• 19 Mart 2021 18:30
  • 0
  • 11 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Göçler ve turizm

Bu yazıyı dinleyin
Kayhan Taner Özen 19 Mart 2021 Göçler ve turizm

 

Türk olarak tarihimizde ilk göçümüzü Ergenekon'dan ayrılarak yaptık. 

Muhtemelen, artan nüfus, tarıma ve hayvancılığa dayalı ekonomiyi vuran kuraklık sonucu gelen kıtlık, atalarımızı yurtlarından ayrılmaya iten zor kararları verdirdi. 

Orta Asya'dan her yöne dağıldık. 

Dedelerimiz, ebelerimizmuhakkak ki büyük acılar çektiler. 

Kimileri, Yakutlar, Hazarlar gibi, küçük gruplar halinde bir coğrafyaya sığındılar, kimileri de gittikleri Orta Asya'da, Hindistan'da, İran'da, Anadolu'da büyük devletler, medeniyetler kurdular.

            Göç tarihimiz yaşadığımız ilk dalgadan sonra bitmedi. Yine ekonomik zorluklar sonucu kervanlar yola düzüldü yeni yurtlar arandı. Bazen kurulan müreffeh medeniyetler, şehirler (Semerkant, Buhara vs.) aç olan başka kavimlerin (Araplar, Moğollar vs.) saldırısına uğradı ve yeni göçler yapıldı. Bizler de Anadolu'ya, yaşadığımız tarihe kadar geldik.

            Tarihte tek göç eden ulus elbette Türkler değildi. 

Yokluğa, ekonomik ya da siyasi sıkıntıya düşen bir çok halk kurtuluşu yeni, bereketli, yaşanabilir topraklarda aradı. 

Tarihten örnek vermek gerekirse; İsrail oğullarının göçleri, Avrupa'nın kuzeyinden gelen halkların müreffeh güneye göçüp Batı-Roma medeniyetini yıkmaları, Mağriplilerin İber Yarımadasına göçü, 17. ve 18. yüzyılda yine Kuzey Avrupalıların (İngiliz, Alman, Hollandalı, İrlandalı vs.) yokluk ve siyasi baskıdan kaçıp Amerikalara göçü ve buralardaki halkları perişan etmeleri, 19. yüzyılda Afrika ve Güney Asya-Pasifike yine Kuzey Avrupalıların göçü en başta anılabilir.

           Göçler 20. yüzyılda da tüm hızıyla devam etti. Bu yüzyılda göçlerin sebebi yoksulluk olduğu kadar milliyetçilik denen belanın insanlığa getirdiği siyasal baskılardı. Eski imparatorluk topraklarında ulus devletlerin oluşumu çoğunluğu oluşturanların milliyetçilik adı altında ortaya çıkan ırkçı yaklaşımla azınlıklara zulüm yaşatmalarına sebep oldu.Yüzyıl başında Osmanlı'nın fakir gayrimüslim halkı refah için Amerikalara giderken, Balkanlardaki Türklerde milliyetçiliğin sonucu yeni kurulan devletlerin katliamlarından kaçmak için Anadolu'ya dönüyorlardı. 

            İki Dünya savaşının yaşattığı değişim ise bugünün Dünya düzenini ortaya çıkardı; eski süper güçler İngiliz, Osmanlı, Alman, Fransız, Rus İmparatorlukları tarih oldu, yeni zengin ABD ve Kanada ortaya çıktı. Göçler de bu zenginliğe doğru yöneldi. Latin Amerika olarak adlandırılan ABD'nin güneyindeki gelişmemiş ülkelerin yurttaşları alınan önlemlere, örülen duvarlara rağmen refahı temsil eden kuzeye akmaya devam ediyor. 

Yaşanan büyük insanlık dramlarına rağmen göç durmuyor. 

Kendisi de zamanın göçmeni olan şimdinin göçmen karşıtı Trump'ın aldığı önlemler de işe yaramamış gözüküyor. 

Bir diğer kitlesel göç de ABD'nin savaşlardan sonra tekrar zengin ettiği, refah adası Avrupa'ya doğru Afrika'dan ve Asya'dan yaşanan göç dalgasıdır. 

Denizden, karadan çeşitli yollardan gelen göçmen kafileleri yaşanan tüm trajedilere rağmen hızını kesmeden yoluna devam ediyor.

            Öte yandan gelişmiş insanlık da gözünü uzaya dikmiş durumda. Belki yüzyılımızın sonunda uzaya göçü konuşacağız.

            Türkiye Cumhuriyetini kuran Ulu Önder Atatürk ve ekibi (başta Sn. Celal Bayar) yeni devletin kalkınma stratejisini belirlerken yerinde kalkınma modelini geliştirdiler. 

Anadolu'nun her yerine yapılacak yatırımlarla ülke topyekun kalkınacak, nüfusun aş, iş için göç etmesi gerekmeyecekti. Balkan göçlerinde yaşanan trajedilere tanık olan devletin kurucu kadroları yerinde ve eşit kalkınma modelini geliştirirken eminiz geçmiş tecrübelerinden yararlanmışlardır. 

Başlatılan projelerden biri de nüfusun arttığı fakat tarımın beslemekte zorlandığı bölge olan İç Anadolu'da Konya/Ereğli'de kurulan Sümerbank entegre tesisi, eğitim için ise İvriz Köy Enstitüsü idi. 

Binlerce aileye eğitim ve istihdam olanağı, yıkıcı göçe gerek kalmadan, benim memleketimde, sağlanabilmişti. 

            Fakat İkinci Dünya Savaşından sonra gelen ekonomik sıkıntılar, yönetimlerin beceriksizliği, artan nüfus derken önce büyük kentlere göç ve gecekondulaşma başladı. 

Uzun vadede kalıcı kalkınmayı sağlayacak olan teknolojiye ve bağlı sanayiye yatırım yaparak, yerinde kalkınma modeli bırakılıp, kısa vadeli çözümler getiren ithalata bağımlı, emek yoğun, düşük teknolojili üretim ve ticarete dayalı bir ekonomi benimsendi. 

Borçlandıkça tüketim arttı ve yalancı bir refah geldi (DP dönemi). Akabinde takke düştü kel göründü; artan eğitimsiz nüfus ve işsizlik. 

            Neyse ki imdada yeni bir göç yolu yetişti.

1960'ların sonunda Almanya başta olmak üzere ABD tarafından kalkındırılan Batı Avrupa'ya işçi göçü başladı. 

Türkler yine gelecek için yurtlarından ayrıldılar. 

Yatırımın durduğu Ereğli örneğinden bakarsak, benim babam, amcalarım ve elbette bölgede yaşayan her aileden birileri yollara düştü, dünyaya dağıldı. (Dün konuştuğum yaşıtım olan bir hemşerim annesinin Almanya'ya gidip beş sene hiç gelmediğini ve başka trajedileri anlattı). Alamancılar denen göçmen işçilerimizin getirdiği paralarla Türk ekonomisi ithalatının bir kısmını karşılayarak kör topal 1980 darbesine kadar geldi.

            Darbe öncesi alınan 24 Ocak kararları ile zaten ekonomide daha liberal bir sisteme geçilme kararı verilmiş, ekonomiye gereken yeni dış kaynakların yaratılması için ihracat hedefli üretim politikasına geçilmesi öngörülmüştü. Avrupa vize koymaya başlamış, göç için gidilecek bir yer kalmamıştı. Öte yandan ihraç edilecek ve karşılığında ithalat için kullanılacak dövizin elde edileceği dişe dokunur bir ürün de yoktu.

            Artan genç eğitimsiz işgücü için yatırım yapılması gerekiyordu. 

Hükümetin ve ekonominin başındaki Sn. Turgut Özal için eğitimsiz genç nüfusun ihtiyacını görecek iki sektör vardı; tekstil (Sümerbank) ve turizm (Turizm Bankası). 

Bu iki bankanın yönetimleri yol haritalarını çizdiler ve daha ANAP iş başına geçmeden tekstil ve turizme yatırım yapılması kararı alındı. 

Bu kez göç içerde olacaktı ama iktidardakiler için yaşanacak sıkıntılar önemli değildi. 

Çünkü liberalizmde insan sadece iş gücü idi ve bilançonun "personel giderleri" kaleminde yer alıyordu. Son çeyrek yüzyılda İstanbul'un nüfusu beşe katlandı, Antalya'nın ona, Ankara ve İzmir'in ise üçe. Taşrada yaşayan %70 kentlere taşındı ve geride %20 kaldı. 

            İktidardaki ekonomistler göç ile yaşanacak sancılı değişim sürecinde; turizme ve tekstile yatırım yapılacağını, çok bir teknoloji gerektirmeyen, emek yoğun bu iki alandan kazanılacak paralarla da teknolojiye yatırım yapılıp yüksek katma değerli mallar üretilip Türkiye kalkındırılacağı sözünü verdiler. Nitekim projenin ilk aşaması Cumhuriyetin kuruluşundan miras kalan iki kurumun çabaları ile gerçekleştirildi. Turizm ile tekstilden ekonomi büyük fonlar kazandı. Son otuz yılda turizmden 600 Milyar Dolar net girdi sağlandı. Tekstilin girdisi konusunda elimde benzer bir bilgi olmamakla beraber turizmden gelenden daha az değildir.(Elbette bu sektörlerde insanlarımız asgari ücret ile çalıştırıldılar ve onların yarattığı değerler ekonomiye fon olarak döndü.)

            Fakat işin ikinci safhası istenildiği ya da planlandığı gibi gitmedi. İki gözde sektörün bin bir çilelerle yarattığı fonlar söz verilen yatırımlarda kullanılmadı. Gelişmekte olan bir ülkenin kalkınmasını tamamlamak için çok değerli ve kıt olan fonlar maalesef Güney Kore'nin yaptığı gibi katma değeri yüksek olan bilime, teknolojiye, sanayiye yatırıma gitmedi. Çılgın bir tüketime gitti. 

Toplum ve devlet aşırı tüketim sarhoşluğuna kapıldı. 

Yüzlerce alışveriş merkezi inşa edildi, içi ithal mallarla dolduruldu. 

Sokaklar lüks arabalarla, evler duvardan duvara televizyonlarla donatıldı. 

Cep telefonu çılgınlığı kendi başına milyarlarca doları ekonomiden çekti. Ankara'ya her devlet organı için inşa edilen onlarca saraylar, yüz bini aşan makam araçları, verimsiz kamu yatırımları derken 2020 yılına küresel salgın ile girildi ve dünya ekonomisi de daralmaya başladı.

            Ve aynı sorun yine ekonomi yönetiminin karşısına çıktı; işsiz milyonlar. 

Üstelik büyük çoğunluğu genç işsiz. Daha vahimi yeni işsizleri önemli bir kısmı eğitimli işsiz. 

Yatırım yapılmış, kaynak aktarılarak eğitilmiş genç dinamik bir nüfus işsiz kalmış durumda. 

            Ailelerin bin bir güçlükle eğitimini karşıladığı evlatları zamanında çalışacakları alanlara yatırım yapılmadığı, yatırım yapılacak kaynaklar israf edildiği için işsizler. 

Bu kez göç edecek bir yer de yok. 

Biraz petrol zengini Arap ülkelerinde, biraz Sibirya'da Rusların çalışmak istemediği işlerde genç işsizlere fırsat var. Göç ile yaratılabilecek istihdam ancak binlerle ölçülebilir. 

Acil olarak nitelikli, kalıcı işe ihtiyacı olan 10 milyon işsiz var. Çözüm ise yatırım yapmaktan geçiyor.

            Turizm sektörü seksenlerin sonundan itibaren olduğu gibi yine gençlere istihdam yaratmakta çözüm olabilir mi? Bu sorunun cevabı kısmen evet olacaktır. Küresel salgın sonrası artacak olan turizm talebi ilk önce sektörde kaybedilen istihdamı yerine koyacaktır. Yeni ek istihdam yaratılması ancak 2019 rakamlarına ulaşıldıktan sonra mümkün olabilecektir ki 2023 sezonundan önce turizm sektörünün mevcut yatırımları ile işsizlik için bir umut olması beklenemez.

            Turizm sektörünün istihdama katkı vermesinin iki yolu vardır. 

Birincisi mevcut turizm anlayışımız ile turizm işi sürdürülecekse yeni destinasyon olan Tarsus'u inşa etmeliyiz. Burada yaratacağımız bir kaç yüz binlik yatak kapasitesi Dünya turizminden ek talep alacaktır ve yeni istihdam yaratılabilecektir.

            İkincisi ise turizm faaliyetlerimizi deniz, güneş, kumdan öteye taşıyıp, kültürümüzü pazarlayarak tüm Anadolu'ya turist çekip yeni istihdam ve gelir yaratmak zorundayız. 

Ayrıca Avrupa ile Asya arasında köprü olan Anadolu'yu uluslararası iş dünyasının bir merkezi haline getirip iş turizmini yeniden canlandırmanın yollarını bulmalıyız. 

Aksi takdirde salgın dolayısıyla dibe vuran iş turizminin yeniden aktive olması çok zor olacaktır. 

Bu alanda yatırım yapılan yüzlerce yüksek kaliteli şehir otelimizi atıl halde tutmak zorunda kalabiliriz. 

Sağlık turizminde kaydettiğimiz mesafe yeni turizm türlerinde başarılı olabileceğimizin bir göstergesidir. 

Böylece eğitimli işsizlerimize turizm alanında istihdam yaratabiliriz. 

Fakat Türkiye'nin işsizlik sorununu çözmek ancak üretim altyapısına yapılacak yatırımlarla mümkün olabilecektir. 

İster tarım olsun, ister sanayi, elektronik, bilişim yatırım yapılacak alanları tespit edip bir an önce kıt kaynaklarımızı kalıcı, nitelikli istihdam yaratacak alanlara yöneltmeliyiz. 

            Artık Türkler göç etmemeli, ata yurdunda topyekun kalkınmanın bir yolunu bulmalıdır.