma amacı olan depremzedeler konut yapımı bir yana bu iş yine şov aracı olarak kullanıldı.

Aralarında Alman Seyahat Acentaları Birliği (DRV)’nin de bulunduğu kuruluşlar, depremzedeler için konut yaptırmak üzere yaptıkları yardımın amacından saptırıldığına ilişkin haberler üzerine, bu durumun resmi yazılar ile sorup uluslararası toplantımlarda gündeme getirdi.

Skandalın patlak cermesi üzerine anlaşıldı ki, ‘Yaşamkent’ için gelen yardım paraları ile yalnız cam vitrinde sergilenen konut projeleri yaptırılıp önünde fotoğraflar çektirilip şov aracı olarak kullanmanın dışında hiçbir şey yapılmamış.

Yalnız bu olaydan dolayı TÜRSAB’ın uluslararası kurum ve kuruluşlar nezdindeki saygınlığı hala onarılamayan ağır yara aldı.

Bu arada TÜRSAB’ı  sahibi olduğu şirketin arka bahçesi gibi kullanan kişinin kendisi ve sahibi olduğuı şirketin ticari faailyetleri ile ilgili olarak ödenmeyen çekleri ile ilgili haberleri gazetelerde yer aldı.

Bu haberlerde TÜRSAB başkanı sıfatını taşıyan kişinin kendi adına ve sahibi olduğu şirket adına çeşitli bankalardaki karşılıksız çeklerinin listeleri yayımlandı.

Bu olaylarda adı geçen kişinin Başaran Ulusoy olduğu anlaşılmayacak bir şey değildir. Ama bizim burada üzerinde durduğumuz, kişi değil, anlayıştır.

Verdiği kararlar yargı kararı niteliğinde olmasına karşın Rekabet Kurulu’nun kararını beğenmediği için ‘Tanımıyorum’ diyebilmek kişisel bir sonun ve karakter  olmanın ötesine taşıp bir kuruma fatura edilecek duruma gelince buna neden olanların hesap vermesi gerekir.

Olağan Genel Kurulu 10 gün kalmışken ise TÜRSAB, yine aynı anlayış sonucu  bugüne kadar olanları da gölgede bırakacak olaylar ile gündemdedir.

Ancak iş bu kez daha önce olanlardan farklı olarak ahlaki sonuçlar yanında, yasal yaptırımlar da getirecek bir aşamaya gelmiştir.

Zira sonu ele kelepçe takılarak soruşturmalara konu olacak uygulamalar var. 

Bu konuda iş soruşturma aşamasına geldiğinhrde kimse 'Haberim yoktu, bilmiyordum' diyemeyecek.

Nitekim TÜRSAB adına şirket kurulup birliğin kurulan şirkete ipotek edilmesinin yol açabileceği hukuki sonuçları görülmüş ya da söylenmiş olmalı ki, şimdi bu yasadışı işleme yasal bir kılıf uydurmak için Olağan Genel kurul gündemine bu işi en yüksek organdan geçirmiş olmak için madde olarak konmuş.

Yani önce suç işleniyor, sonra işlenen suçun yasal yaptırımları ortaya çıkınca bu kez suça genel kurul kılıfı geçirilmek isteniyor.

Bu satırları yazarken biz de fark ettik ki, her örgütün en üst organı olan genel kurula gidilirken yapılan şey, yani meslek kuruluşunun temsil ettiği kesim ve üyelerinin sorunları, sektöre ilişkin ulusal ve uluslar arası alanda bir durum değerlendirmesi ve sorunlara çözüm önerileri TÜRSAB kongresi öncesinde ne yazık ki gündemde bile değildir.

Olağan Genel Kurul’a giden kamuoyunun, sektörün ve kendi üyelerinin nezdinde. ne yazık ki, polisiye olaylar, ihbar edilecek düzeyde yolsuzluk iddiaları,,maliye, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Mali polisten teftişi istenecek şikayetler ile gündemdedir.

Bu, acı ama ne yazık ki saygın meslek kuruluşunun geldiği noktanın da gerçeğidir.

10 gün sonra 17. Olağan Genel Kurul’a giden TÜRSAB bu hallerde mi olmalıydı?...

Bu durum Türkiye’nin aydınlık yüzü olarak tanımlanan turizm sektörüne yakışmadığı gibi 33 yılık saygın meslek kuruluşuna da yakışmıyor.

Bu nedenle TÜRSAB’ın içinde bulunduğu bu durumdan kurtarılması, elbete öncelikli bu kurum üyelerine düşer.

Ancak burada bütün kesimleri ile sektöre de ciddi gör


08-11-2005 09:57

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Bunları Okudunuz mu?
Diğer Haberler
Yorumlar