• 20 Nisan 2020 11:38
  • 0
  • 6 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Bugünü anlayamayanlar yarın için bir şey söyleyemez

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 20 Nisan 2020 Bugünü anlayamayanlar yarın için bir şey söyleyemez

 

Corona dünyayı alt üst etmeyi sürdürüyor. 
 
Doğal olarak hepimizin birincil önceliği yaşamak. 
 
Salgının sonrasını, kimlerin ayakta kalabileceğini düşünürken, aklıma Suriye Cephesinden dönüşünde rastladığı askerleri durdurup, birliklerini ve kumandanlarını soran Mustafa Kemal geldi. 
 
Paşam “savaşı kaybettik” diyen yaverine, “ kaybettiğimiz doğru,” yanıtını verir ve ekler. “Memleketi, akıbetlerini merak ettiğim o subaylarla birlikte kurtaracağız. Nerede olduklarını öğrenmemiz lazım”.  Mustafa Kemal Paşanın  o gün merak ettiği, sonradan birlikte Cumhuriyetin kurucu kadrosunu oluşturacağı silah arkadaşlarını şükranla anarken, turizm sektörünün aktif büyüklüğünü belleğimde canlandırmaya çalıştım.
 
Ziyaretçi sayıları açısından dünya’da  6.Sırada yer alan, 1,5 milyon yatağı ve 2 milyona yakın doğrudan çalışanıyla, kendisi dışında  onlarca sektöre doğrudan ya da dolaylı katkı sağlayan turizmin, bu riskli ortamda  geleceğini  kestirmeye çalışmak her ne kadar kolay olmasa da gerekli. 
Ama yaşadığımız krizin salt Türkiye’yi etkilemediğini ve küresel bir salgının sonucu olduğunu unutmadan.
 
Rakip ülkeler gibi Türkiye de; bu krizde çok ağır ve yeniden kazanılması çok güç kayıplara uğradı, henüz hasar tesbiti yapılmadı ama bir süre daha uğrayacak. 
 
Hiç umulmadık anda “küreselleşme” adıyla insanlığa vaad edilen sanal refah dönemi, bir ay gibi kısa sürede çatırdamaya başladı.  
 
Üretmek yerine parasal operasyonların kutsandığı, doğal kaynakları ve uluslararası ticaret yollarını ele geçirmek isteyenlerin, dünyamızı kan gölüne çevirdikleri bu dönem sona ermek üzere.
 
Akdeniz kanadından yayılarak, AB’yi tehdit eden Corona Salgını, bir kaç hafta içinde Topluluğun sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerindeki açıkları gün ışığına çıkardı. 
 
Hızla daralan AB ekonomisi, salgın tehdidi geçse de toparlanmakta hayli zorlanacağa benziyor. 
 
Bu olumsuzluğun tüketici taleplerini etkilemesi ve dramatic düşüşlere neden olması kaçınılmaz.
 
Uluslararası sermayenin serbest dolaşımını amaçlayan, 60-100 milyon aralığında nüfusa sahip ülkeleri engel olarak gören Küreselleşme (Globalizm) yanlıları, bu kez  sadece AB ‘de değil  ABD’de de hezimete uğradılar.  
 
Bu ülkenin  orta yerindeki “Merkez Komutanlığı” karargahında, ekranlarının önünde, binlerce km uzakta –sözde- düşmanlarını, araçlarından inerken nokta atışlarıyla yok eden küresel gücün, bu virus karşısında uğradığı ağır yenilgi, önümüzdeki dönemde dünya dengelerini kesinlikle sarsacaktır. 
Şimdiden ortada dolaşan söylentiler, dünya ekonomisindeki küçülmenin iki basamaklı oranlara ulaşabileceği yönünde. 
 
Küçülmeden en çok etkilenecek sektörlerin başında, turizm ve yolcu taşımacılığın geleceğini söylemeye gerek yok. 
 
Sivil havacılık alanında çevre etki değerlerini hiçe sayan, kâr hırsıyla hızlandırılmış uçuşlara yönelen talep, ucuzlayan petrol fiyatlarına karşın, önceki yıllarda erişilen büyüme oranlarının çok gerisinde kalacak. 
 
Körfez Krizinin ardından hızla büyüyen “low cost” taşıyıcılar, daha üst sınıflarda uçuş olanağı sağlayan havayolları karşısında, pazar paylarını korumakta güçlüklerle karşılaşacaklar.
 
Deniz yolculuklarının da aynı şekilde düşüşe geçeceğini söyleyebiliriz.
 
Son dönemde hızla artan talep nedeniyle, yolcu taşıma kapasiteleri büyütülerek, yüzer gökdelenlere dönüştürülen Cruise Gemileri bu kez işletmecilerini darboğaza sürükleyeceğe benziyorlar. 
 
Yüzer kentler efsanesi henüz doğmadan bitecek diyebiliriz. 
 
Bu açıjdan bakıldığında Galataport projesinin risk altında olacağı çok açık.
 
Türkiye’nin ana alıcılarını oluşturan AB ve Rus pazarlarında yayınlanan resmi açıklamalar, önümüzdeki sezon için umut vermiyor. 
 
Ülke ve yaşanılan çevre dışına yapılacak gezilerin ya da planlanan tatillerin, en iyimser varsayımla 2021 yılı sonlarından daha erken netlik kazanmayacağı ortada.
 
Özellikle salgının yol açtığı ölümlerin korkutuculuğu yanında, Türkiye dışında pek çok ülkede hastahane altyapılarının yetersizlikleri, talebi genelde  olumsuz etkiliyor. 
 
Önümüzdeki bir kaç yıl içinde, ülke ve deniz aşırı gezilerde şaşırtıcı düşüşler yaşanması kimseyi şaşırtmamalı. 
 
Covid-19 aşısı kısa sürede uygulamaya başlansa bile, özellikle pazar ülkelerin sınır kapılarında, giriş ve çıkışlarda sıkı aşı denetimleri, testler ve gerekli hallerde karantina uygulanması olasılığı, tatil ve gezi taleplerini sınırlayacaktır.
 
Kriz sonrası dönemde kıyı tatiline dönük talebin, “markalaşmış oteller” dışında, daha kolay yönetilen kişiye özel hizmet sunabilen küçük ve orta ölçekli tesislere yöneleceğini söyleyebiliriz. Örneğin açık büfe uygulamaları ilk vaz geçilecek ürünler arasında yer alacaktır.
 
Aynı süreçte tatilcilerin kendilerini salgın karşısında daha güvende hissedecekleri, 2.Konut ya da sahip oldukları yazlıkları tercih etmeleri beklenmelidir.
 
Olasılıkları çoğaltmak mümkün. 
 
Ancak sözün kısası; önümüzdeki 3 yıl içinde  ciddi talep daralmalarını bugünden öngöremeyen işletmelerin, bir süre sonra  oyundan düşmeleri kaçınılmaz hale gelebilir.
 
Bu süreçte yerel yönetimlerin standartlara uygunluk ve genel sağlık açısından yapmak zorunda oldukları, ancak “Salgın” öncesinde ciddiye almadıkları , denetimlerin sıkılaştırılması gündeme gelebilir. 
 
Özellikle iki gün önce Turizm Bakanımız tarafından bir takım derneklerle birlikte geliştildiği açıklanan, ancak bir Fransız Konaklama Zincir İşletmesinin gündeme getirdiği, “Corona free” sertifikası, henüz yok edilmesi tıbbi yöntemlerle mümkün olmayan bir virüse karşı önlem değil, basit bir halkla ilişkiler taktiği olmanın ötesine geçemeyecektir. 
 
Bu gelişmelerin ışığında Türkiye’nin turizm sektöründe sahip olduğu şans ve karşılaşacağı güçlüklere ilişkin varsayımları, seyahat acentelerinden başlayarak, gelecek yazıda paylaşacağız.