• 09 Ekim 2020 20:12
  • 0
  • 3 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

TURİZM:  krizlerin sektörü.

Bu yazıyı dinleyin
Bener E. Kavukçuoğlu 09 Ekim 2020 TURİZM:  krizlerin sektörü.

Salt bizde değil, dünyanın her yerinde sürekli krizlerle iç içe yaşayan bir sektör. “ A” ülkesinde belki daha az sıklıkta, “B” ülkesinde daha yoğun bir sıklıkta, ama her an pusuda bekleyen “KRİZ”  bu sene pandemi nedeni ile  “A” ve “B” yi ayırmadan her yerde etkisini çok ağır bir şekilde gösterdi,göstermeye devam ediyor. Korkumuz İKİNCİ DALGA.

Şu çok bilinen tanımlaması ile “ gelişmekte olan (!) ülkelerin ekonomilerine çok ciddi katkı sağlayacak” olan  bu sihirli sektör bugün çok daha net gördüğümüz gibi, kriz yaşanan bir ortamda gelişmekte olan ülkelerde en büyük hasarı veren sektör oluyor. Neden:

İşsizliği turizme endekslemişiz,

Döviz girişini turizme endekslemişiz,

İç üretimi turizme endekslemişiz,

Ve hatta eğitimi bile turizme endekslemişiz; eğitimli çalışana gerek yok. 

İkinci  Dünya Savaşı sonrası hızla yükselen Kitle turizminin yıkıcı etkileri 1980 li yıllarda ortaya çıkmaya başladıktan sonra  gündeme gelen bir kavram özellikle gelişmekte olan ülkelerin - varsa eğer – turizm politikalarında yer alamıyor: SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM. 

Çevreden doğaya, kültürden eğitime, kaynakların en verimli ve sürdürülebilir kullanımını içeren bu anlayış pratiğe (paraya) geldiği zaman tüm anlamını yitiriyor. 

“En başta TUI olmak üzere turizm firmaları 90 lı yıllardan beri sayfalarında “Öko turizm”, “çevre dostu turizm” ya da “ dostça turizm” benzeri ifadeler ile reklam yapıyor olmalarına karşın, gerçekte bu yönde nerede ise hiç çabaları olmamakta. “ (Norbert Suchanek, Die Dunklen Seiten des Globalisierten Tourismus )

“…Mallorca yerine Rügen’i alternatif olarak görmek gri bir teoridir….çünkü daha bugünden (Almanya  içerisindeki) birçok klasik tatil bölgesinde  ….. doğanın doyum sınırları gözükmektedir.Eğer milyonlarca uzun mesafeli tatile gidenleri bu bölgelere yönlendirirsek , -Almanya’da-  doğa bunu kaldıramaz.” Lufthansa Umweltbericht 1997/98. (Norbert Suchanek;aynı adlı çalışma)

Yani Almanya’da doğanın korunabilmesi için yoğunluğun Almanya dışına, olabildiğince uzak bölgelere yönlendirilmesi  zorunludur. Diğer bir deyişle Gelişmekte Olan Ülkelerin bu yoğunluğu sırtlayıp,  kendi doğalarını yok etmeleri önemli değildir.Tabii Alman Turizm sermayesi için bu bakış açısı yumurta kapıya sıkışana kadar geçerlidir. Pandemi döneminde yurt dışı satışlar durma noktasına gelince, aynı sermaye iç pazara olabildiğince yüklenmiştir. Sonuç: sürdürülebilirlik kasalar dolduğu sürece geçerlidir.

Sorun sadece turizmin sürdürülebilirliği de değildir. Gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir bir turizmi yaşama geçirebilmeleri için önemli  bir bakış açısına gereksinimleri vardır: ONURLU TURİZM!

Uluslar arası sermaye olarak Tur Operatörleri

Fiyatınızı belirliyorsa, 

Kendi yaşam tarzlarını, kültürel yapılarını empoze edip, sizin yaşam tarzınızı, kültürünüzü dejenere ediyor, ya da yok ediyorsa,

Sizin hukuk kurallarınızı tanımayıp, kendi hukuk kurallarını size kabul ettiriyorsa,

Hatta daha da ötesi, herhangi bir hukuk kuralını tanımadan sizin faturalarınızda kesinti yapıyorsa,

Ve, size kendidilinde yazışma zorunluluğu getiriyosa,

Ve siz de “ aman müşteri kaybetmeyeyim” diyerek  tüm bunlara boyun eğiyorsanız

ortada ONURLU bir TURİZM kalmamıştır.  

Ortada olan SÖMÜRGE TURİZMİdir. 

Bu sadece Türkiye için geçerli bir resim değil hali ile, turizmin  içerisinde yer alan tüm gelişmekte olan ülkeler için geçerli bir resimdir. Sonuçta bu resime bakıp şu soruyu sormayı kendi adıma zorunlu görüyorum:

Bugün , pandeminin herkesin ne  olduğunu ortaya çıkardığı tam da bugün, günü  kurtarmak için mi uğraşmalıyız, yoksa doğru bir yarını oluşturmak için hep birlikte mi mücadele etmeliyiz?

Diğer Yazılar

Halı ve kültür 25 Eylül 2020

Otel miyiz hastane mi 09 Ağustos 2020

Vatan sağolsun 09 Temmuz 2020

T+U+R+İ+Z+M = P 15 Haziran 2020

Stockholm sendromu 28 Mayıs 2020

Turizm yalanları 17 Mart 2020

Boş senaryo 13 Ocak 2020

Yok eden turizm 28 Ağustos 2019