• 11 Ekim 2020 22:15
  • 0
  • 7 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Korona, öncesi ve sonrası ile turizm ve Türkiye’de durum

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 11 Ekim 2020 Korona, öncesi ve sonrası ile turizm ve Türkiye’de durum

Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında iletişim teknolojisinin baş döndürücü hızla gelişmesi, diğer sektörleri olduğu gibi turizmi de etkiledi.

Dünya turizm hareketlerinden yaklaşık yüzde 51 oranında pay alan Akdeniz ve çevresindeki ülkelerde, son 60 Yılı aşkın zaman diliminde gelenekselleşmiş, “Tur Operatörlüğü” sistemi, yerini hızla sayısal teknolojiden yararlanan yeni oyunculara bırakmaya başladı. 

Geçiş sürecinde eski ile yeni bir süre birlikte yol aldılar. Ancak değişimi fark eden kesimin, sonunda tercihini gelişen teknolojiden yana kullandığının altını çizmeliyiz.

Somut ifade etmek gerekirse; 19.yüzyılın ortalarında İngiltere’de Thomas Cook’un başlattığı “analog turizm”, internet üzerinden gelişen “digital turizm” anlayışı karşısında yenilgiye uğradı.

Dünya turizminde öncülüğü üstlenen bu şirket, gelişen koşulları değerlendirmekte geciken yönetim anlayışı yüzünden, oyundan çekilmek zorunda kaldı.

Ardından kısa bir süre sonra, dünyanın ilk ve en büyük “kiralık otomobil” şirketi olan ABD merkezli “Hertz” de iflas etti. 

Dünya turizminde köklü değişimler yaşanırken, Türkiye turizmini yönetenlerin bu gelişmeleri bilinçle değerlendirdiklerine ilişkin hiç bir işaret yok.

Kitle turizmi

Başlangıcı 1958 yılında Boeing 707 uçaklarının Atlantik aşırı uçuşlarına tarihlenen kitle turizmindeki 60 yılı aşkın gelişmelerin izlenmesi, Türkiye açısından son derece önemli. 

Turistik amaçla gelen ziyaretçilerin -bu sezona kadar- yaklaşık yüzde 80‘ini  kitle turizmi potansiyeli oluşturuyor.

Son 15 yılda konvansiyonel yöntemlerle çalışan büyük operatörlerin, pazar paylarında önlenemeyen düşüşler, farklı bir tüketici profilinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Internet ortamında; hızlı, karşılaştırma imkanı veren, neredeyse sınırsız bilgiye ulaşma kolaylığına erişen tüketici, toptancı operatörlerin sağladıklarından daha avantajlı şartlarda, özellikle kendi tatilini kendisi programlayarak, tatilini internet aracılığıyla doğrudan satın almaya başladı.

Mobil iletişim araçları:

Gelişmelere ilişkin somut örnek vermek gerekirse; 2014 Yılında toplam satışların yüzde 12,5‘u (96,5 Milyar USD) mobil iletişim araçları üzerinden on-line işlemlerle gerçekleşti.

Bu oranın 2017 yılında  yüzde 22,5 ‘e yükselmesi beklenirken, kısa sürede beklentilerin aşıldığı, geçtiğimiz yıl -pandemiden önceki sezonda- yüzde 50’yi aştığı görüldü.

Bu gelişme sonucu; nitelikli hizmet arayan “Yeni Tüketici”lerin, tatillerini güvenle geçirecekleri ve tüketici haklarını uluslararası kurallara göre arayabilecekleri ülkelere gitmek isteyecekleri bir sürece giriliyor. 

Önümüzdeki dönemde tüketici talepleri; Uluslararası normlara uygun  lokanta, otel, café, bar gibi hizmet ünitelerini, yerel markalaşma hareketinin içinde yer almaya zorlayacağa benziyor.

Türkiye’de durum:

Büyüklük ve döviz girdileri açısından turizm, Akdeniz’deki rakip ülkelere göre Türk ekonomisini sürükleyen sektörler arasında, üst basamaklarda yer alıyor.

Türkiye dünyanın 17.Ekonomisi olma sınırından bir türlü yukarılara çıkamazken, Turizm verilerine göre daha üst basamaklarda tutunmaktadır.

Yabancı ziyaretçi sayıları açısından dünyada 8. döviz girdilerinde ise  12 - 13.Sıralarda yer almaktadır. “Gelen sayısı ile elde edilen döviz geliri arasındaki bu bağıntı; sektörün yaşadığı çelişkiyi göstermektedir. Türkiye’de tatil ürünleri gerekenin yarısından daha düşük fiyatla satılmaktadır.

Türkiye kişi başına döviz harcamasında Dünya Turizm Örgütü’nün açıkladığı ortalamanın yaklaşık yüzde 40 altında gelir elde etmektedir.

Türkiye’nin üstünlükleri:

Turizmin özellikle Ege ve Akdeniz kıyı bandında istihdam ve tarım ekonomisine katkıları, sanıldığından çok daha fazladır.

Turizmin İhracat gelirleri içindeki payı yüzde 20 ölçüsündedir.

Turizm yatırımlarının boyutları; dünya ölçeğinde dikkate alınması gereken büyüklüklerdedir.

Tesislerimiz Akdeniz’deki rakiplere oranla  yeni ve niteliklidir.

Mevcut 1,2 milyon yatak ve pandemic öncesi 500 adedi aşan TC  bayraklı yolcu uçaklarının koltuk sayıları; ciddi büyüklük ifade etmektedir.

AB, Orta Doğu, Körfez  ve Rusya’ya olan uçuş uzaklıkları, Ülkemizin rekabet üstünlüğünü oluşturmaktadır.

Ancak rekabet üstünlüğü yaratan bu koşullardan yeterince yararlanıldığı söylenemez.

Yurtdışı ve yurtiçi pazarlamada sadece konvansiyonel yöntemlerden yararlanılmaktadır.

Sektörün kıyı bandındaki tesislerinin pazarlama ve satışı ağırlıklı olarak bir kaç tur operatörünün tekelindedir. 

İşin ilginç yanı, subjektif değerlendirmelerle; bu operatörlere son kriz döneminde Hazine destekli ucuz kaynaklar sağlanmaktadır. İncelenmeye değer bulunmayan, sektör kuruluşları ve muhalefet partilerinin ilgi duymadıkları bu uygulama ile Bakanlık, Devlet Hazinesinden sağladığı kaynakla, turist satın alır konumuna gelmiştir.

Salgın öncesi :

2016 Yılına girerken baş gösteren kriz; tahminlerin çok ötesinde derinleşti. 

Ancak  temel neden, kamuoyuna tek yönlü aktarılan, Rusya ile yaşadığımız gerginlik değildi. Diğer pazarlarda 2014 Yılında başlayan potansiyel kaybı 2015 Yılında da sürmekteydi.

Türkiye’nin son yıllarda uyguladığı politikaların, dünya kamuoyundaki olumsuz yansımaları, pazar ülkelerin tüketicilerini tercihlerini de kaçınılmaz olarak etkilemektedir.

Türkiye ve Pazarda Durum: 

Salgın öncesi sektörün durumunun, yukarıda özetlenen nedenlerle parlak olmadığını, başka bir anlatımla, salgın yaşanmasa da Türkiye’deki gelişmelerin kötüye gittiğini  unutmayalım.

Pandemi salt Türkiye’de değil, başta rakip ülkeler ve dünya genelinde, şimdiye kadar rastlanmadık büyüklükte bir krize neden oldu.

Çoğunluk 2020 yılının modern tarihin en kötü salgınlarından birini getireceğini asla hayal etmedi. COVID-19 salgını, her şeyden önce tıbbi ve insani bir krizdi. Bu salgın sırasında; ölümler bir milyon kişiyi aştı. Hastalığa yakalananların sayıları 30 milyon kişiyi geçti. 

Dünyanın dört yanında hükümetler, özel sektör ve sağlık uzmanları salgının üstesinden gelmek, hastaları tedavi etmek ve aşı aramak için insanüstü çaba harcıyorlar.

Üstelik bu kez karşılaştığımız sorunlar geçmişte yaşananlara da benzemiyor. Geçmişte ekonomideki düzelmeyle birlikte gelişimini kaldığı yerden sürdüren turizm sektörü, bu kez küresel ölçekte çok ağır yara aldı diyebiliriz.

Ancak bu salgından çıkarılacak dersler ve iyi bir planlamayla, başarıya ulaşmak çok zor olsa da imkansız değil. 

Corona başka bir açıdan değerlendirildiğinde, salgının Türk Turizmi açısından bir tür eşitlemeye neden olduğunu söylemek de mümkün. Türkiye, “pandemi” sürecinde birden bire Akdeniz’deki rakip ülkelerle konumunu eşitledi. İspanya ve İtalya’dan görece daha iyi duruma geldi, diyebiliriz. 

Corona sektördeki ezberi bozarak, günümüze kadar süren 150 yıllık konvansiyonel turizm kurgusunun sil baştan edilmesini kaçınılmaz hale getirdi. 

Salgına kadar Türkiye; coğrafi konumu yüzünden, hava yolu taşımacılığında avantajlı, hizmet  kalitesi ile karşılaştırıldığında, fiyat uygunluğuyla yabancı tatilcilerin tercih ettikleri destinasyon olma özelliğini korumayı başarmıştı. Pazar ülkelere yakınlık avantajı önümüzdeki dönemde önemli bir etken olabilecektir.