• 28 Eylül 2020 10:37
  • 0
  • 4 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Değişen Mutluluk Anlayışı ve Wellness

Bu yazıyı dinleyin
Mehmet Han Ergüven 28 Eylül 2020 Değişen Mutluluk Anlayışı ve Wellness

“Hasta insanın tek bir dileği vardır: 

Sağlıklı olmak. 

Sağlıklı insanın arzuları ise sınırsızdır!”

İçinden geçtiğimiz süreç bizlere öncesinde ne kadar konforlu yaşamış olduğumuzu hissettirmekle kalmadı; hayata, kendimize, aynı zamanda yaşadığımız kültürel ve doğal çevreye yaklaşımımızı tekrardan gözden geçirmemize de bir fırsat verdi diye düşünüyorum. 

Daha büyük bir evde yaşamak, daha hızlı ve yeni bir arabaya binmek, daha çok alışveriş yapmak yerine artık bir hayat tarzına geçiş düşünülüyor… 

İnsanlar doğal yaşam fırsatları bulmak için kırsala akın etmeye başladı. Kitleden ayrılıp bireysel bir yaşam tarzına ulaşmanın içinde bir yaşama sanatı gizli... 

Bu, tıpkı bir alanda başarılı olmak için sürekli çalışmak gibi, adım adım çalışarak zaman içerisinde ulaşılabilecek bir hedef. Hayatta neyi hedefliyor ve ne yapıyorsak, iki nedenle yapıyoruz: Sevgi ya da korku. 

Dünya’nın bizden sonrakilere bir “tık” daha güzel bırakılıp bırakılamayacağı, yani dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olup olmayacağı, tamamen şimdiki neslin öncekilerden teslim almış olduğu mirası gelecek nesillere teslim edilecek bir emanet olarak görüp görmediği ile ilgilidir; yani bir yaşama sanatına sahip olup olmadığımızla. Bir şekilde yaşıyoruz ve yaşayacağız, öne çıkan ise nasıl yaşadığımızdır. 

Nietzsche’nin de dediği gibi; Yaşamak için bir niçin’i olan; her türlü nasıl’ın üstesinden gelir.” Bu bağlamda “mutlu insanlar şükredenler değildir, şükreden insanlar mutludur”prensibini düstur edinmenin gelinen bu noktada ne kadar önemli olduğu aşikar…

Yukarıda da bahsettiğim gibi, içinden geçtiğimiz süreç mutlu olmak için ne çok nedenimizin olduğunu gözler önüne seriyor… 

Aslında hepimizin isteği mutlu olmak ve insanlar giderek daha çok mutlu olma arayışına giriyor. Mutlu olmak ise bazen içinde bulunduğumuz şartları kabullenmek ile ilgili… Sonuçta kader dediğimiz şey, başımıza gelen olaylar değil, bizim onları nasıl yorumladığımız ve o olaylara nasıl baktığımız değil midir? Aynı durumu birisi kriz olarak adlandırırken bir diğeri fırsat olarak değerlendirebiliyor. Ve biz her olayı kendi penceremizden bakarak sübjektif bir şekilde algılıyoruz. Bunda da önceki yaşadıklarımızın elbette etkisinde kalıyoruz. 

Almış olduğumuz eğitimle atıldığımız hayatta, beslenmeyi beceremediğimiz için diyetisyen ve beslenme uzmanlarına koşuyoruz, hareket etmeyi başaramadığımız için fitness danışmanlarına gidiyoruz, hayatı yönetemediğimiz için yaşam koçları arıyoruz… Tüm bunları yapamadığımız halde, şirketleri, işletmeleri ve kurumları yönetmeye çalışıyoruz. “Kendisini yönetemeyen birisinin bir işletmeyi başarılı ve sürdürülebilir şekilde yönetebilmesi ne kadar mümkündür acaba” diye insan sesli düşünüyor…

İşte tam da bu noktada her insanın mutluluk arayışı peşinde olduğunu görüyoruz… Mutluluk arayışı giderek artıyor. Her hafta, yeni rehberler, danışmanlar, kurslar ve tedaviler ortaya çıkıyor. Ama mutluluk tam olarak nedir? Mutluluğun her dönemde ve kültürde farklı bir anlamı var. Günümüzde, öncelikle olumlu duygular, sağlık ve genel refah ile ilişkili. Mutluluğun nihai amacı olmasa bile, performans odaklı Batı toplumunda ölçülebilir bir hedef olarak tanımlanıyor. Hayat bir kitap olarak düşünüldüğünde, herkes için bu kitabın ‘içindekiler’ kısmında bölümler net şekilde belirgin: İlkokul, ortaöğretim, üniversite, evlenme, araba/ev alma, emekli olma vb. Fakat kitabın adına gelindiğinde kendi hayat kitabının adını bilen ve söyleyecek olan insan sayısı yok denecek kadar azdır… Sizin hayatınız bir kitap olsa adı ne olurdu? diye de sormak geçti içimden… 

Küresel Wellness Enstitüsü de (Global Wellness Institute) mutluluk üzerine araştırmalar yapıyor. Burada mutluluğa yönelik iki yaklaşımdan söz ediliyor: Biri sağlığı artık sadece hastalık yokluğu olarak görmeyen wellness hareketi, diğeri insanın kendini geliştirmesi ve farkındalık gibi zihnin araçları. Ülkemizde her ne kadar “sadece” SPA odaklı sunulmaya çalışılsa da Uzak Doğu ve birçok batılı ülkede bir yaşam tarzına dönüşmüş olan wellness, özellikle modern insanın yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olan bir araç olarak kabul ediliyor. Aslında wellness’ın zamanla ulaştığı nokta “Uzak Doğu bilgeliği ile Batı’nın bilgisini birleştirmeye” dönüşüyor. Anadolu da bu iki ucun arasında yer alan bir coğrafyada bulunmakla çok şanslı bir mirasa ve emanete sahip aslında. İbn-i Haldun’un da dediği gibi “Coğrafya kaderdir” ve Anadolu bu kaderini gelecekte daha mutlu bir dünyaya katkıda bulunmak üzere kullanabilir…