22.07.2019
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Yazarlar - Seha Aksü
TURİZM PATLADI
Seksenli yılların jargonu ile turizm özellikle magazin basınımız tarafından her yıl patlatılırdı. 
 
O yıllara kadar Türkiye’nin tüm turistik yatak kapasitesi ise elli bin kadardı. 
 
Özal hükümeti ile oluşturulan Kemer, Belek gibi turizm bölgeleri; turizme uzun vadeli tahsis edilen arazi ve akçalı teşvikler ile bu sayı kısa sürede on katına kadar çıkarak beş yüz bin yatak kapasitesine ulaştı.
 
O günkü basına göre bu bir patlama idi ve buna bağlı olarak turizm de patlamalı idi.
 
 Günlük gazetelerimizin birçoğu sayfalarını Türk erkeklerine hayran olduklarını ifade eden yabancı hanımların plaj kıyafetli resimlerine ve beyanatlarına ayırmışlardı.
 
Oysa bilimsel olarak patlama genel anlamı ile çok hızlı bir gaz genişlemesi ile ve genellikle ısı açığa çıkmasıyla meydana gelen bir kimyasal reaksiyon veya değişimdir. 
 
Bomba patladı, balon patladı, top patladı, boru patladı, ayakkabı patladı, harp patladı gibi kullanılabileceği gibi mecazi anlamda da pahalıya patlamak, sıkıntıdan patlamak gibide günlük dilde de kullanılmaktadır.
 
Turizm akademik anlamı ile değerlendirildiğine talebi çok elastik bir hizmetler ürünüdür. 
 
Yani yine basitçe söyler isek “Yağmurdan nem kapar”. 
 
Her türlü olumsuzluk talebin bu hizmet türünü satın almaktan vaz geçmesine veya başka bir yöre ile ikame etmesine sebep olabilir. 
 
Demokratik olmayan yöneyimler, insane hakları ihlali ,halk ayaklanması , terörizm, savaş tehdidi, savaş ihtimali, doğal afetler ve bulaşıcı hastalıklar bu olumsuzlukların başında gelir.
 
 İkinci bir engel ise turistik pazardaki ekonomik sorundur. 
 
Yani satın alma kapasitesinin düşmesidir.
 
Şimdi bu ahval ve şeraitte yani içinde bulunduğumuz durum ve şartları değerlendirdiğimizde durum hiç iç açıcı görülmemektedir.
 
Zira hala sektörü algılamada ve algılatmada eksiklikler verdır.
 
-Turist gelir mi? Getirilir mi ?
 
Bugün dünyada gezen çoğunluğun nerede ise tamamı organize olarak seyahat eder. 
 
Bunlardan deniz, güneş ve kum diye adlandırdığımız dinlenme tatili yapanların ise yüzde yüzü organize paket turlarla gelirler. 
Yani bu tur operatörü denilen aracı kurumun mali risk ve taahhüt altına girmesi gerekir. 
 
Bu tur operatörleri bir yıl sonra düzenleyecekleri turlar için satın alma ön anlaşmalarını ağutos veya en geç eylül ayında yaparlar. 
 
Hadi bilemediniz ekim. 
 
Yani sonbahara kadar bir sonraki yılın kapasiteleri için ön anlaşmalar yapılmaz ise, siz gelecek sezonu unutun!
 
Son zmanlarda ülkemiz içinden kaç kişi son zamanlarda Lübnan’a seyahat etti?  
 
 
Başka bir deyişle tur operatörü dediğimiz turizm mütahitlerinin en azından  ulaştırma, konaklama gibi hizmetleri daha evvelden satın alması ve kitleye sunması gerekir. 
 
 
Oysa Beyrut çok güzel bir şehirdir. 
 
Ya da İsraile, Ürdün’e, Mısıra’a gittiniz mi son zamanlarda. 
 
Halbuki saydığım bu ülkelerdeki terörizm ve çatışmalar ülkemizle mukayese ettiğinizde çok azdır. 
 
Ama hiç bir Türk tur operatörünün gazete ilanlarında bunları göremiyoruz. 
 
Çünki algılanmaları negativ etkilenmiş böyle bir ürünü kimse pazara sunmaya ve bunun için yatırım yapmaya cesaret edemez.
 
Gelelim ülkemizin durumuna:
 
Rusyada yaşanan ekonomik sıkıntılarla zaten Rus pazarında bir daralma beklenmekte idi. 
 
Doların ve avronun hem rubleye hemde Türk lirasına karşı değer kazanması zaten beklenen daralmanın ilk sebeplerini oluşturdu. 
 
Düşürlen Rus savaş uçağı ve katledilen pilot,  büyükelçinin hunharca katledilmesi , Reina katliamı halen tam anlamı ile unutulmuş değil.
 
Duygusal olarak bize daha yakın olan Rus halkının yanında, duygusal yapımızda bizden daha uzak olan başta Almanya olmak üzere Avusturya, Hollanda, Danimarka, Belçika gibi kuzey Avrupa pazarları yaşanan ortadoğu olaylarından ve özellikle İŞİD teröründen çok etkilendiler. 
 
Zaten var olan İslamafobi tavan yaptı. Ayrıca bu ülkelerdeki basın aracılığı ile ülkemiz hakkındaki spekülasyonlar bizi tatil için tercih edilecek bir destinasyon olmaktan  uzaklara düşürdü.
 
Güney Avrupa veya akdeniz çanağındaki Fransa, İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelerin tüketicileri ile başta Japonya, Güney Kore gibi uzak doğu ülkelerinin tüketicileri   daha çok kent ve kültür turizmine talep oluşturmakda idi.
 
Bugün ise geleceğimizi ortadoğu turizmine bağlamış durumdayız. 
 
Ondan da ne kadar faydalanabileceğimiz  başka bir sorudur. 
 
Eski turizmciler tarafından hatırlanacağı gibi’90lı yıllarda da bir ortadoğu kökenli turist akını vardı. 
 
Sarıyerdeki gecekonduları fahiş fiyatla kiraya verirdik. 
 
Sonra ne oldu? 
 
Bugün İstanbul Taksim, Aksaray gibi bölgeleri gezenler Türkiye’de arap alfabesi 
kullanıldığını zanneder. 
 
İkinci bir sorun ise bu bölgelerdeki esnafla ilgilidir. 
 
Gelir vergisi, SGK primi ve KDV’den muaf  Suriyeli sığınmacılar kendi esnafımızın işini elinden almış durumundadır. 
 
Buralarda çalışan konaklama ,yiyecek içecek işletmelerinde, hatta taksicilikte çalışan hizmet personelinin hepsi Suriyelidir. 
 
Ortadoğu turistinin dilini konuşabilmeleri onlara bir avantaj sağlamaktadır.
 
Peki, bunun bize katma değeri, faydası nedir?
 
“Turk Turistik Ürününün Küresel Pazara Entegrasyonu ve Ölçülmesi “ üzerine doktora tezi yazmış biri olarak , açıklanan turistik istatistikler ciddiyetten uzaktır. 
 
Mesala : %50 azalma var denince ne anlaşılmaktadır?  
 
Eğer geçen sene 2 kişi gelmiş ve bu da bu sene 1’e düşmüş ise doğrudur. 
 
Azalma yüzde ellidir. 
 
Ama alandaki gerçekler öyle değildir. 
 
Batı ve kuzey pazarlarında  kayıp gözle izlendiğinde %50 civarındadır ve bu milyonlarca kişi demektir.
 
Bu arada başda kamu olmak üzere bazı kuruluşlar tanıtımdan bahsetmektedir. 
Neyi, kime nasıl tanıtmak? 
 
Adamlar tanımadıkları için mi gelmiyor? 
 
Yoksa pahalı buluyorlar da mı gelmiyorlar?  
 
ADAMLAR TURİSTİK YERDEKİ TERÖRDEN, CANINDAN KORKUYOR! 
 
Onun için şimdilik gelmiyor.
 
Gelelim sektörün son durumuna: 
 
Binlerce satılık otel var.
 
Alan yok. 
 
On binlerce turizm çalışanı evine bir kuru ekmek bile götüremiyor. 
 
Ya esnaf? 
 
Bu otellere su, ekmek, et, yumurta, sebze, meyve, içecek,temizlik malzemesi v.s. satan binlerce esnaf. 
 
Onlar ne durumda acaba?
 
Peki, sorun bu yıllık mı? 
 
Hayır.. 
 
Başta Antalya bölgesi olmak üzere bir sürü konaklama işletmesi satılık durumdadır. 
 
Otelcilikte belirli aralıklarla yenileme çalışmaları yapılmak zorundadır. 
 
Bu periyodik yenilemeler yapılmas ise  belirli standartı yakalamak için daha  fazla masraf yapmak gerekir. 
 
Maalesef bir çok otel buna gereksinim duymaktadır. 
 
Tehlike bu işletmelerin yabancıların lehine el değiştirmesidir.
 
Peki,bu durumda ne yapacağız? 
 
2018 de Berlin’deki ITB fuarına katılım yok denecek kadar azdı. 
 
Bu arada sadece turizm için tanıtımı yapmak, reklama para yatırmak  sermayeyi kediye yüklemektir. 
 
Sokağa atılmış paradır. 
 
Turistik talebi tekrar oluşturmak ve olgunlaştırmak kısa vadeli ve ucuz bir şey değildir ve tek başına yeterli değildir.
Direk tanıtımdan çok dolaylı sempati yaratılmaya çalışılmalıdır. 
 
Sanat bunun için en net ve belirgin yoldur. 
 
Türk veya Türk kökenli kalitesini ispat etmiş sinemacılarımız, müzisyenlerimiz, ressamlarımız, yabancı dilde oyun oynayabilecek tiyatro sanatçılarımız ve yazarlarımız vardır.
 
Kasım 1997 de 78 turistin yaşamını kaybetmesi ile sonuçlanan fanatik katliamdan Mısır böyle bir girişimle kurtulmaya çalıştı. 
 
Mısır üzerine sabun köpüğü tabir edilen sıradan halkın sıkılmadan okuyacağı Kleopatra, Ramses gibi kitaplar yazdırıldı, 
 
Mısır operasının çok görkemli “Ayda Operası” turneleri, filmler buna örnek gösterilebilinir.
 
Kamu ve özel sektör el ele vererek ancak bu işler başarılabilinir.. 
 
Bu yıl olduğu gibi ilk akla gelen iç pazara yönelmektir. 
 
Fakat iç pazarın hacmi ve alım kapasitesi bellidir. 
 
Ülkemizin bu günki ekonomik durumunda bu pazarda bir büyüme beklenemez. Bu da şu anki durumu ile zararı kapatmaz.
 
O zaman geriye kalan, dış pazar çalışmalarının yanında iç pazarda yapılabilecek volümlü turizm SOSYAL turimdir. 
 
Yani iç pazarda ekonomik sebeplerden dolayı türistik ürün satın alma, tatil yapabilme imkanına sahip olamayan kitlelerin aktif projelerle sisteme eklenmesidir. 
 
Şu anki gözlemlerde özelikle Antalya bölgesinde iç pazara yönelik fiyatlar bu işin ciddiyetini anlamamış gibi görünmektedir. 
 
Herşey dahil, ultra herşey dahil v.s. sunumlarla nerede ise 2 gecelik konaklama bir asgari ücret seviyesindedir.
 
Tüm kamu ve özel sektör çalışanlarına uzun vadeli, faizsiz ve nakdi olmayan krediler açılabilinir. 
 
Bu kampanya ya isteyen oteller bakanlıkla mutabık kalacakları fiyatlardan bu yıl için kar gayesi gütmeden katılmalıdırlar. 
 
Bunun karşılığında da vergi, sgk primi gibi zarurui ödemeleri ötelenebilir. 
 
Kamu %18 olan KDV muafiyeti yaparak olayı başka bir yönü ilede teşvik etmiş olabilir.
 
 Ödemeler kamu tarafından yapılarak, tatil hakkının devri veya başkalarına satılmasının da önüne geçilebilinir.
 
Patlamaların ardından insanların yaptığı ilk şey, patlama alanına girip işe yarayabilecek ufak tefek eşyalarını arayıp bulmaktır.
 
Ee, turizm patladı ise, yapılacak şey ufak şeylerle yetinmek.
 

27-09-2018 06:27

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Diğer Haberler
Yorumlar