• 03 Mart 2008 14:38
  • 0
  • 7 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

''ağır itham''

Bu yazıyı dinleyin
Yusuf Hacısüleyman 03 Mart 2008 ''ağır itham''

 

Son yıllarda turizme ve turizmin sorunlarına artan ilgi sanırım sektörün tüm kesimleri tarafından sevindirici bir gelişme olarak algılanmaktadır.
Özellikle Katma Değer Vergisinde yapılan indirim Türk konaklama sektörüne ekonomik olarak bir nefes aldırmıştır.
Yine şaraptaki Özel Tüketim Vergisinde yapılan indirim, turistik konaklama ürünümüzün büyük bir yüzdesinde uygulanmakta olan ‘herşey dahil’ işletme sistemindeki maliyetlerin bir nebze  azalmasına katkı sağlayacaktır.

Ancak yılın üçüncü ayına girdiğimiz şu dönemde görülüyor ki bu nefes, para politikalarındaki aşırı değerli "YTL" karşısında çok uzun olamayacak, enflasyona paralel oranda kur artışının gerçekleşmemesi durumunda, konaklama işletmelerinde zaten içinde bulunulan dibe vurma sürecinin de sonunu getirecek olan ‘’sıfır’’ (işletme kâr’ı) noktasına doğru hızlı bir gidişat var.

Konaklama işletmeleri döviz/enflasyon, YTL/Euro, YTL/USD ve son olarak da Euro/USD paritesi olmak üzere tamamen kendi etki alanları dışında kalan olumsuz olgularla karşıkarşıya bulunmaktadır.

Giderleri her gün artmakta, dışardan getirmiş olduğu her Euro veya Doları bozdurduğunda ise karşılığında daha az Türk Lirası elde etmektedir. Nereye kadar? ’’Sıfır’’noktasına kadar, yani bir gün rakamların ‘’kırmızı’’yazılmasına kadar.
Bu gelişme süreci birkaç yıldan bu yana konaklama sektörünü ‘’sinsice ve gizli’’olarak  değil, aleni bir şekilde kemirmektedir.

Bu durumda turizmin 12 aya yayılması mümkün müdür? Kapılarını yalnızca dönemsel/mevsimsel olarak açık bırakan tesis sayısı her geçen gün artmaktadır.
Konaklama Endüstrisi, özellikle gençlerimizin iş bulabilme olanaklarını artıran, işin gereği olarak genç nüfusun istihdamını sağlayan bir endüstridir.  Son yıllara bakıyoruz, işletmeler personeline  tam yıl iş ve ücret veremez noktasına gelmişler.

İşletmelerini açık tutamayan, personelinin istihdamını sağlayamayan ve ücret ödeyemeyen konumuna gelmiş olan bir yapının kendini yenilemeye ayıracak parası var mıdır?
Kuşkusuz ki yoktur.

Konaklama işletmelerimiz yapıldıkları gündeki, yola çıktıkları kalitelerinden bugün artık çok uzaktalar, yenileme için ellerinde kaynak kalmamıştır.
Bu durumda uluslar arası rekabette önde olduğumuz kalite/fiyat ve hizmet ilişkisini ayakta tutma şansı var mıdır?
Otellerimizde her yıpranan veya eksilen malzemenin yerine yenisi alınması gerektiğinde ya kalitesinden ya da gerekli sayısından fedakârlık yapıldığı bir dönem yaşamaktayız.

Personelin eğitimine kaynak ayırmak artık hayal olmuş durumda, kaynak yok ki ayrılabilsin.
İşte bütün bunlar ve bunun dışında, Türk turizminin master planından tutun da imajın iyileştirilmesi, tanıtımda bir üst çatı örgütü kurulması hatta diğer bütün konularda da turizm hareketinin bileşenlerinin birlikte hareket etmesini sağlamak için bir ‘’Ulusal Turizm Konseyinin’’oluşturulması konuları 28.02.-02.03.2008 tarihlerinde TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen  ‘’Türkiye Turizm Stratejileri Arama Konferansı’’nın konularıydı. İyi hazırlanmış bir organizasyona Ela Quality otelinin mükemmel ev sahipliği de eklenince, Türk turizmine yakışır bir toplantı olacağı beklentisi herkeste belirmişti.

Ta ki son anda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Sn. Rıfat Hisarcıklıoğlu turizm çevrelerinde herkesin saygı duyduğu iş adamlarını, otelciler meslek birliğinin kurulmasını istemelerinden dolayı ‘’Etiket Düşkünü’’olmakla itham edinceye kadar.

Nedir bu ağır ithama yol açan meslek birliği?

Odalar ve Borsalar Birliği neden bunun karşısında?

Sn.Hisarcıklıoğlu bunu şu şekilde açıklıyor:
"Bölünmüşlükle ticaret yapılmaz, sorunları çözme yeri biziz, ne sorununuz varsa biz çözelim, hangi sorununuzu çözmedik, çözelim."

Her düşünceye saygı duymak lazım. Ancak konaklama işletmelerinin otelcilik meslek yasasını istemelerinin nedeni, Odalar ve Borsalar Birliğinin sorunlara duyarsız kalması veya sorunların çözümünde yardımcı olmaması veya netice alamaması temeline dayanmamaktadır. TOBB, konaklama endüstrisinin makro düzeydeki sorunlarını hükümetler nezdinde takip etmektedir, etmek de asli görevlerindendir çünkü konaklama işletmeleri ticaret odalarının üyesidir.
Burada değinilmesi gereken konu aslında yapılanma modelidir.
Ülkemizin turizm gelirlerinin büyük bir bölümü konaklama işletmeleri tarafından sağlanmaktadır.

Diğer sektörlerden almış olduğu mal ve hizmetlerle ise ülke içindeki ekonomiye ne kadar katkıda bulunduğunun örnekleri ‘’RESORT’’dergisi tarafından yapılan bir araştırma ile ortaya konulmuştur.

Yazımızın giriş kısmında Türk turizmini doğrudan etkileyen sorunların hepsi konaklama işletmelerinin Türk turizmini etkileyen sorunlarıdır.

Bu nedenle disiplinsiz ve dağınık bir konaklama endüstrisi Türk turizmi ile ilgili her türlü politika ve düzenlemenin yerine getirilememesine, turistik ürün imajının ayakta tutulamaması, işletme anlayışının her türlü yön göstericilikten mahrum ve pazarlama tekniklerinin her işletmece istendiği gibi yozlaştırılmasına yol açmaktadır.

Bu ve daha binlerce mesleki konu Türk turizmini çok önemli ölçüde olumlu veya olumsuz yönde etkileyen bu ‘’mesleğin iç sorunları’’dır, küçük aile içerisinde çözülmelidir, yasal yaptırım olanakları ile disiplin altına alınmalıdır.
Küçük aile kavramı olmaksızın büyük aile kavramı olmaz. TOBB ‘un kendisi aynı anlayışla kurulmadı mı?

Önce odalar, sonra birlik?

Otel yatırımcısı bu konuyu artık bir yasal zemine oturtalım diyorsa buna kulak vermek gerek, işi yapanlar buna ihtiyaç duymaktayız diyorsa buna saygı duymak gerek, çünkü işi yapan, icra eden onlar.

Türk Turizminde parmağı, eli değil, tüm vücudunu taşın altına koyan otel sahiplerini ‘’Etiket Düşkünü’’olmakla itham etmek maalesef konudan ne kadar uzak olunduğunun teyididir.

Konaklama endüstrisini kendi aile iç disiplinini sağlayacak yasal düzenlemeden mahrum bırakmak bu endüstrinin dağınık, ülkemizin turizm  hedeflerine doğru ortak bir disiplin içinde hareket etmeyen, her türlü milli politikadan ve değerlerden uzak gelişmesini ‘’seyretmekle’’ eşanlamlıdır.

Turizmin bitmez tükenmez sorunları var. Bir gün birkaç tanesini hallediyorsunuz, yarın yeni birkaç tanesi ortaya çıkıyor çünkü çok dinamik bir özelliğe sahip bir bilim dalıdır turizm.

Evet, yanlış yazmadım, belki bu boyutta hiç ele alınmadığı için bu tanım size yabancı gelmiş olabilir.

Turizm bir bilim dalıdır, hem de öyle bir bilim dalıdır ki başka bilim dallarının alanına dahi zaman zaman fazlaca nüfuz eder.
Bu bilim dalının alanı çok geniştir, bu nedenle bölümler halinde incelenmeli ve ele alınmalıdır.

Bu bilim dalı içinde yer alan konaklama unsurunun yapılandırılması ve sorunları iki şekilde ele alınmalıdır. Makro düzeyde TOBB içinde ve tarafından, mikro düzeyde de Meslek Birliği, yani TOBB başkanının deyimiyle "Etiket Düşkünleri" tarafından.

Otelcilik saygın bir meslektir, herkese eşit mesafede uzak ve yakınlıktadır.
Bu özelliğini ise icra ettiği meslekten almaktadır, yani ‘’misafir’’kavramından.
Konulara farklı ve en az iki yönden bakmasını bilir, biri kendi açısından diğeri ise misafir açısından.

Türk otelcisi bu konuda hep fedakar olmuştur, misafirperverlik gereği misafir yönünden bakıldığındaki duruma göre hareket etmiştir.
Otel soğuk denildiğinde ısıtmayı açtırmıştır, sıcak denildiğinde ise klimaları, yemek çeşitleri az diyen oldu mu, akşama beş – on çeşit daha büfeye konmuştur, kahvaltıda simit yok denildiğinde dışardaki fırınlardan simit getirtilmiştir.
Yani birşeyler söylendiğinde o  taraftan da bakmasını bilen insanlardır ve asla "Etiket Düşkünü" değildirler.

Sanırım bu "Arama Konferansı" uzun süre unutulmayacaktır, ancak ne yazık ki üretilen onlarca güzel fikir ile değil, saygın iş adamlarına yönelik kapanış konuşmasındaki bu "ağır itham" ile…

 

Diğer Yazılar