• 21 Ocak 2009 17:01
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Kriz beklentileri…

Bu yazıyı dinleyin
Yusuf Hacısüleyman 21 Ocak 2009 Kriz beklentileri…



Yusuf Hacısüleyman

“Sen de ne kadar eksi var?” diye başlıyor günümüzde turizmcilerin sohbeti.

Sayılar herkes de farklı. Birimizde az birimizde fazla, bir pazarda az bir pazarda fazla, hatta bir pazarda artıda. Krizin analizi bir çok yorumcuya göre farklılık kazanıyor, kimisi bunu bir fırsata çevirme zamanı olarak görüyor (ülke için değil, kendisi için) kimisi bize bir şey olmaz edebiyatı ile ortalıkta dolaşıyor.

En doğru yorumu yılın sonunda hep birlikte görmüş olacağız.

Onun için bugünden birtakım rakamlar vererek şöyle olacak böyle olacak demek çok tehlikeli bir yaklaşım olur.

Zaten yıl sonunda gerçekleşen ile şimdi yazılanları yan yana konulup karşılaştırma korkusu tüm yorumcularda vardır.

Bu nedenle genelde varsayımlar üzerinde durulur ve bunlardan hangisinin gerçekleşmesinin daha yakın olduğuna bakılır.

Gelin bizde öyle yapalım, kendimizi sayılara bağlamayalım ancak olayların üstümüzden geçmesine de seyirci kalmayalım.

Kriz, bir “tüketici krizidir” tespiti ile başlayalım.

Yani insanların parasal kaynaklarını ihtiyatlı kullanmalarını sağlayacak bir psikolojiye sahip oldukları tüm endüstrilerde görülmektedir.

Günlük yaşamlarında standartlarını “iyileştirme” yerine “korumaya” yönelik bir tavır sergilemektedirler. Yani gerekli gereksiz harcama yerine yalnızca “gerekli” harcamaları yapmaktadırlar.

“Tatil yapmanın”, gerekli-gereksiz harcamalar içinde hangi tarafta olduğu sorusunun yanıtı tüm kamuoyu yoklamalarında ortaya çıktığı gibi “gerekli” harcamalar statüsündedir.

Bu kriz bir tüketici krizi olduğuna göre, yani dünyanın tümünü etkilediğine göre, tüm destinasyonlar bundan etkilenecek demektir.

Bu üç temel olgudan yola çıkarak önce ana değerlendirmeyi yapalım, sonrada bazı pazarlara bakalım:

İnsanlar tatili artık bir lüks olarak değil bir hak ve ihtiyaç olarak görmektedirler ve kesinlikle vazgeçme niyetinde değildirler.

Tüketiciler ceplerindeki ve beyinlerindeki kriz psikolojisi nedeniyle ellerindeki parasal kaynak ile mümkünse geçmiş yıllardaki tatil standartlarından fedakârlık etmeyerek, ama gerekliyse de ya fiyat kategorisinden ya da tatil süresinden fedakârlık yapacaklardır.

İhtiyatlı davranış biçimine sahip insanların kararlarını “son dakikaya” kadar sakladıkları ve öyle hareket ettikleri de bilinen gerçekler arasındadır. O halde toparlayalım:

2009 yılında dünya turizm hareketi içinde seyahate çıkan insanların sayısında bir düşüş olmayacağını, ancak parasal kaynaklarını ihtiyatlı kullanma psikolojisinden dolayı daha uygun fiyatlı ve süreli tatile çıkacaklarını ve kararlarını daha çok son dakikaya bırakacaklarını söyleyebiliriz.

Bu varsayımı Türkiye turizmi açısından değerlendirirsek tüm bu olguların Türkiye’nin sahip olduğu Batı Avrupa Pazarı için geçerli olduğunu kabul edebiliriz.

Aynı olguyu Doğu Avrupa Pazarı, ağırlıklı olarak Rusya ve Ukrayna için söylemek mümkün olmakla beraber buradaki durumun biraz daha farklı olarak değerlendirilmesi gerekliliği vardır.

Kriz sonrası Rusya’da Ruble, Amerikan Doları karşısında yüzde 36, Ukrayna’da ise Grivna, Amerikan Doları karşısında yüzde yüz oranında değer kaybetti.

Bu durumda ulusal para birimleri üzerinden geliri olan tüm kesimler Dolarla  veya Euro’yla satılan turistik ürünleri almak için develüasyon oranında daha fazla Ruble veya Grivna ödemek zorundadırlar.

Batı Avrupa Pazarı için kabul ettiğimiz olguların üzerine bir de bu olumsuz unsuru eklediğimizde bu iki pazarın, özellikle Ukrayna pazarının çok yara alacağını, Rus Pazarının ise alt gelir düzeyindeki kesimlerinin bu yıl yurtdışı tatili yerine iç turizme yönelebileceğini düşünmek gerekecektir.

Bir farklı durum da İngiltere Pazarı için söz konusudur. İngiliz Sterlin’inin Euro karşısında değer yitirmesi ve hatta bazı günlerde neredeyse paritenin bire bir’e denk gelecek kadar yakınlaşmasını hatırlarsak, İngiliz pazarını teşkil eden tüketiciler için birincil destinasyon olan İspanya’nın bu pariteden dolayı pahalı bir tatil destinasyonu olarak kabul göreceğini düşünebiliriz. Nitekim ilk bulgular bu düşünceyi doğrulamaktadır.

Bu durumda İngiliz Pazarı kendi para birimleri ile kontrat yapılmış olan ülkelere yönelmek gibi bir davranış biçimine gireceklerinden hareket edebiliriz.

Bu durum Türkiye turizmi açısından finansal getirisi açısından değil ama “sayısal” anlamda İngiliz turist sayısının 2009 yılında artmasına neden olabilecektir. Başka bir deyişle Türkiye, “Euro” ile çalışan destinasyonlar karşısında İngilizler için turistik alım gücünün daha yüksek olduğu bir ülke durumda olacaktır.

Bütün bu olgulardan ortaya çıkan sonuca göre; 2009 yılında  gelen turist sayısında Türkiye turizminde bir azalma yaşanmayabileceği, ancak tüketiciye yönelik olarak yapılan indirimler ve son dakika satışlarını teşvik etmek amacıyla yapılacak fiyat düzenlemeleri ülkemizin ve işletmelerin turizm gelirlerini önemli ölçüde düşürebileceği söylenebilir.

Buradaki “fiyat düzenlemesi” her pazara ve her işletmeye göre değişkenlik gösterdiğinden genel bir reçete yazmak mümkün değildir.

Ancak tüketici davranışlarını iyi analiz eden ülkeler ve işletmeler kendileri açısından en doğru kararları kendileri verecektir. Yunanistan’ın bu yıl için tanıtım bütçesini yüzde elli oranında arttırdığını, Türkiye’nin ise şu anda kağıt üzerinde pariteden dolayı düşmüş olduğunu biliyoruz.

Tanıtım için ayrılan paranın geçen yıldan aşağıda kalmayacağını ancak ülkemizin maddi kaynaklarının da çok parlak olmadığını bilmekteyiz. Bu nedenle şu ülke böyle yaptı, falanca ülke böyle yaptı demekten de kurtulup kendimize göre bir strateji çizmeliyiz. Az parayla da çok iş yapılabileceğini en iyi turizmciler bilir.

Önemli olan eldeki kaynakların doğru yerde kullanılmasıdır. 2009 çok bilinmeyenli bir denklem gibi görünüyor, ancak turizmin nesnesi insandır, insanı ve dolaysıyla davranış psikolojisini çözenler denklemi de çözer…  

Diğer Yazılar

Uçaklar Yerde Yatmamalı 04 Ağustos 2020

Askıda turist 04 Haziran 2020

ASKIDA TURİST 03 Haziran 2020

Scoreboard ve easa 17 Mayıs 2020

Bir almanya analizi 11 Mayıs 2020

Karantinadan çıkış 04 Mayıs 2020

İstanbul'da bir buluşma 13 Şubat 2012

Last call 09 Ocak 2009