• 22 Ekim 2020 17:58
  • 0
  • 6 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

“Turkish wine is fantastic”

Bu yazıyı dinleyin
Yavuz Ataç 22 Ekim 2020 “Turkish wine is fantastic”

Koronavirüs salgının ikinci dalgası başlamadan İstanbul’dan yola çıkarak. Trakya Bağ rotası. Manisa Akhisar, Alaşehir, Salihli ile Strabon’un yanık ülkesi “Catacecaumene“yani Kula. Ardından Denizli’nin Güney, Çal ve Bekilli bölgelerini ziyaret ettim. Son durağım ise Antalya, Elmalı’da Likya Bağları ve Şarap Evi oldu.

Seyahat boyunca ilginç yerler gördüm.Türkiye'den neden bir Toskana çıkmaz? sorusuna belkide en güzel cevap olan Porta Caeli bağlarını ve üzüm bağları arasına kurulmuş butik otelini görünce şaşırmadım değil.

Trakya bağ rotasının Gelibolu yarımadasındaki son durağı Eceabat’ta yer alan Suvla Şaraptesislerini ve şaraphanesini dolaştım. Daha önce tanışmış olduğum Suvla Kınalı Yapıncak, Suvla Karasakız, Suvla Sır’ın yanı sıra meyve-sebze bahçelerinde tamamen katkısız ve organik olarak yetişen Kilye Doğal ürünlerine hayran kaldım. 

Strabon’un yanık ülkesi Catacecaumene ‘yi bir kaç satır ile anlatmak çok zor. 

Ama Manisa’nın Kula ilçesini görünce kültür turizminde çok daha çalışmalar yapmamız gerektiğini anladım. 

Tarihi evler, Arnavut kaldırımlı daracık sokaklar, hanlar ve hamamları ile Kula keşfedilmeyi bekleyen cazip bir ilçemiz. 

Anemon Otelleri’de buradaki eski bir tarihi binayı butik otel olarak hizmete açmış. 

Böyle bir yerde konaklayınca sırf binanın sessizliği yetmiyor. Avlusunda mutlaka bir bardak Yanık Ülke şarabı içmek gerekir.

Türk şarabına gelince;

Özellikle üreticiler arasında çok farklı görüşler olduğunu bilmiyordum. İyi şarap üretiyoruz, otuz yıl öncesi gibi devlet işletmesi değiliz diye söyleyen. 

Politikacıları suçlayan şarap üreticileri aslında tanıtım ve pazarlama beceriksizliklerini örtmek istiyor diyen. 

Şaraplarımız iyi ama benzer orijin Avrupa ülkeleri şarapları daha kaliteli ve çok daha ucuz satılıyor. 

Kısacası onlarla rekabet edebilmemiz şimdilik zor diye konuşan. Yani kime, neye, boyut, şekil ve açıya ihtiyaçınız varsa bulursunuz.

Garip ama içlerinden hiçbirisi turizmcilerimiz daha doğrusu otelcilerimiz gibi; Avrupa’daki tesisler eski, hizmet kalitesi bizden düşük.

Hatta biz `her şey dahil` onlar ise `yarım pansiyon` pazarlıyor. Öyle olduğu halde bir İspanya veya Yunanistan çok daha pahalı fiyata satılıyor diye hayıflanmadı?..

Likya Bağlarında bizden bir ileri masada oturan babasının İngiliz, annesinin Fransız veya babasının Fransız, annesinin İngiliz olduğunu söyleyen mavi gözlü, orta yaş üstü İzmirli Levanten bir beyfendi, ilk tadım kadehinden bir yudum aldıktan sonra masasındaki yabancı misafirlerine söyle söyledi, “Turkish wine is fantastic”.

45 yıl önce akademik çalışma için gittiği İsviçre’ye yerleştiğini ve Antalya, Kemer’den bir tatil köyünde konakladıklarını anlatan, eşi Alman bir vatandaşımız ise söyle diyor. 

Türkiye’ye gelen turistlere otellerimiz Souvignon Blanc veya Pinot Noir üzümlerinden yapılan şarapların yerine Narince veya Papazkarası üzümlerinden yaptığımız şarapları sunmuş olsaydı. Turizmde olduğumuz gibi şarap üretimi ve ihracatı yapan ülkeler sıralamasında ilk 10 arasında olabilirdik.

Bu sabah Uluslararası Bağ ve Sarap Örgütü (OİV)`nin 2019 yılı istatistiklerine göz attım. Dünyada üzüm üretimi gerçekleştirme acısından İspanya, Çin, Fransa ve İtalya’nın ardından beşinci sırada yer alan Türkiye. Dünya çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında ise ilk sırada yer alıyor.

Böyle bakınca bir meziyet gibi görünebilir ama şarap üretimi veya şarapi hracatı yapan ülkeler sıralamasına bakınca ilk yirmi ülke sıralamasında Türkiye yok.

Belki şaşıracaksınız ama İsviçre’den bile daha az şarap üretimi ve ihracatımız var. 

Yani üzümü üretiyoruz, ihraç ediyoruz ama 100 lira yerine   10 lira kazanıyoruz diye söyledi.

Altı kişilik dikdörtgen bir masanın uç kısmında kendisinden 35 yaş küçük Rus veya Ukraynalı bir kadınla el ele oturan ve saçı siyahtan çok laciverte boyalı birisi, “Üstat, iyi söylüyorsun ama bizim şarap üreticilerimiz her sene aynı kaliteyi tutturamıyor ki” dedi.

Suratına bile bakmayan Isviçre’de yaşayan akademisyen, eşine dönüp. “Dummkopf” dedi.

Söylediği lafın yerli üzümlerimize ne alakası var? 

Sanki Sultaniye değil Chardonnay olunca şarabın kalitesi her yıl aynı olacak? Antalya bölgesindeki her şey dahil konsepti ile çalışan otelcilerimizin şarap üreticilerine yardımcı olması, “Wiedergutmachung”   yapmaları gerekir.

Kabul ediyorum. Söylemiş olduğu “Wiedergutmachung” kelimesi ağır kaçıyor olabilir.Ancako saçı siyahtan çok laciverte boyalı beyefendinin bunu anlayacağını hiç sanmıyorum. 

Ayrıca boyalı zat gibi düşünen vatandaşlarımız olduğu sürece zaten düşmanagerek yok.

Şarap üreticilerimizi bilmiyor olabilir ama turizmcilerimiz iyi biliyor. Çünkü Akdeniz'de şovmen, duayenler çok sevilir. Yok, kendisinden 35 yaş küçük, Rus veya Ukrayna’lı kadın ile el ele dolaşan ve şarap üreticilerimiz için her sene aynı kaliteyi tutturamıyor ki diyen boyalıdan bahsetmiyorum. 

Dünyanın ilk kez yüzleşmiş olduğu koronavirüs salgını sonrasıen hızlı geri dönüş yapacak ülkelerin başında Türkiye olacaktır diyen duayenler ile koronavirüs salgını bittiğinde Türk turizmini kimse durduramaz diye konuşan kanaat önderleri..

Keşke bu boş konuşanlar ile hoş konuşanlar, kalkıp koronavirüs salgınından daha az etkilenen turizm bölgelerimizi araştırıp, çıkan sonuca göre bir değerlendirme yapabilseler.

Yanlış anlaşılmasın, kendileri araştırsın diye söylemiyorum.  Biliyorum, beceremezler ve eline yüzüne bulaştırırlar. Bir üniversite veya turizm donanımı olan araştırma kuruluşuna yaptırsalar. Ama kendileri her şeyi çok daha iyi bildikleri için bunu da yaptırmazlar.

Oysa dolaşmış olduğum bölgeler ve izlenimlerimden şunu görebiliyorum. Salgından daha az etkilenen tesislerin ortak özelliklerinin doğa ile bütünleşmesidir.

Türk orijin üzümlerimizi merak edenler için şunu söyleyeyim. 

Çok hoşuma gitti. 

Ama üreticilerimize söylemiş olduğum gibi. 

Ben sadece içiciyim...