• 14 Mayıs 2020 09:11
  • 0
  • 4 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Kriz ve öncelikler

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 14 Mayıs 2020 Kriz ve öncelikler
Turizm milyonların geçimlerini sağlamasının yanında, farklı sektörleri de yakından ilgilendiren ciddi bir ekonomik etkinlik; son dönemin moda deyimiyle  bir eko sistemdir. Ülke ekonomisine doğrudan kazandırdığı 30 Milyar dolar, toplam ihracatın yüzde yirmisine yakındır.
 
 “Türkiye Ekonomisi ”nin büyüklük açısından  dünya sıralamasında, bir türlü  16 ile18. Basamağın üzerine çıkamayışına karşın, ziyaretçi sayıları açısından 6. Sırada yer alınması, turizmde hayli başarılı olunduğunun göstergesidir. 
 
Üstelik turizm salt konaklama ve taşımadan ibaret de değil. Sosyal etkileri dışında Türkiye’yi Dünya ile bütünleştiren yanları da önemli. 
 
Covid-19 salgını Türkiye’de de Turizmi   olumsuz  etkiliyor. 
 
Dünya genelinde üretimdeki düşüş, uluslararası yolcu trafiğinin durma noktasına gelişi -henüz tam olarak belirlenmese de-, Salgının yol açacağı kayıpların çok ağır olacağını gösteriyor.
 
Her kriz sürecinde yaşandığı gibi, bu salgının da çözüm bulma arayışları sırasında, birbirileriyle çelişen görüşleri gündeme getireceğine kuşku yok. 
 
İlk bakışta “nasıl olsa bitecek, her şey  eskisi gibi olacak” yaklaşımının ağır basacağı anlaşılıyor.
 
Kuşkusuz başka düşünceler de ortaya atılacaktır. 
 
Sektörün yaşadığı güçlükleri kullanarak, zor zamanlarda desteğin şart olduğunu dile getirenlerin; ama diye başlayan cümleleriyle; sadece kendilerini tarif etmekten çekinmeyeceklerine hiç kuşku yok.  
 
Ellerindeki gücün sınırsızlığına inanmış, pazarı tümüyle ele geçireceklerini sananların onları izleyeceklerine de..
 
Oysa fırsatçılık çıkmaz yoldur. 
 
Doğru ve sağlıklı bilgi akışını düzenlemek, TÜRSAB ve TUREB gibi yasayla kurulmuş meslek kuruluşları, TUROFED ve diğer STK’lar ile birlikte onların görüşlerini de dikkate alarak, çözümü sektörle paylaşmak, bugün her zaman olduğundan çok daha önemli. 
 
Kriz nedeniyle hedef pazarlarımızda yaşanan, ekonomik daralma ve tüketim alışkanlıklarını etkileyen sağlık kaygılarının, iç ve dış talebi çok azaltacağı gerçeğinden hareket etmek, en doğru yaklaşım olacaktır. Ancak çözüm tek başına ayrıcalıklı belgelendirme yöntemiyle sağlanamaz.
 
Bu süreçte kayıplar, kapsamlı hasar tahmini çalışmalarıyla önceden hesaplanabilir. Toplanacak verilerin ne denli önemli olacağını söylemeye gerek bile yok. 
 
Eş zamanlı  yapılacak  iç ve dış pazar araştırmaları ile ilk aşamada en az iki sezon süreyle, Türkiye’deki turizm yatırımlarını ayakta tutacak bir destek stratejisi belirlenmeden, Bakanlık tarafından açıklanan  önlemlerin hiç bir değeri olmayacaktır. 
 
Turistik tesisler ile küçük ve orta ölçekli işletmeler; son üç yıl içinde vergi beyannamelerinde gösterdikleri, brüt satış gelirleri ve aynı dönemde her yıl en az 6 ay süreyle istihdam ettikleri çalışanlarına yapılan ödemelere göre sınıflandırılabilirler.
 
İşletmelerin ağırlıklı hizmet verdikleri pazarlarda, kriz sonrası ortaya çıkan eğilimler de dikkate alınarak, çıkarılacak algoritma ile belirlenecek nakdi ve gayri nakdi teşvikler, meslek örgütleriyle paylaşılarak, kamuoyuna açıklanabilir.
 
Böylece sağlanan nakdi kaynakların geri dönüşü orta vadede güvence altına alınırken, doğacak bir takım vergi ve diğer gelirler de erteleme ya da vazgeçilme yoluyla gayri nakdi desteğe dönüşür.
 
Bu çalışma yapılmadan, Bakanların yazacakları mektuplarla talep yaratılması, iç politikada kullanılabilecek bir girişim olmanın ötesinde yarar sağlamayacaktır. Bazı çevrelerin dillerinden düşürmedikleri, tanıtım ya da reklam kampanyalarına ayrılacak bütçeler, boşuna kaynak israfından öteye geçemez.
 
Bu süreçte öncelik; özel uygulamalarla sınırlı sayıda işletmenin imtiyazlı hale getirilerek kayırılması değil, eşitlik ve objektif kriterlerin uygulanmasına verilmelidir.