• 04 Eylül 2020 11:15
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

İstanbul, Miras, Vefa, Umut

Bu yazıyı dinleyin
Nizamettin Şen 04 Eylül 2020 İstanbul, Miras, Vefa, Umut

Birkaç günlüğüne İstanbul’a gittim. 

Bu döneminde giderken çekincelerim vardı. 

Salgının İstanbul’da insanları çoğunlukla disipline ettiğini görünce sevindim. 

Bu disiplinin kaynağının yüksek para cezası mı, yoksa bilinçlenme mi olduğunu kestiremedim.

İstanbul’a gitmeden ailem ve dostlarımla buluşmanın yanı sıra merak edip görmek istediğim yeni yerler ve değişen Büyük Şehir Yönetimi ile İstanbul’daki son durum öncelikliydi…

Son yıllardaki “Arap Turist” hegemonyasının kaybolmuş gibi olduğunu söyleyemem çünkü batılı turist o kadar az ki, yine onlar aynı algıyı yaratıyor.

Gelelim görmek istediğim, doğduğum ve büyüdüğüm Sarıyer’de Necmeddin Molla Kocataş a ait tarihi yalıda  çok yeni olarak işletmeye açılan Six Senses Kocataş Mansions Oteline. Bu binanın tarihini en iyi Sarıyer’in Yerel Tarihçisi İbrahim Balçı Ağabeyin kitaplarından okuyabilirsiniz. 

Sarıyer, Hünkar, Kestane, Çırçır, Şifa gibi meşhur suları vardı Kocataş Suyu da bu binaya bitişik ve çok ünlüydü. Osmanlı’nın ünlü mimar ailelerinden Balyanların yalısı yıkılıp Kocataş Suyundan Meşhur Kocataş Gazozu burada kurulan fabrikada üretiliyordu. 

Hem de ne üretim. 

Çocukluğumda bu fabrikanın büyük dev camları önünde şişelerin otomatik makinenin paletleri üzerinde gelip doluşunu ve kasalara çalışanlar tarafından konulmasını zevkle izlerdik.Şimdi o fabrika yıkılıp yerine yine eski yalı yapılarak otel iki binadan oluşmuş oldu. 

Bir Katarlı yatırımcının girişimi ile uzun zamandır yıkıntı halinde olan bu yalılar Kültürel Mirasın güzel bir örneğini oluşturdular. 

Binanın aslını bilen biri olarak yapılan restorasyonu son derece güzel buldum. 

Gönlümden geçeni de belirteyim. 

Bu binanın önünde Sarıyer’de yaşayıp veya oraya yüzmeye gelip ağaç diplerinde veya ağaçların üstünde soyunan ve Kocataş Taş İskele’de denize atlayanların hatırlayacağı çok güzel bir iskele vardı onun da ihya edilmesi çok yerinde olur. 

Otel’de tanıştığım genç meraklı  turizmci arkadaşa İbrahim Balcı Ağbey ile tanışmasını önerdim. 

Atatürk’ün Sarıyer’i ziyaretinde halkla buluştuğu, Betül Mardin’in de dedesi olan TBMM Kastamonu Milletvekili Necmeddin Molla Kocataş ve yalısının bilinmesi gereken hikayesi bu otele değer kazandırır.

Hikayesi olmayan marka yoktur…

Hikaye derken size bir hikayenin nasıl tahrif edildiğini anlatayım. Torunlarımla birlikte İstanbul’da çocukluğumda her 1 mayıs “Bahar Bayramı”nda okul tarafından laleleri görmeye getirildiğimiz, Emirgan Parkına gittim. 

İstanbul’un beton aşkından(!) kurtulmuş Emirgan Parkı içinde 80 lerde “ İstanbul Aşığı” Turing Otomobil Kurumu Başkanı merhum Çelik Gülersoy’un hayata geçirdiği Beyaz Köşk,Sarı Köşkü’ün şimdiki halini görmek istedim. Sarı Köşkün girişinde Pleksi tabelada sadece Türkçe Sarı köşkün tarihi yazılı. “Bir süre Touring tarafından restoran ve kafeterya olarak kullanılan köşk 19961997 yıllarında İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından tadilata başlanmıştır….” Geçen yönetimler tarafından asılan bu tabela, yeni yönetim tarafından hor kullanımdan yorgun düşen bu bina gibi elden geçmesi gerekiyor. 

Bu eserleri ilk kez halka ve Türk Turizmine kazandıran Çelik Gülersoy’un isminin anılmasından rahatsız olan anlayışa karşı VEFA sözcüğünü hatırlatan bir düzeltme yapmalı İstanbul Büyük Şehir Belediyesi. 

İstanbul’un Kültür Envanterinde 35.000 somut varlık olduğu kabul ediliyor. Kültür tariflerinde baz aldığımız, TDK Büyük Türkçe Sözlük’te, “tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin” (http://tdk.gov.tr) Manevi yani, somut olmayan kültürel varlıkların envanteri çıkarıldığında İstanbul gibi bir KÜLTÜR KENTİ’nin dünyada TEK olduğunu düşünüyorum.

Yeni İBB’nin kültür mirası çalışmalarını sosyal medyadan takip ediyorum. ibbmiras yapılan ama duyurulamayan güzel çalışmaların haberlerini  okuyunca içime umut doğuyor.

Son olarak Şirin Payzın’ın İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ile yaptığı söyleşiyi dinleyince umudum daha fazlalaştı.  www.youtube.com/watch?v=cl843om-jac  Özellikle son bölümde bizim turizmcilerin yıllardır İstanbul Kültür Turizmi diyetemcit pilavı gibi tekrar ettikleri Tarihi Yarımada’dan daha fazlasına dikkat çekiyor.

İstanbul’da bulunduğum süre içinde Kariye Müzesi’nin apar topar camiye çevrilmesi konusunda tahmini 300 bin duyarlı insanın katıldığı bir toplantı yapıldı. Bu toplantıyı düzenleyen eski rehberlerden bir grup değerli insanı tebrik ediyorum. Kariye Müzesi için ağzını bile açmaktan korkan sözde kültür turizmcilerini,”Türk Turizmi artık kitle turizmini terk etmelidir” deyip, sosyal medyada show yapan turizm duayenlerini, bu değişimlere sesiz kalan turizm meslek örgütlerini ve STK’ları şiddetle kınıyorum..

Bu arada umudumu arttıran güzel bir çalışmayı da buraya almak istiyorum Mehmet Dilbaz’ın İstanbul’da kayıt altına aldığı eserler üzerine “Kaybolan Tarihin Peşinde” kitabı yayınlandı.