• 04 Haziran 2020 09:55
  • 0
  • 2 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

TÜRSAB ve korona

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 04 Haziran 2020 TÜRSAB ve korona

 

 

Yukarıdaki fotoğraf bir Arap dergisinden alıntı. 

 

Görmeseydim, Salgının yarattığı krize ilişkin düşüncelerimi paylaşmak aklıma bile gelmeyecekti.

Nedeni çok basit.

Kriz öncesinden başlayarak elimden geldiği kadar yazmaya, dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştım. 

Corona’dan önce Türkiye’nin izlediği ekonomik politika ciddi bir çöküşe yol açıyordu. Sadece ekonomi değil, yatırım bahanesiyle çevreye verilen zararlar, betonlaşma ve en önemlisi, Türkiye’nin hedef pazarların kamuoylarında totaliter bir ülke olarak anılması, bu tehlikenin derinleşeceğine işaret ediyordu.

Corona aslında giderek ucuzlayan, gerçek değerlerini pazarlamak yerine, sadece damping anlayışıyla fiyatlarını indirerek, kendisine Uluslararası piyasalarda yer bulmak isteyen anlayışın tartışılmasını geciktiren etken oldu. 

İç pazarda tek satıcılık anlayışıyla tekelleşmeyi körükleyen girişimler karşısında, sessiz kalmayı seçen meslek örgütleri, çevre kaygısından uzak yapılaşmayı meşrulaştıran uygulamalara -deyim yerindeyse- kıllarını kıpırdatmadan katlandılar.

Salgının Dünya’da neden olduğu daralmanın Türkiye’deki etkilerini ,sağlıklı ve objektif kriterlere göre değerlendirmek ve durumu kamuoyu ile paylaşmak yerine, kayırmacılığı onaylayan bir tutumla geri çekildiler.

Bu örgütlerin başında ne yazık ki, TÜRSAB geliyor.

Uzun yıllar hizmet ettiğim, çocuklarımın büyümelerinden esirgediğim zamanları harcadığım TÜRSAB.. Bu ürperten sessizliğin bayraktarlığını yaparcasına suskun.

Uzun süren ve kötü yönetilmiş bir dönemin ardından göreve gelen şimdiki yönetim, anlaşılmaz nedenlerle Birliğin kaybolan kaynaklarının hesabını bile soramıyor. Ya da ayrıntıları ve yargı sürecini kendi kamuoyu ile paylaşmaktan kaçınıyor.

Stockholm Sendromuna kapıldığı izlenimi verircesine, önceki seçimde Genel Kurulu erteleyen  kayyumlardan, 2,5 aylık görevde kaldıkları sürede kayıt dışı harcamalarla kaybolan, on milyonlarca milyon liranın hesabını soracağına, onları onurlandırıyor.

Yaada yeri olmasına karşın pazar payını ? lere yükselten bir şirket karşısında, üyelerini savunmak adına haksız rekabet soruşturması bile isteyemiyor.

Bütün bunlar bir yana..Üyelerinin kayıplarını ölçen bir araştırmayla, kamuoyunun karşısına çıkmaktan kaçınıyorlar.

Belki de sanal korkularının ardına saklanarak, bir zamanlar sektörün en etkin kurumunu koruduklarını sanıyorlar.

TÜRSAB; Kenan Evren’in en güçlü olduğu dönemde, üyelerinin haklarını sonuna kadar savunmaktan çekinmeyen, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar  ve Parti Başkanlarının sırayla ziyaret ettikleri, dertlerini dinledikleri ve çözüm önerilerini ciddiye aldıkları köklü bir kuruluştur. Ve bu yönetim anlayışını hiç hak etmiyor.

TÜRSAB’ı yönetenler seslerini çıkarmazlarsa ,turizmde çalışan on binlerce emekçinin işsiz kalacağını, yatırımların çökeceğini, yukarıdaki karikatürü çizen karikatürist kadar  göremiyorlar mı?