• 22 Haziran 2026 23:26
  • 5
  • 6 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Merhaba Akademik Hayat

Bu yazıyı dinleyin
Şükrü Yarcan 22 Haziran 2026 Merhaba Akademik Hayat

Türkiye de akademik çevrelerde mücadele hiç kolay değil.

Yabancı dil bilmeden, Google translate ile ders çalışıp Liviv Üniversitesi’nde okuyan, hatta doktora çalışması yapan var. Kimisi uzaktan eğitim, sınav zamanı Ukrayna’ya gidiyorlar. Hocalar yardım ediyormuş sınavlara. Ukrayna’ da gezip tozup eğlenen, Türk Türk’e uluslararası toplantılarını Liviv’ de yapan, Kıbrıs’ta Girne’de uluslararası toplantı düzenleyip, Türkçe bildiri sunan nice doçent adayı ve sonrasında doçent ve profesör olan bireyler var.

Üniversitede görevli iken, incelemem ve jüri üyeliği yapmam için dosyaları bana gönderilen doçent adaylarının çoğunluğu yetersizlikleri nedeniyle kalıyordu. Bazılarına doçentlik başvurusu yapamaz, niteliği uygun değil raporu veriyorum. Sonrasında ne mi oluyor?  Başıma gelmedik kalmıyor. YÖK Doçentlik İnceleme Komisyonu tarafından kararımı değiştirmem isteniyor, resmî olarak. Red ediyorum. Jüri üyeliği görevinden alınıyorum. Yeni bir jüri üyesi atanıyor. Yetersiz olması bir yana, başvuru dahi yapamayacak bir aday, önce doçent, sonra profesör ünvanı alıyor, çalıştığı kurumlarda, üniversiteler ile ilgili kuruluşlarda üst düzeyde görev üstleniyor.

ÜAK, Üniversitelerarası Kurul tarafından doçent atama jürisinde yazılı ve sözlü sınav üyesi olarak görevlendiriliyorum. Adayın doçent olamayacağı yönünde rapor yazıyorum. Doçent adayı doçentlik jürisinin öteki üyeleri tarafından yeterli bulunuyor. Adayın çalıştığı kamu üniversitesinin ilgili dekanlığı üzerimde baskı kurmaya çalışıyor. Adayın doçentlikataması için yapılacak sözlü sınava jüri üyesi olarak katılmam gerektiğini, yükümlülüğün yasal zorunluluk olduğunu, iddia ediyor. “Hayır, sözlü doçentlik atama sınavına gelmeyeceğim, siz adayınızı doçent yapmak için karar vermişsiniz zaten, ben adaya yetersiz raporu verdim. Sizin beni üye olarak çağırdığınız, niteliksiz adayın sınavına jüri üyesi olarak katılmam mümkün değil yanıtını veriyorum”. 

Hepsi yazılı, belgeli. Resmî yazışmalar, bir bölümü sözlü görüşmeler, olmadı dolaylı tehditler.

En son birkaç yıl önce bir doçent adayının sözlü sınavında sorun yaşadım. Sınav uzaktan internet ortamında yapılıyor. Ayrıntı anlatmayayım. İlkesiz akademisyenler esen rüzgara göre karar veriyorlar. Adayı başarılı buldum. Kararımı gözden geçirmem ve değiştirmem istendi. Kanaatim adayın yeterli olduğuydu ve kararımı değiştirmedim. Ben dahil iki jüri üyesi, olumlu görüş belirtti. Üç birey adayı ikinci kez bıraktı. Sonra kendi aralarında epey tartıştılar. Ben yapılan tartışmaya katılmadım ve katılmayacağımı açık biçimde belirttim, kararım net ve açık, değişmez, dedim. Sonunda adayı başarılı bulmaya karar verdiler. 

İşte böyle. Yazdıklarım çok absürd ancak gerçek, ülke gerçeği. Niteliksizler niteliklileri yerlerinden ediyor. 

Elbette yazdıklarımı yaşadığım süreçte sinirlerim çok bozuluyor. Resmen sözlü olarak bir üniversitenin Dekanı, yeterli buldukları bir doçent adayının sözlü atama sınavına katılmam gerektiğini ve beni ÜAK, Üniversitelerarası Kurul’a şikayet edeceği biçiminde tehdit ediyor. Karşılık olarak “Adayınız hakkında, kendisi dahil, üniversiteniz websitesinde bulunan, -kurum resmî bir kamu üniversitesi-, gerçekdışı tüm bilgiler ile Dekanlığınızı; çalıştığınız üniversitenin Rektörlüğüne, YÖK, Yükseköğretim Kurulu’na ve ÜAK, Üniversitelerarası Kurul’a şikayet ederim”, yanıtı veriyorum. O hafta sonu ilgili dekanlığın bahsettiğim websiteleri kapanıyor. Daha sonra gerçekdışı bilgiler silinmiş olarak birkaç gün sonra tekrar açılıyor. Aday’a ne mi oldu? Benim dahil olmadığım bir jürinin üyeleri tarafından başarılı bulundu ve doçent oldu. 

Benim hayatımdaki akademia öyküsü bol ve bereketli. Öykülerden bir tanesi turizm ile ilgili akademisyenlerin bir bölümünün tanıdığı, rehber meslektaşlarımın çoğunun yakından tanıdığı eğitim görevi de olan intihalci, hırsız bir turizm çalışanı ile ilgili. Çalışmalarımı kaynak göstermeden çeşitli biçimlerde kullanan ve yayınlayan adı-geçmeyen kişi sayesinde o dönemde İstanbul’da görevli olduğum kamu üniversitesinde başıma gelmedik kalmadı. Üniversiteye ve kendisine dava açtım, sonunda mezun olduğum, yıllarca çalıştığım üniversiteden ayrıldım. İstanbul’da bir başka köklü kamu üniversitesinin yeni kurulan turizm işletmeciliği bölümünde çalışmaya başladım. Neyse, rahat durmayıp, yasal olmayan uygulamalara karşı koyup, imzamın istendiği kararları imzalamadığım ve yazılı olarak da onaylamadığım için, hakkımda soruşturma açılmak istendi.  Yetti artık, canıma tak dedi ve emekli oldum. Hani, “Kendi isteği ile emekli olmuştur”, derler ya, öyle. Kendi isteği konunun öykü yönü.

Ben doçent olmak üzere iki kez sınav tecrübesi yaşadım. İlk başvurumda beni sınava almadılar. Nedenini anlatayım. 

Daha doktora derecemi almadan önce Boğaziçi Üniversitesi tarafından yayınlanmış Seyahat İşletmeleri kitabım ile Turizm Bankası tarafından yayınlanmış ortak yazarlı Türk Turizm Endüstrisi Araştırması kitaplarım vardı. Her ikisi de talan edildi akademisyen kılıklı bireyler tarafından. Seyahat İşletmeleri hakkında hemen Türkiye koşullarına uygun hiç yazılı bilgi yok iken öğrenciler için derlediğim / yazdığım kitabı çeşitli üniversitelerin turizm bölümlerine de göndermiştim. Turizm Bankası’nca yayınlanan araştırmam ise çok geniş biçimde turizm ile ilgili kurum ve bireylere gönderildi. Çeşitli üniversitelerinin turizm bölümlerinde benden önce çalışmaya başlayan akademisyen görünümündeki çeşitli bireyler, Seyahat İşletmeleri kitabımdaki, yayınlandığı dönemde pek hakkında yazılı bilgi bulunmayan charter, tarifeli havayolu, tur operatörü ve benzeri bilgileri kitabı referans göstermeden çaldılar ve kendi yayınlarına kattılar. Uğraşmak istemedim. Bahsettiğim öteki kitabımın, Türk Turizm Endüstrisi Araştırması, başına gelenler de ibret verici; uzun anlatmayacağım. 

Durum böyle iken, İzmir'deki bir üniversitenin Turizm Bölümü’nde görevli bir bireyin profesörlük başvuru dosyasından benim adlarını belirttiğim iki kitabım çıktı. Elbette profesörlük başvurusu yapan bireyin kendi adına; bazı ekleme ve değişiklikler ile, esas metin harfiyen aynı. Adayın profesörlük dosyasını inceleyen bir jüri üyesi, - ‘…………..’ nın başvuru dosyasındaki bu çalışmalar senin kitaplarına benziyor, bana bu konuda yazılı görüş bildirir misin?,- dedi. Benziyor ne demek, tümüyle aynı, o günün teknolojisi ile bilgisayarda yazılmış iki yeni kitap, yazarı ben değilim ayrı. Kısa bir rapor ile intihal konusunu yazılı olarak bildirdim. Aday güya benim kitaplarımı profesörlük başvuru dosyasından çıkardı, sehven hata olduğunu bildirdi; ancak hakkında intihal soruşturması açılması gerekirken, profesör oldu.

Öyküler uzun, hayat kısa. 

 

 

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz

Diğer Yazılar