16.07.2019
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Yazarlar - YAVUZ ATAÇ
İSTANBUL KANATLARIMIN ALTINDA

 

Ernest Hemingway, hiç karşılaşmamış olduğu Mustafa Kemal’in kimselerin unutamayacağı, İsmet Paşa’nın da kimselerin hatırlamayacağı bir yüzünün olduğunu söylüyor. Hem fikir olmadığım tek sözü bu değil ama yaşıyor olsaydı, La Bodeguita del Medio’da birkaç kadeh Mojito içmek isterdim. 
 
Sohbetimiz kadın ve içki üzerine olurdu diye tahmin ediyorum ama acaba kendisi daha önce karşılaşmış olduğumuzu söyler miydi, bilmiyorum? Çünkü bu cümleyi ara sıra duyuyorum. Hatta en son geçen hafta sonu İstanbul havalimanında soruldu.
 
Tam konuşmasını bitirirken göz göze gelmiştik. “Şu an İstanbul Havalimanında, en favori mekanımda yemekteyim” diye telefonda konuşurken, uykusuz gözleriyle çevresini süzüyordu.
 
Yok, ne bir bahar akşamı, ne sevinçli bir telaş, ne de derinden bakınca gözlerinin içine mevzusu. Yalnız masasından kalkarken, gülümseyip “Kusura bakmayın biliyorum, sizinle tanışıyoruz ama nereden çıkaramadım” dedi. 
 
Yazıma boşuna Ernest Hemingway ile başlamadım. “Önemli değil, ikimizde sarhoştuk ama günah sayıla bilinecek hiçbir şey yapmadık” dedim. Şaşırmıştı ama gülmemek için dudaklarını sıkıyordu.
 
“O zaman, sizde dün gece yarısı Beyoğlu’ndaki otelin çatısındaydınız?” diyerek, şansını denedi. Renk falan vermedi ama masasından kalkmadan, Haliç kenarında büyüleyici bir manzaraya sahip olan bir otelin kalem ve not defter yapraklarını topladığını görmüştüm.
 
Beyoğlu’nu hatırlamıyorum ama Haliç kenarındaki otelin çatı barında karşılaştık dedim. “Ama hayat bazen çok acımasız. İçki içerken Robert De Niro. Sabah kahvesi sonrası Danny DeVito” diye ekleyince. Bu sefer kendini tutamadı, kahkaha atıp. “Dalganızı geçin bakalım” diyerek kartvizitini uzattı, adı Dünya.
 
Neyse. Geçici hafıza kaybına uğrayan, turizmin kanat önderleri gibi Facebook veya Instagram sayfalarına fotoğraflar atıp, yorum eklemedim ama birkaç hafta önce Hollanda’nın önde gelen kültür, seyahat ve gastronomi dergi ve gazete yazarlarıyla İstanbul ziyaretim oldu.
 
Hazırlamış olduğum programın “yeme-içme” yani gastronomi içeriğini turistlere yönelik olanlar değil, yerli halkın yiyip içtikleri mekanlardan seçtim. Öğlen yemeklerini İstanbul’un sokak lezzetlerine. Akşam yemeklerini ise modern Türk mutfağına ayırdım.
 
İstanbul’un sokak lezzetleri sırf günümüz yaşam şeklinin bir parçası olmadığı herkes tarafından dile getiriyor ama nedense Osmanlı dönemi esnaf veya çarşı mutfağı veya sokak satıcıları hakkında kimse detaylı araştırmalar yapmıyor? Eğer yapılıyor ise niçin yeterince tanıtamıyoruz, bilmiyorum?..
 
Modern Türk mutfağına gelince. Kullanılan malzemelerin mevsimsel ve yerel olması ile birlikte. Anadolu'dan gelen yöresel lezzetlerin farklı bir şekilde yorumlanması, tabak tasarımı, sunumunda farklılık ve her yemeğin mutlaka bir hikayesi olması gerektiği yazılıp, çiziliyor.
 
Kimileri füzyon mutfak akımından esinlenen şeflerimizin modern teknikler eklemesi diyor. Kimisi Çağdaş Türk mutfağı veya Yeni Türk mutfağı diye adlandırılıyor. Ama bugüne kadar Türk mutfağını sadece kebap ve baklavadan ibaret olduğunu düşünen bir yazar, ilk akşam yemeğinde şaşkınlığını söyle dile getirdi. “Burasının neden Michelin yıldızı yok?”
 
Gelgelelim Şarap konusuna. Yemeğimiz nerede olursa olsun, sadece Türk şarapları sunulacağını ve sırf ‘yerli üzümlerden’ yapılan şaraplarımızı tadacağımızı anlatmıştım. Şu kadarını söyleyebilirim. İsmini bile telaffuz edemedikleri yerli üzümden yapılmış şaraplarımıza hayran kaldılar. 
 
Garson arkadaş. Eğildi, kulağıma “Abi, her şey dahil otellerde, galiba bu şaraplar sunulmuyor” diye fısıldadı. Eee, ne kadar ekmek o kadar köfte dedim. Yalnız şunu ekleyeyim. Sekiz kişiden yedisi Türkiye’ye ilk geliyor!
 
Akşam yemeği sonrasını, Beyoğlu’ndaki mekanlar yerine Karaköy’deki binaların çatı katındaki kokteyl barlarını tercih ettim. Dünyaca ünlü bir moda dergisinin yazarı “artık Mojito’mu ben burada içerim..” dedi. Tünelin bitişiğindeki, Momento Hotels Golden Horn’un çatısındaki kokteyl barında.
 
Dört günlük ziyarette ilginç olan tek şey. Osmanlı motifleriyle süslenmiş bazı otel ve lokantalarımızın, turist geliyor diye yabancı müzik çalıyor olmaları? Bir kez masadan kalkıp, müziğin sesinin biraz kısılmasını ve değiştirilmesini istedim.
 
Green Day Grubunun “Boulevard of Broken Dreams” şarkısıymış. Herhalde turizm okullarımızdaki hocalarımız. Türk misafirperverliğini, Türk mutfağını yüksek sesli, yabancı rock müziği ile tanıtılmasının uygun olacağını söylemiyor?..
 

28-06-2019 02:39
Önceki Yazıları
SARAYDAN KIZ KAÇIRMA HİKAYESİ
10-02-2019 21:30 | 2 Yorum | Yorumlar
TURİZMDE SORUN SADECE FİYAT MI ?
02-03-2018 18:02 | 1 Yorum | Yorumlar

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Bunları Okudunuz mu?
Diğer Haberler
Yorumlar