• 12 Haziran 2020 22:18
  • 0
  • 6 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

VİRÜS SALGINI GÖLGESİNDE TURİZM DIŞ POLİTİKASI

Bu yazıyı dinleyin
Kayhan Taner Özen 12 Haziran 2020 VİRÜS SALGINI GÖLGESİNDE TURİZM DIŞ POLİTİKASI

Dünya düzeni ancak filmlerde görülebilecek bir sağlık krizi ile sarsılmış durumda. Dünya uluslarının daha önce yaşadıkları salgın hastalıklar, savaş, doğal afetler, kuraklık, ekonomik durgunluk gibi krizlerden çok farklı olan yaşadığımız virüs salgını insanlığı tedavide çaresiz bıraktığı gibi salgının yayılmasını engellemek için alınan önlemler de ekonomileri ve sosyal yaşamı derinden sarstı. Ekonominin birçok sektörünün derin yaralar aldığı ve kayıplarının yüzdelerle ölçüldüğü yaşanan süreçte, turizm sektörü yüzdelerle bile ölçülemeyecek bir kayıp yaşayarak deyim yerindeyse yere serildi. Kaybedildiği anlaşılan 2020 sezonunu en az kayıpla kapatabilmek için sektörün her kesiminden, çok da koordine olamayan, çalışmalar sürüyor.

              Pazar ülkelerden, özellikle Rusya ve Almanya, Türkiye’ye uçuşların başlatılması, sezonun en az hasarla atlatılması için, hayati önem taşıyor. Elbette uçuşları açma konusu Pazar ülkelerin hükümetlerinin yetkisinde ve işte burada dış politika devreye giriyor. Almanya, Rusya ve diğer Pazar ülkeler uçuşları salgının seyrine ve vatandaşlarının tatil talebine göre mi açacak yoksa karar almalarında başka faktörler de devreye girecek mi?

              Görünen odur ki Türkiye’ye en çok turist gönderen ülkeler olan Rusya, Almanya, İngiltere ve diğer ülkelerin dış politika hesapları salgın sürecinde turizm sektörünü araç olarak kullanmalarına fırsat verecektir.  Yaşanan küresel salgına karşı mücadele ülkelerin hükümetlerinin uluslararası seyahatleri kısıtlamasına ya da yönlendirmesine yönelik haklı ve geçerli argümanı ellerine vermektedir.

              Almanya Türkiye destinasyonunu açmakta isteksiz davranmaktadır. Dünyanın en büyük kıyı tatil destinasyonu olan Antalya’nın tatilcilere corona virüs bulaştırma riski İspanyol adalarından daha fazla değildir. İspanya’yı açıp Türkiye’yi geciktirmek salgın açısından açıklanabilecek bir durum değildir. Öte yandan İngiltere ülkeler açısından ayrımcı davranmıyor görüntüsü vermektedir. Bu durumda Almanya’nın Türkiye uçuşlarını geciktirme tutumu, birtakım politik beklentiler içinde olduğunu ya da tavır aldığını göstermektedir. Alman kamuoyunda ise tatil destinasyonlarının açılması için hükümete yönelik güçlü bir talep gözükmemektedir. Almanya’da Turizm sektörü için mücadeleyi yürüten seyahat acenteleri (elbette TUİ) ve havayolu şirketleridir. Turizm durmasıyla zarar görmek bir yana varlığını sürdürüp sürdürememe durumuna gelen bu işletmeler gerçekten etkin bir şekilde durumlarını kamu idaresine anlatıp yapıcı çözümleri de hükümetlerine sunmaktadırlar. 

Demokratik kültürün Batı Avrupalı Pazar ülkelere göre daha az gelişmiş olduğu Rusya’da turizmin dış politika aracı olarak kullanılması için haklı bir argümana bile ihtiyaç yoktur. Maalesef Türkiye’nin yıllık yedi milyondan fazla turist aldığı Rusya’da hükümetin işi daha kolaydır, Batı Avrupalı hükümetler gibi kendi kamuoyuna karşı güçlü bir argümana bile ihtiyacı yoktur. Nitekim Rusya “2014 uçak krizinde” Türkiye’ye karşı turizm kartını oynarken hükümet kamuoyundan hiçbir direnç ile karşılaşmamış, Türkiye’ye yönelik turizmi yasaklayarak, 2015 sezonunda Rusya pazarından gelen turist sayısını 4,250 Binden 200 binlere düşürmüştür. Böylece Türk Dış Politikası üzerinde arzuladığı politik hedeflere ulaşma yolunu seçmiştir. 

Şimdi Rusya yine Türkiye ekonomisinin Rusya’dan gelecek turiste bağımlılığını kullanıp, Suriye’de, Libya’da ve NATO’da politik hedeflerine ulaşmaya çalışacaktır. 

Cumhurbaşkanımızın “Rusya ve Almanya liderleri ile turizmi açmaları için görüştüm” beyanatından sonra “bu yıl turizmi sağlık turizminden gelen gelirlerle telafi edeceğiz” açıklaması bu iki büyük pazardan Türk Turizminin fazla bir beklentisi olmaması gerektiğini göstermektedir. 

Göz önünde bulundurulması gereken bir gerçek; Rusya’daki turizm işletmelerinin, Batıdaki paydaşları kadar, hükümete etkin bir şekilde lobi yapamadıklarıdır. Gazetemiz yazarı Sn Refet Kayakıran’ın 04/06/2020 tarihli yazısında belirttiği gibi Rusya ile Türkiye arasındaki turizmden sadece Türk şirketleri ve Türkiye para kazanmıyor, bir o kadar geliri de Rus şirketleri ve ekonomisi kazanıyor. Fakat Rusya Hükümetine yön vermek için Rus turizm lobisi ve kamuoyu ne kadar etkin?

Bir diğer soru Türk Turizmi büyük pazarlarında, hatta bütün Dünya’da, nasıl bir lobi faaliyeti yürütmektedir? Bu konuda hangi kamu, özel sektör kurumu faaliyet göstermektedir ve organize bir çalışma yürütülmekte midir? 

Turizmin uluslararası politikanın bir enstrümanı olarak kullanılması (özellikle destinasyon ülkelere karşı turist gönderen ülkelerin kullanması) Türk Turizmine ve uluslararası turizme büyük zarar vermektedir. Mikro bazda da şirketler, çalışanlar büyük zararlar görmektedirler ve bu zararları tazmin edecek bir mekanizma da bulamamaktadırlar. Turizm sektörüne karşı yapılan bu haksız uygulamaya BMDTÖ Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün (bu kurumun neredeyse tek faaliyeti istatistik tutmaktır. Bir de tutmayan tahminleri) etkin bir tavrı yoktur. Diğer bölgesel turizm örgütleri de sessizdir. 

Rusya Türkiye’ye turist göndermez de başka ülkelere gönderirse, keza Almanya aynı şekilde, Türkiye’deki işletmelerin zararını, çalışanların gelirlerini karşılamak için bir fon gönderecek midir? Türkiye’deki 1,8 milyon yatağın büyük çoğunluğu bu ülkelerin vatandaşlarının tatil yapması için inşa edilmedi mi? Uçaklar onları taşımak için kiralanmadı mı? Havalimanları onlar için inşa edilmedi mi?

Almanya, Rusya ve diğer Pazar ülkeler için yurt dışına turist göndermeme kararı almak salgın gerçeği açısından anlaşılır bir durumdur. Fakat makul bir gerekçe olmadan bir ülkeye dış politika hesapları ile turist göndermeyi yasaklamak ve o ülkeye zarar vermek kabul edilemez bir durumdur. Dış politika aracı olarak uluslararası turizmin kullanılması bir gerçektir, fakat insanlara verdiği zararlar açısından bakarsak bir suçtur da.

Konunun bu açıdan ele alınarak global çapta ortak akıl geliştirilmeli ve uluslararası turizmin ülkeleri cezalandırmak için dış politikaların bir aracı olarak kullanılmasının önüne geçilmelidir. Bireylerin uğradığı telafi edilemez zararlar ele alınarak bu tür uluslararası politika uygulamalarının insanlık suçu olduğu fikri işlenmelidir. Belki uluslararası mahkemelerde bir dava da açılabilir. Bahsettiğimiz kampanyayı yapması gereken ülkeler Türkiye, Mısır, Küba, Brezilya, Tayland, Fas gibi destinasyon ülkelerinin turizm otoriteleri ve bölgesel turizm örgütleridir. BMDTÖ’nden bir şey beklenemeyeceği açıktır.   

Türk Turizm İdaresinin Pazar ülkelerde bir kampanya yürütüp turizmin tekrar çalışır hale gelmesi için çaba gösteren Alman ve Rus seyahat acentelerine, tur operatörlerine ve havayolu şirketlerine destek vermesi gerekir. Uluslararası turizm adı üstünde uluslararası bir ekonomik faaliyettir ve sadece içerdeki sorunlara odaklanılarak takip edilemez.