20.02.2019
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Yazarlar - SEHA AKSÜ
HERŞEY SATILIYORSA SIRA MÜZELERE DE GELECEK Mİ

 

Aklıma ülkemi ekonomik dar boğazdan kurtarmanın bir yolu geldi. Kanımca benden evvel kimse düşünmemiştir bunu (!)
 
Ülkemiz dış borcu 457.000.000.000.- Amerikan doları.
 
Bunun Temmuz 2019'a kadar ödenmesi gerekeni 179.000.000.000.- Amerikan doları.
 
Duyun-u Umumiye borçlarını ödemiş bir ülke olarak tabii ki bu borçlar da anlımızın akı ile ödenecektir. 
 
Ama nasıl?
 
Bir yandan deliler gibi çalışalım. Diğer yandan İskoçlar gibi tasarruf edelim, fakru-zaruret içinde yaşayalım. Ama ne deli gibi çalışarak, ne de tasarruf ederek bu borcu ödeyemeyiz.
 
O zaman başka bir yol bulmalıyız!
 
Eski defterleri karıştıralım, bakalım ne bulabiliriz.
 
Aklıma gelen daha doğrusu şimdiye kadar ülkemin mülkiyetinde olan taşınmazlar, yani eski tabirle gayr-ı menkuller.
 
Ne kaldı ise! Süre olarak şurada Temmuz 2019’a ne kaldı ki?
 
Kolay ve hızlı satılabilecek olanları aşağıda sıralıyorum. 
 
Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Saraylar bünyesinde bulunan Dolmabahçe Sarayı (1855), Yıldız sarayı (1876), Beylerbeyi Sarayı (1865), Küçüksu Kasrı (1876), Ihlamur Kasrı (1855), Maslak Kasrı (1876) ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin elinde bulunan Hıdiv Kasrı (1907), Yıldız korusunda bulunan Malta Köşkü (1871), Çadır Köşkü (1871), Emirgan korusunda bulunan Sarı Köşk (18789, Pembe Köşk (1878), Beyaz köşk (1878), Beykoz korusunda bulunan Mecidiye Kasrı (1845) ve Abraham Paşa Köşkü (1870), Sepetçiler Kasrı (1643) ve Tophane Kasrı (1852).
 
Bunların hepsi Sepetçiler Kasrı (1643)  hariç 19ncu yüzyılda borç içinde yüzer iken Galata bankerlerinden alınan borç ile yapılmış çoğunluğu, hatta hepsi batı özentisi barok veya barok-rokoko tarzında azınlık mimarlar tarafından inşa edilmiş yapılar. İlk dış borç 1854′te alınmıştı.  Görüldüğü gibi bunların hemen arkasından 1881 yılında Düyunu Umumiye gelir.  
 
Altmışlı yılların başında on yaşında bir çocuk olarak İstanbul Erkek Lisesini kazanıp  kapısına geldiğimde, hayretten dona kalmıştım. Bu kadar büyük kapı olabilir mi idi? Sekiz yılımı geçirdiğim o yapıda bunu hep düşündüm.  Olgunluk yaşıma vardığımda ise şunu fark ettim. Bu devasa yapı tam Sadaret Köşkünün, yani Bab-ı Ali’nin karşısına büyük kapı öyle olmaz böyle olur der gibi bir kinaye ile yapılmıştı.
 
Benim tezime şöyle karşı çıkabilirsiniz.
 
 “Tarih satılır mı?”, “Milli değerler satılır mı?”
 
Satılmaması gerekir.
 
Peki,  1862 de kurulan “İnhisar” yani Tekel’in bünyesindeki 1884 Cibali Sigara Fabrikası, 1884 İzmir Sigara Fabrikası, 1895 Adana Sigara Fabrikası,1897 Samsun Sigara Fabrikası ve 1905-Bomonti Bira fabrikası ile 1925 yılında devletleştirilen sigara ve 1926 da devletleştirilen içki ile 1932 yılında kurulan “İnhisarlar Umum Müdürlüğü” ve sonradan Tekel adını alan büyük girişimin Samsun-Tokat- Malatya-Adana-Maltepe-Bitlis Sigara Fabrikaları, Tekirdağ ve Nevşehir'de rakı fabrikaları, Alaşehir ve Tarsus suma fabrikaları, Karaman alkol fabrikası, Bilecik'te votka, cin ve likör fabrikası, Acıpayam'da anason işleme tesisi, Elazığ ve Şarköy'de şarap üretim tesisleri 
 
1933 yılında kurulan Sümerbank bünyesinde 1934’de kurulan Bakırköy Bez Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası ve Isparta Gülyağı Fabrikası, 1935’de kurulan Kayseri Bez Fabrikası, Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası ve Zonguldak Antrasit Fabrikası, 1936’da kurulan İzmit Kâğıt Fabrikası, 1937’de kurulan Ereğli ve Nazilli Bez Fabrikaları,
 
1934 yılında Eskişehir Şeker Fabrikası, Turhal Şeker Fabrikası, Konya Ereğli Bez Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, İzmit Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası,  Zonguldak Antrasit Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Ankara, Konya, Eskişehir, Sivas Buğday Siloları, Kayseri Bez Fabrikası,
 
Osmanlı Devleti'nde 1908 yılında kurularak 1911 yılında açılan Kadıköy ve Beyoğlu telefon santrallerinin ardından posta idaresine bağlanarak uzun yıllar PTT bünyesinde faaliyet göstererek sonradan ayrı şekilde yapılandırılan Türk Telekom.
Peki, bunlar ne oldu?  Güya özelleştirildi (!)
 
Özelleştirme, bir mülkün veya işletmenin hükümetin mülkiyetinden özel mülkiyete geçme sürecini kamu sektöründe daha az verimli, bürokratik ve çoğu zaman politikleşmiş operasyonlar olarak görülenlerin yerine daha verimli iş operasyonlarının yerini almasını tanımlar. Bizde ne oldu? Haraç mezat satıldı. İşlevi sona erdi.
 
Tarih değil miydi?
 
Milli değer değil miydi?
 
Yukarıda satalım diye saydığım yapıların hiç biri müze değil.
Madem o kadar milli!
 
Siz hiç Paris’teki Versay sarayında, Viyana’daki Schönbrun sarayında düğün gördünüz mü?
 
Efendim, oralarda düğün yapıyoruz ama özellikle Dolmabahçe sarayında ülkemizin kurtarıcısı büyük Atatürk’ün öldüğü yatağı var, diye düşünebilirsiniz.
 
Yatak bir mobilya! Hiç önemli değil!
 
ATATÜRK ölmedi ki!
 

14-01-2019 12:54
Önceki Yazıları
KARA TREN
15-02-2019 22:55 | Yorumlar
22-01-2019 15:38 | Yorumlar
HERŞEY DÂHİL, ALKOL HARİÇ
14-01-2019 13:11 | 1 Yorum | Yorumlar

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Bunları Okudunuz mu?
Diğer Haberler
Yorumlar