• 17 Ocak 2020 17:14
  • 0
  • 8 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Türkiye'nin seyahat kısıtlamalarına tavrı

Bu yazıyı dinleyin
Kayhan Taner Özen 17 Ocak 2020 Türkiye'nin seyahat kısıtlamalarına tavrı
 
Allah’ın Türklere bahşettiği Anadolu yurdu bereketi ile her dönem üzerinde yaşayanlara refah getirmiştir.
 
Şimdi de Türkiye Cumhuriyetinin sahibi olan Türk Ulusu, yurdu olan Anadolu topraklarının tarımdaki bereketinden, maden kaynaklarından, doğu ile batı arasındaki köprü görevi üstlenen coğrafi konumu gereği, türlü uluslararası ulaşım hareketinin getirisinden faydalanmaktadır.
 
Anadolu’nun son otuz yıldır Türk Ulusuna sunduğu bir zenginlik kaynağı da turizmdir. Son elli yıldır Dünya’da gelişen hava yolu ulaşımının yarattığı olanaklar ile uluslararası ulaşımın toplumların geniş kitlelerine hizmet verebiliyor olması, Türkiye’ye kuzeyinde yaşayan 500 milyon insana sıcak iklimini sunarak turizmden milyarlarca dolar gelir elde etmesini sağlamıştır.
 
Yine Güneyinde yaşayan 200 milyon insan da Anadolu’nun yaylalarındaki yeşiline, şırıl şırıl akan derelerine ve serin havasına ulaşmak için seyahat edip, milyarlarca dolar geliri Türk turizmine sunmaktadır.
 
Türkiye bir turizm ülkesidir. Dünya turizm liginin ilk onundadır ve hedefi ilk beşe, ilk üçe girebilmektir.
 
O halde Türkiye’ye düşen uluslararası turizm aktivitesinin yılmaz savunucusu olmasıdır. Fakat son 40 yıldır Türkiye’yi, özellikle dış politikasını, yönetenler uluslararası turizmi yücelten ve gelişmesi için önündeki engelleri kaldıran bir politika izleyememişlerdir.
 
Bilakis uluslararası turizmin önündeki en büyük engel olup, insanların seyahat özgürlüğünü kısıtlayan vizelerin kaldırılması konusunda yeterli çaba göstermedikleri gibi, yurtdışına çıkış harcı, vatandaşına pahalı pasaport verme gibi yöntemlerle uluslararası turizme adeta duvar örmüşlerdir.
 
Türkiye uluslararası turizme sadece gelen turist (incoming) ve onun getirdiği para olarak bakmıştır. Giden turisti (outgoing) ise para kaybı olarak görmüştür. Devletin zihniyeti “zaten zengin yurtdışına gider, o da bir zahmet ödeyiversin” olduğu için diğer ülkelerin vatandaşına vize koymasını hiç umursamamış, üstüne 100 $’a varan yurtdışına çıkış harcı koymada beis görmemiştir. 
 
Türk vatandaşlarının seyahat özgürlüğünün önündeki en büyük engel olan vize konusunda sadece dışişleri bakanı olduğu dönemde Sn. Mümtaz Soysal tepki göstermiş (kendisi Mülkiye’den Hocamdır, rahmetle anıyoruz) ve Türklere vize koyan İngiltere vatandaşlarına vize koymuştur.
 
Tabi dışişleri bürokrasisinin bu tavrı almasında İngiltere’nin diplomatların kullandığı kırmızı, bürokratların hakkı olan yeşil ve gri pasaportlara da vize koyması olabilir. Nitekim aynı dışişleri Türk vatandaşlarına ilk olarak Almanya vize uygulamasını başlattığında, Fransa ve Benelüks ülkeleri de Almanya’yı takip ettiğinde bu ülkelere hiçbir karşılık vermemiştir.
 
Elbette bu ülkeler vizeyi sadece vatandaşın aldığı lacivert (şimdi bordo olan) pasaporta uyguladıkları için olsa gerek diplomatik tavır yumuşacık olmuş olabilir.
Yani Türk bürokratları İngiltere hariç vizeden hep muaf olmuştur. Vatandaşın vize kuyruklarında sürünmesi, Ankara’nın, İstanbul’un, İzmir’in kış ayazlarında gece boyunca sokaklarda titremesi dışişlerini çok ilgilendirmemiştir.
 
Çünkü yurtdışına sadece zenginler gider ve onların da vizeye koşturacak elemanları vardır. Öyle ki gemi azıya alan Avrupa büyükelçilikleri iyice yoldan çıkmış vize için vatandaşlarımıza eziyet ettikleri yetmezmiş gibi bir de fahiş vize ücretleri ile soymaya başlamışlardır. Bir Avrupa devletinin büyükelçisi vizeden aldıkları para ile misyonun tüm masraflarını karşıladıkları gibi kara da geçtiklerini gururla beyan etmiştir.
 
Bu insanlık dışı muameleye maruz kalan (özellikle gurbetçi vatandaşlarımızın yakınları) vatandaşlarımızın çilesi artık saklanamaz hale gelince Avrupa Birliği bir düzenlemeye gidip vize haksızlığını ve hukuksuzluğunu en azından bir formata sokmuştur. Elçiliklerin ve konsoloslukların sokaklarında yaşanan insanlık dışı manzaralar perde arkasına çekilmiş olsa da Türk vatandaşına yönelik vize işkencesi devam etmektedir. Üstelik yeşil pasaportlara da vizenin yolda olduğuna dair haberler ortalıkta dolaşmaktadır. 
 
Dışişleri Bakanlığı ve hükümetler son yıllarda Türklere uygulanan vizelerin kaldırılması ya da hafifletilmesi konusunda çaba göstermesine rağmen özellikle AB olumsuz karşılık vermektedir. Hükümetin bu konuda sessiz kalmayı tercih eden Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü nezdinde bir kampa yürütmesi son derece etkili olabilir. BMDTÖ topa girmese de Dünya’da vize uygulamalarının ortadan kaldırılması yolunda çaba göstermesi kuruluş amaçlarından biridir.
 
Türk vatandaşlarına yönelik ikinci seyahat kısıtlaması yöntemi ise “yurtdışı çıkış harcı” olarak karşımıza çıkmıştır. 1984 yılında 50 $ ile başlayan, sonra 100 $’a çıkarılan bu vergi bilahare kaldırılmış, sonra 15 TL olarak uzun süre uygulanmış, nihayet 2019’da rakam 50 TL olarak güncellenmiştir.
 
Şu anda diğer seyahat masraflarının yanında cüzi bir rakam gibi kalan bu verginin miktarından çok arkasında yatan zihniyet can sıkıcıdır.
 
Yurtdışına gezmeye gidiyorsa zengindir, ödesin vergisini mantığına göre hazırlanmış bir uygulama bir turizm ülkesine yakışmadığı gibi çıkarlarına da terstir. İşin ilginç yanı bu vergi Almanya Türklere vize koyduktan sonra Türk vatandaşlarının yurtdışına çıkışını caydırıcı hale getirmek için (Almanya’ya destek amacıyla) uygulamaya koyulmuştur. Gariban vatandaşların iş bulmak umuduyla Avrupa’ya gitmesini engellemek birinci amaç olmuştur.
 
Yurtdışına çıkan herkes zengin değildir. Talebe iken 18 yaşımı doldurduğum yaz 1984 yılında Fransa’ya bir gençlik kampına gitmek için tren bileti almış, ucuza pasaportumu edinmiş, Fransız Elçiliğinden de ücretsiz vizemi almıştım.
 
Fakat Kapıkule’de (polise tüm yalvarmama rağmen) ödediğim 50 $ cebimde 216 Alman Markı kalmasına sebep olmuştu. Bir yıl sonra İngiltere’ye yaptığım gezide 100 $ ödemiş, 70 Pound ile İngiliz sınırında güç bela 4 hafta vize alabilmiştim. Kendi devletim ücretsiz okuttuğu bir üniversite öğrencisinin gezmesine ve dünya’yı tanımasına karşıydı. Avrupa’daki akranlarının aksine çok az arkadaşım kişisel gelişimlerini tamamlayacak bu tür seyahatlere katılabildiler.  
 
Öğrencilikten örnek verdik. Peki ya Avrupa’da yaşayan gurbetçi dediğimiz vatandaşlarımızın yakınlarının durumu. Büyük çoğunluğu zengin değil aksine fakirdir. Bir düğüne, cenazeye gitmeleri bu koşullarda mümkün müdür? 50 TL çıkış harcı bile seyahat engeli olarak büyük paradır.
 
Elbette seyahat özgürlüğünün önündeki bir diğer engel pahalı pasaporttur.  Bir yıllık pasaport vatandaşa 500 TL’ye mal olmaktadır. Asgari ücretin 1/5’i. 
Türkiye’nin turizm gelir ve giderlerine baktığımızda beş milyar dolar civarında gezinen bir gider ortaya çıkmaktadır. 2019 ilk dokuz ay turizm giderleri bir önceki yıla göre -%14 geridedir. Gelirler artarken giderler düşmektedir.
 
 

Yıllar

Turizm Gideri Milyon $

Turizm Geliri Milyon $

2016

5.050

22.107

2017

5.137

26.284

2018

4.896

29.513

2019

3.380 (ilk 9 ay)

26.635(ilk 9 ay)

2019 3.380 (ilk 9 ay) 26.635(ilk 9 ay)
 
Bir turizm ülkesinin vatandaşları da uluslararası turizme katılmalıdırlar. Şöyle ki;
 
Vatandaşın artan outgoing talebi turizm konusunda bilgi ve görgüsünü artıracağı için ülkenin turizm politikalarının belirlenmesinde olumlu bir destek sağlar.
 
İçerdeki acente aktivitesini büyütür ve güçlendirir. Bu acenteler incoming yaptıklarında arkaları sağlam olur, daha radikal işlere girebilirler.
 
Gidilen ülkelerde yaratılacak ekonomi ülkemizin dış politika yapıcılarının elini güçlendirir. Tıpkı Rusya’nın, Almanya’nın elinin bize karşı güçlü olması gibi.
 
Uluslararası turizmin kilit oyuncuları olan havayolu taşımacılarının işlerini stabil hale getirir. İncoming güncel dalgalanmalardan daha az etkilenir.
 
Uluslararası turizmin geliştirilmesi için çalışmalarda Türkiye’nin elini güçlendirir. Bölgesel çatışmaların engellenmesi, vizelerin kaldırılması vs.