• 31 Ekim 2020 00:12
  • 0
  • 2 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Mesut Yılmaz

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 31 Ekim 2020 Mesut Yılmaz

İlk kez nerede ve nasıl tanıştığımızı hatırlamıyorum. 

Aynı kuşaktandık ama ayrı şehirlerde okumuştuk. Ben İstanbul, o Ankara’dan; Siyasal ’dandı. Varlıklı bir aileden geliyordu. Avusturya ve İstanbul Erkek Liselerini  bitirmişti.

Siyasete girmesine Amcası İzzet Yılmaz Akçal’ın 27 Mayıs’ın ardından tutuklanmasının etkisi olduğunda söz ettiğini anımsıyorum.

Basından sorumlu Devlet Bakanlığının ardından Turizm Bakanı olmasıyla, tanışıklığın ötesinde bir anlamda birlikte çalışmaya başlamıştık. O sıralarda TÜRSAB’ın Yönetim Kurulu Başkanıydım. 

Önceki Devlet Bakanlığı’na göre Turizm Bakanlığına getirilmesi, -sanki- kendi isteği dışında gerçekleşmişti. Bu yanını hiç hissettirmedi ama çok başarılı bir Turizm Bakanı idi. 

Bakanlığı sırasında önemli yatırımların gerçekleşmesinde çok büyük katkısı oldu. Sektöre katkıları unutulmayacaktır.

Adının hiçbir yolsuzluğa karıştığı duyulmadı.

1991 seçimleri öncesinde çok yakın bir arkadaşımla konuştuktan sonra, birlikte siyaset yapmamızı istemişti. 

“Nasıl olur”, diye sordum. Benim sol görüşlü olduğumu biliyordu. 

“Olur” diyerek yanıtladı sorumu. Ve ekledi, “senden görüşlerini değiştirmeni değil, Turizmde Körfez Krizi sonrası ortaya çıkan sorunları çözecek katkı bekliyorum”. “ANAP’ın kazanacağından eminsiniz yani” dedim. “İyi ya, o zaman sen de muhalefetine devam edersin”.

Türkiye’nin zor yıllarıydı.

Siyasette birlikteliğimiz 2 yıl sürdü. Sonra yollarımız ayrıldı, karşı karşıya geldiğimiz yıllar oldu. Türkiye’yi etkisine alan siyaset rüzgarlarının bir araya getirdiği zamanlar da.

Ama kırgınlık ya da kabalık asla.

Dışarıdan göründüğü gibi asık suratlı ve yapmacık ciddiyet takınan siyasetçilerden değildi. Kendisini de hicveden ve hayatı ciddiye almayan birisi gibiydi.

Kendi kuşağındaki siyasetçilerin çoğundan daha donanımlı ve bilgiliydi. 

Turizme ve ülkenin sorunlarına olan ilgisini hiç kesmedi. Sektördeki olumsuz gelişmeleri konuşmak amacıyla, geçmişte görev yapan eski Turizm Bakanlarımız ile birlikte bir akşam yemeğine davet etmiştim. İlk gelen ve son giden olmuştu.

Bir süre sonra Amerika’ya gideceğini anlatmış ama nedenini söylememişti. 

Bir sabah Gazeteci arkadaşım cep telefonu numarasını almak için aradığında, ilk göz ağrısının, evladının intihar ettiğini duydum.

Çok üzgündü. Hazin bir cenaze töreninin ardından taziye için evine gittiğimde, bu acıya nasıl katlanacağını düşündüm.

Uzun süre katlanamadı. 

Mesut Yılmaz’ı kaybettik.

Bu kadar acı çekmeyi hak etmemişti. 

Nur içinde yatsın.