22.07.2019
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Yazarlar - Seha Aksü
KÜLLİYE
 
 
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğüne göre “Külliye bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş (da-rülhadis) yani medrese,  (da-rülkurra) yani  Kur'an okuma yöntemlerini öğreten medrese bölümü, türbe, kütüphane, hamam, sebil,  (da-rülziyafe) yani aşevi, (da-rüşşifa) yani hastane, ( tabhane) yani misafirhane , (arasta) yani çarşı, okul,  tekke, zaviye binalarından oluşan yapıların bütünü” dür. 
 
İslam toplumunun oluşumunda şehirlerde mahalle hayatı külliyeler çevresindeki mimari yapıda yoğunlaşıyordu. Yani başka bir deyişle külliyeler genellikle sultanlar veya üst düzey yöneticiler tarafından yaptırılan sosyal sorumluluk merkezleri idi.
İstanbul’da bazı tarihi camiler, diğerlerinden ilk bakışta hemencecik diğerlerinden ayrılıverirler. Onlara “Selâtin cami” denir. Selâtin
cami, sultanlar tarafından yaptırılan cami demektir.
 
Osmanlı ailesinden bir padişah, şehzade, sultanın hanımı, annesi veya evlenmemiş kızı için yapılan bir camiye “selâtin cami” adı verilir. 
 
Bu camilerin en ayırıcı özelliği, iki ve daha fazla minareye sahip olmasıdır. Bu, tarihi bir gelenektir. Buna en iyi örnek Mimar Sinan tarafından yapılan Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan camileridir. Üsküdar Mihrimah Sultan camii çift minareli iken, bilahare Rüstem Paşa evlenmesinden sonra yapılan Edirnekapı Mihrimah Sultan camii tek minarelidir. 
 
Selâtin cami olmayan hiçbir camiye ikinci bir minare yapılamaz. Bu gün bırakın bu özelliğe dikkat etmek kubbe ile minare arasında ki altın oran bile dikkate alınmamakta ve estetikten yoksun yapılar ortaya çıkmaktadır.
 
 Üsküdar Mihrimah Sultan, Valide-i Atik, Ortaköy (Büyük Mecidiye), Yeni Cami, Nuru Osmaniye gibi camiler, selâtin camilerdendir.
 
İstanbul’un Selâtin camileri içinde şöyle bir sıralama vardır: 
 
En önemlisi Ayasofya Camii’dir.  Çünkü İstanbul’un fethini temsil eder. 
 
Daha sonra Fatih Camii gelir. İstanbul’un Fatih’i tarafından inşa ettirilmiştir. 
 
Daha Sonra Süleymaniye, ondan sonra da Sultanahmet gelir. Bunların haricinde İstanbul’da değişik büyüklüklerde birçok külliye mevcuttur.
 
Osmanlı toplumunda külliyeler, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için, bu görevin devletin sorumluluğunda olmadığı anlayışıyla, başta hükümdar ve aileleri olmak üzere, siyasi ve ekonomik güce sahip kişiler tarafından, vakıf sistemi içerisinde inşa edilmişlerdir.
Külliyeleri oluşturan yapı topluluğunun merkezinde yer alan camiler ve avluları, Doğan Kuban hocaya göre "Osmanlı'nın kamusal alanları" olarak kabul edilebilir.
 
Halkın ve yöneticilerin, birbirlerini görmesi, varlıklarını duyurması, bu mekânlarda gerçekleşmiştir. "İstanbul'daki külliyelerin büyük dış avluları, İstanbul'un forumlarıdır. Roma ve Bizans dönemlerinin yapılarla çevrili kent meydanı kavramı, İslam toplumunun her şeyi din bağlamında tanımlamaya çalışan sosyal sistemini yansıtarak, insanların toplanacağı alanları camiler çevresinde oluşturmuştur." 
 
İstanbul'daki Osmanlı külliyelerinin camileri, iç mekânları, iç ve dış avluları ile İstanbul'un şehir meydanlarına açılan "kamusal alanlar" oluşturmuşlardır. İbadet, eğitim, sağlık gibi ihtiyaçları için külliyelere gelen halk, ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, herkese her zaman açık olan camilerde ve avlularında bir araya gelmiş, tartışmış, sohbet etmiş, kimi zaman yönetimi eleştirmişlerdir. Bu mekânlarda, kendilerini, Osmanlı toplumunu temsil ettikleri gibi, mekânların temsil ettiği Osmanlı üst kimliğiyle de iletişime geçmişlerdir. 
 
Günümüzde külliye kelimesi değişik mekânlar için kullanılmaya başladığından aklıma böyle bir yazı yazmak geldi.
 
İslami bir işlevi belirten bir kavram olarak  “Külliye” bu coğrafyalarda fonksiyonu ne kadar geniş olursa olsun ve mekânı ne kadar
büyük olursa olsun yönetimsel bir yer için kullanılmamıştır.
 
Örneklemek gerekirse ne en tepe erk sahibi Sultanın nede Sadr-ı Azam’ın oturduğu ve yönettiği mekânlar için külliye kavramı kullanılmamıştır.
 
Üçyüzbin metrekarelik içinde yaklaşık dört bin kişinin yaşadığı Topkapı, yüzonbin metrekare alana sahip Dolmabahçe ve beşyüzbin metrekare alana sahip Yıldız sadece “Saray” olarak anılmıştır. Günümüzde ise bu alanlara büyüklükleri ve fonksiyon farlılıklarından dolayı “kompleks” adı da verilmektedir. Yıldız Saray Kompleksi gibi,
 
Aslında bu yazı bir kültür yazısı ve muhatabı da kültürle ilgilenen bakanlık olması gerekir. Zira dil kültür öğelerinin bekli de en önemlilerinden biridir.
 
Acaba bu kamu otoritesi ne düşünüyor?
 

03-11-2018 12:16

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Diğer Haberler
Yorumlar