• 17 Mart 2020 00:06
  • 0
  • 8 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Turizm yalanları

Bu yazıyı dinleyin
Bener E. Kavukçuoğlu 17 Mart 2020 Turizm yalanları
 
Yanılmıyorsam Cüneyt Arcayürek’in kitaplarından birinde geçiyordu: Adnan Menderes Batı Almanya’nın kuruluş yıldönümüne davet edilir.  Bu ziyaret içerisinde Rhein nehri üzerinde yapılan tekne gezisi sırasında Menderes,  Almanya Cumhurbaşkanı’ndan Türkiye’de kurmak istedikleri Demir Çelik tesisi için yardım talep eder. Almanya Cumhurbaşkanı’nın yanıtı ise : “ Sn. Menderes, siz tarım ülkesisiniz, ne işiniz var demir çelik ile. Biz size tohum verelim,  siz ürettiklerinizi bize satın.” olur.
 
İkinci  Dünya Savaşı sonrası gelişen turizm hareketi özellikle 80lerden itibaren ciddi bir  ivme kazanarak geçtiğimiz yıl (2019) sonunda 1,5 milyar gecelemeye ulaşmış durumda. Bu büyümenin ana unsuru Kitle Turizmi. 
 
Geri kalmış, gelişmekte olan ülkeler  tüm olanaklarını seferber ederek bu pastadan biraz olsun pay kapabilmek adına yatırım üstüne yatırım yapmakta. Turizm dergileri, her yıl dünyanın gizli kalmış (!) harikalarını boy boy resimler, romantik cümleler ile tüketiciye ulaştırmakta. 
 
Neden? Çünkü bu ülkelere empoze edilen: Turizmin, 
 
- cari açığı kapatacağı, 
 
- işsizliği azaltacağı, 
 
- ülkeye oluk oluk döviz akıtacağı,
 
hem de ithalata en az gereksinim ile,  ülkenin kendi kaynaklarını kullanarak (yok ederek) başarabileceği bacasız sanayi olduğu iddiası. Son günlerin moda deyimi ile
 
EFSANE SEKTÖR. 
 
Turizm bu  ülkelere öyle empoze edildi ki, ülke ekonomisinin kurtuluşunun ana ayağının  turizm olduğuna inandırıldık.
 
Bu inançla gözümüzü kör, beynimizi felç ettik.   
 
Hükümetlerin  yatırımcıyı nerede ise sınırsız olanaklarla teşvik etmesi ile sahillerimizi ve şehirlerimizi teker teker turizme açtık.
 
İstikbal turizmde idi. Ancak hiçbirimiz 2ci dünya savaşı sonrası nerede ise 70 yıldır turizmde kalıcı bir dünya markası olmuş İspanya’nın neden dünyanın en zengin ülkelerinden biri olamadığını  sormadık, sorgulamadık.
 
Turizm gerçekten cari açığa empoze edildiği gibi ciddi ve olumlu bir etki yaratıyor mu  sorusunu Türkiye ekonomisini örnek alarak sorduğumuzda   ciddi bir etkisi olduğunu göremiyoruz.  Grafik 1, 2008 yılından başlayarak, 2019 yılı dahil son 12 yıllık dönemde cari işlemler açığı ile turizmin gelirlerini karşılaştırmalı olarak göstermekte.
 
Kaynak : Cari açık rakamları  TCMB verileri
                Turizm gelirleri  TUIK .
 
Dikkat edersek 2016 yılı verileri  iddia edilenin tam aksi bir noktayı gösteriyor. Turizm gelirleri düşerken , cari işlemler açığı da azalıyor. Gerek bu noktada, gerekse de genel olarak  cari işlemler açığının inişe geçtiği yılların yaşanan krizler nedeni ile  ekonomide yaşanan daralmaya   denk geldiğini görebiliyoruz. 
 
TTYD’nin 2019 yılında yayınlamış olduğu “Turizmde Dönüşüm Senaryoları” raporunda da aynı tespitin  – ancak olumlu bir beklenti içinde -  vurgulandığını görebiliyoruz:
 
“ Sektör, ülkenin döviz ihtiyacının karşılanması notasında çok önemli role sahiptir. Her ne kadar cari açığın yüksek seyrettiği dönemde turizm gelirleri dış ticaret açığının kapanmasına yetmese de, uzun dönemde yükselme eğilimine devam eden turizm gelirleri ülkenin ödemeler dengesine giderek artan oranda pozitif katkı sağlayacaktır.”
 
(TTYD raporu, S.29, bölüm 3.2.8 Sektörün Ekonomiye Katkısı )  
 
Yaklaşık 40 yıldır artarak gelen turizm gelirlerinin ‘ülkenin  ödemeler dengesine giderek artan oranda pozitif katkı’ sağlaması için daha kaç yıl geçmesi gerektiğinin yanıtı ise maalesef boşlukta kalıyor. 
 
Turizmin işsizlik üzerinde  pozitif etki yaratacağı iddiası da çok gerçekçi gözükmemekte. Yine 2008 – 2019 yıllarını kapsayan  yatak bazı doluluk oranları ve işsizlik oranlar, yatak doluluk oranlarının artıyor olmasına karşın, işsizliğin de aynı şekilde artış trendinde olduğunu göstermekte.(grafik 2) Özellikle turizmde ana iş gücünü oluşturan genç nüfus işsizlik oranı bu iddiayı tamamı ile çürütmekte. (grafik 3)
 
 
 Grafik 2  
Kaynak : Doluluk oranları : Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri
                İşsizlik oranları : TUIK verileri
               Not: 2019 işsizlik oranı eylül ayı itibarı ile yıllık orandır.
 
Grafik 3- 2018 yılı dolulukları ve genç nüfusun işsizlik oranı
 
 
 
Kaynak: Turizm Kültür Bakanlığı ve TÜİK/TREuronews
 
 
Grafik 3 de gözüktüğü gibi dolulukların ciddi bir artış yakaladığı 2018 yılında ve  özellikle dolulukların zirve yaptığı dönemde genç işsizlik oranında da artış eğilimi  kendini göstermekte. Kaldı ki turizmde çalışanların çalışma süreleri 12 ay da değil, genel olarak 8-9 aylık sezon dönemidir.Bu dönemsel çalışmayı da göz önüne aldığımızda işsizlik üzerindeki etkisinin çok daha az olduğunu söyleyebiliriz.  
 
Doğal olarak denebilir ki, bunca yıldır giren dövizin hiç mi katkısı olmadı. Mutlaka katkısı oldu. Bunu yadsımamız olanaksız. Ancak farklı alanlarda da dışsatımın arttırılması durumunda yine döviz girişinde bir artış  olacağı da ortadır. Sorun gelişmekte olan ekonomilere TURİZM’in bir kurtarıcı olarak empoze edilmesindedir. 
 
Neden bunun altını çiziyoruz. Kültür  ve Turizm Bakanlığı’nın 2020 yılı için açıklamış olduğu verilere göre 4 yıldızlı bir otelin yatak başına maliyeti 135.710.- TL, 5 yıldızlı bir otelin  yatak başına maliyeti ise 196.387.-TL dir. TTYD’nin 2019 yılında  yayınladığı Turizmde Dönüşüm Senaryoları çalışmasında Türkiye’deki 4 yıldızlı otellerin yatak sayısı 274.529, 5 yıldızlı otellerin yatak sayısı ise 528.518 olarak verilmektedir. Bu rakamlar üzerinden hesapladığımızda sadece bu iki kategorideki yatırımların bugünkü kur üzerinden toplam değeri yaklaşık 23 milyar dolar tutmaktadır. Yine Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre rekorlara koştuğumuz 2019 yılında Türkiye’nin ortalama doluluk oranı %58,9 dur. Bu oran Türkiye’nin ortalaması olup, bazı bölgelerde  bu oran %40 lara kadar düşmektedir.  Bu anlamda  yatırım maliyeti bu denli büyük olan bir yatırımın –en iyi zamanında - %58,9 bir performansla çalışıyor olması ne kadar sağlıklıdır? Kaldı ki yaşayarak, yıllardır gördüğümüz gibi turizm, gerek ülke bazında, gerek bölge ve/veya dünya ölçeğinde yaşanan en ufak bir olumsuzluktan  hem ilk etkilenen, hem de en çok etkilenen birinci sektördür. Yani hep dediğimiz gibi pamuk ipliğine bağlı bir sektör. 
 
Bu sermaye sanayi , teknoloji, Arge vb  alanlarında  kullanılmış olsa  bugün ülke ekonomisi çok daha verimli, çok daha sağlıklı bir  noktaya gelemez miydi? Pamuk ipliğine bağlı olmayan, 12 ay çalışılabilen bir çalışma ortamı ülkenin gelişimine çok daha sağlıklı katkı sağlamaz mıydı? 
 
Ama o zaman da dışalıma bağımlı bir ekonomi olurdu diyenler olabilir. Tüm  ekonomiler belirli oranda dış alıma bağlı. Paylaşım savaşlarının temelinde de bu yatmıyor mu?  Turizm dışalıma en az gereksinim duyan sektör diyoruz ancak ana maddemiz turist ve onu da dışarıdan alıyoruz. Bunu görmezden geliyoruz. Ve daha da kötüsü bu ana madde  için yok ettiğimiz doğamızı görmek dahi istemiyoruz.
 
Turizmin olumlu, olumsuz etkileri üç beş satır ile ve de sade bir turizmci gözü ile tartışılabilecek  denli basit değil hali ile. Akademik düzeyde – belki de ivedilikle -  araştırılıp,  tartışılması gereken bir konu. Ama önce hepimizin bu sahte kalıplardan kendimizi kurtarmamız zorunlu. 
 
Ne demişti  Alman Cumhurbaşkanı : “Siz tarım ülkesisiniz, biz size tohum verelim,  siz de yetiştirip bize satın” Sonrasında da ilave eder “Sn. Menderes,  demir – çelik silah demektir. Size bu şansı kimse vermez.”
 
Bu ifadenin bugünkü tercümesi de “ sizin ne güzel doğanız var, biz size turist verelim,  siz de  onlara hizmet edip para kazanın. Sermayenizi boşuna sanayi de harcamayın.”…… “sanayi bize rakip demektir, size bu şansı tanımayız. “
 

 Grafik 2  

Diğer Yazılar

Halı ve kültür 25 Eylül 2020

Otel miyiz hastane mi 09 Ağustos 2020

Vatan sağolsun 09 Temmuz 2020

T+U+R+İ+Z+M = P 15 Haziran 2020

Stockholm sendromu 28 Mayıs 2020

Boş senaryo 13 Ocak 2020

Yok eden turizm 28 Ağustos 2019