• 04 Ekim 2020 22:36
  • 0
  • 6 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Bugünkü durum ve korona sonrası için ne yapmalı?

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 04 Ekim 2020 Bugünkü durum ve korona sonrası için ne yapmalı?

Önümüzdeki 4 sezon boyunca Kültür ve Turizm Bakanlığı, sektörün geleceğine ilişkin araştırmaları ve izlenecek yol haritasını, “Yeni Normal” olarak adlandırılan gelişmelere göre tasarlamak zorundadır. 

Bu çalışmada sektörün meslek kuruluşları ve ekonomistler de yer almalıdırlar.

Tatil Turizmi:

Türkiye’de yatak kapasitesinin yaklaşık yüzde 70’lik bölümü kıyı bandında ve “güneş, deniz, kum” tatiline uygun inşa edilmiştir. 

Bu kapasite içinde standartları görece düşük bölümün, önümüzdeki 4-5 yıllık süreçte sadece fiyat üstünlüğü yöntemiyle ayakta kalma şansı çok azdır.

“Turizm Alanlarında” dikey büyüme modeline göre arttırılan, yatak kapasitesine bağlı yanlış yapılaşma nedeniyle, kıyıya yakın, 2. Ve 3. akslardaki konaklama tesislerinin önümüzdeki dönemde kapanma olasılıkları yüksektir.

Konaklama tesislerine yakın bölgelerde ortaya çıkan, yeme-içme hizmeti veren küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ile kayıt dışı olmalarının avantajıyla, ithal malı taklid ürünler satan, mevsimlik dükkanların “Yeni Normal”de uzun süre dayanabilecekleri kuşkuludur.

Araştırmalar; otellerin salt bizde değil Dünya’da da büyük güçlüklerle karşı karşıya olduklarını göstermektedir. 

Bu sektörde gelirlerin 2019 düzeyine gelmesi,  en iyimser tahminle 2023 yılından önce mümkün görülmemektedir. 

Yurtdışında örneğin Amerika’da otellerin doluluk oranları % 25 lerde kalırken, oda başına günlük gelirleri (RPR) 40 Doların altında gerçekleşmektedir.

Tatil yörelerindeki turizm yatırımcıları olumsuz senaryolara göre konumlanmaları ve öz kaynak bulma yöntemlerini hayata geçirmeleri, pandemi sonrası süreçte varlıklarını sürdürmeleri açısından hayati önemdedir.

Büyük ölçüde yabancı para ile borçlanılarak gerçekleştirilen bu yatırımların, içinde bulunduğumuz kriz dikkate alınarak, ödemelerinin yeniden yapılandırılması kaçınılmaz hale gelmektedir.

Özellikle bazı bankaların alacaklarını tahsil amacıyla, takip başlattıkları borçluların gayri menkullerine el koymaları, bir süre sonra kaçınılmaz olarak ellerinde yönetilemez büyüklükte gayrimenkul stokları oluşmasına yol açacaktır.

Doğal olarak hizmet kalitesini aşağı çekecek bu yaklaşım, 3-4 yıl süreceği ön görülen salgın etkisinin bitiminde, “Tatil turizminde”  Türkiye’nin ilk sıralarda tercih edilmesini güçleştirecektir.

Gecikmeden alacaklı bankalar, Maliye, Kültür ve Turizm, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları ile sektördeki meslek kuruluşlarından oluşacak bir çalışma grubu kurularak, kredi büyüklükleri belirlenmeli ve orta vadeli kaynak sağlayacak bir fon oluşturulmalıdır.

Kaynak sorununun fazla büyümeden çözümlenmesi, yatırımcılar kadar bankaların da elini güçlendirecek bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir.

Çalışanların başka sektörlere kaymaları ya da tümüyle işsiz kalmaları da en az tesislerin kapanması kadar belki daha da önemli bir olumsuzluktur. 

Fon kurulması tasarlanırken, kıdem ve önem sıralarına göre çalışanların da geleceklerini güvenaltına alacak bir geniş perspektifli programa ihtiyaç duyulacağı ortadadır.

Kültür Turizmi:

Türkiye’nin pandemi süreci sonunda, özellikle uluslararası pazarda mukayeseli üstünlük sağlayabileceği en önemli alan kültür turizmidir. 

Uluslararası araştırmaların sonuçlarına göre, özellikle konaklama ve seyahat sektörüne önerilen; farklı ürünler hazırlanmasında Türk turizmcilerinin yapacakları yeniliklerde kültür turizmi çok geniş bir alan açmaktadır.

Ancak kültür turizmini geçmiş alışkanlıklarımızdan kaynaklanan, kitle turizminin yan ürünü gibi değerlendirmek son derece yanlış bir yaklaşımdır.

Yeni Ürünler: Kısa süreli kiralama:

Türkiye hızla arttırılan yatak kapasitesi yüzünden, Akdeniz’de en fazla 2.Konuta sahip ülke olmasına karşın, yılın sadece ortalama yüzde 15-20 aralığında kullanılan bu kapasiteyi bir türlü ticarileştirememektedir.

Özellikle vergi yasalarından kaynaklanan; şahıslara ait konutlarda kira geliri üzerindeki vergiden istisnada limitlerin düşüklüğü, KDV ve stopaj farklılıkları gibi nedenler, bu kapasitenin profesyonel ölçekte pazarlanmasını engellemektedir.

Pandemi sürecinde konaklama tesislerinden kaçan talep bu alana yönelmiştir. Tatil yörelerinde yükselen talebin önümüzdeki yıllarda, artarak süreceği beklenmektedir. 

Kentlere talebin düşmesi yüzünden daralmaya giden ve zarar açıklanan bu alanda, Dünyanın en büyük kuruluşu olan Air Bnb, tatil segmentindeki büyüme nedeniyle geçtiğimiz günlerde borsaya başvurmuştur.

Kamp ve Kiralık Karavan:

Türkiye’de son dönemde canlanan bu alandaki talep, yerli üreticilerin de dikkatlerini çekmeye başladı.

Yerel yönetimlerin hızla kendi bölgelerindeki uygun yerleri işaretleyerek, salgını da dikkate alan, hijyenik kurallara uygun alt yapı hizmetlerini  tanımlamaları ve denetlemeleri yararlı olacaktır.

Bu bağlamda günübirlik kullanılan piknik alanlarının da salgın yüzünden daha sıkı denetimi ve alt yapısı olmayan yerlerde günübirlik de olsa kullanıma izin verilmemesi kaçınılmaz hale gelmektedir.

Yatçılık :

Salgında Türkiye’de ilk gidilen yerlerin başında, ağırlıklı olarak Güney Ege kıyıları gelmektedir. Özel yatlar daha sonra işletmecilerin pazara sundukları kiralık teknelerle bu pazarda ciddi bir yükselme gözlenmektedir.

İklim özellikleri açısından Türkiye’de ihmal edilen bu segmentin, Yeni normal’de önemli bir ürüne dönüşeceğini tahmin etmek güç değil.

Bağlanılacak koyların kirlenmelerinin önlenmesi ve atık sorununun çok ciddi ölçülerde izlenmesi, büyük önem taşımaktadır.

Cruise seferlerinin nerdeyse tamamen durmasıyla, geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de ucuz fiyat rekabetinden etkilenen bu sektörün, yeniden canlanacağını ve fiyatların yükseleceğini varsaymak,  gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.

Ve İç turizm:

Türkiye’de kıyı bandındaki tesislerin, ağırlıklı olarak banka kredileri ve geçmişte yabancı operatörlerin kısmen ön ödemeleriyle fonlanması nedeniyle, kapasitelerinin tamamına yakını bölümünü, yurtdışı pazara ayıran işletmecilerin birden bire iç turizme dönmelerini ve başarılı olacaklarını beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Kaldı ki, ekonomik nedenler yüzünden, geçmişteki iç pazar potansiyelinin, yeterli ölçülerde canlanabileceği de kuşkuludur.

Dünyadaki genel eğilimler ölçüsünde Türkiye’de de iç pazar ve yakın çevre gezilerinin öne çıkacakları ve bu durumun bir kaç yıl süreceği görülüyor.