• 03 Ekim 2026
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Üzüm Dalda Kaldı, Üretici Yine Yalnız - A. Nedim Atilla

Bu haberi dinleyin
03 Ekim 2026 Üzüm Dalda Kaldı, Üretici Yine Yalnız - A. Nedim Atilla

Batı Anadolu, malum, şarap kültürünün kök salıp tarih boyunca geliştiği en kadim coğrafyalardan biridir. Ege’de üzümün hikâyesi binlerce yıllık bir uygarlık hikâyesidir. Antik çağlardan bugüne sofraların, şenliklerin, ticaretin ve mutfak kültürünün önemli bir parçası olan üzüm; kimi zaman şaraba, kimi zaman pekmeze, kimi zaman da kışın bereketini saklayan kuru üzüme dönüşerek yaşamımızı zenginleştirdi… Bu köklü miras, Ege’nin farklı mikroklimatolojik koşullarında biçimlenen devasa bir üzüm hafızasına dayanır: İzmir ve civarındaki Bornova Misketi, Sultaniye ve Çavuş gibi yerli türlerden, Manisa’nın bereketli Sultaniye bağlarına; Denizli’nin Güney ile Çal yörelerinde öne çıkan Çal Karası ve Kalecik Karası’na kadar zengin bir çeşitlilik söz konusudur.

Üstelik bu çeşitlilik yalnızca yerel türlerle sınırlı değildir. Cabernet Sauvignon, Merlot, Syrah, Chardonnay, Sauvignon Blanc ve Viognier gibi uluslararası üzüm cinsleri de son dönemde bölge bağlarında kendilerine güçlü bir yer bulmuştur. Bu durum, Ege bağcılığının sadece geçmişten gelen mirası muhafaza etmekle kalmayıp, küresel ölçekteki çeşitleri de kendi toprağı ve iklimiyle harmanlayan dinamik bir yapıya dönüştüğünü gösterir. Aynı şekilde Öküzgözü ve Boğazkere gibi Anadolu’nun farklı yörelerine ait kadim türlerin Ege toprağına uyum sağlama süreçleri de bu zenginliği tamamlayan önemli unsurlardır.

Nitekim her bir üzüm çeşidi; yalnızca sunduğu tat, renk veya aroma profiliyle değil; suyun, iklimin, teruarın ve üreticinin emeğiyle yoğrulmuş yerel kültürün birer yansımasıdır. Buradaki asıl kritik nokta, bu muazzam çeşitliliği endüstriyel, yüksek verim odaklı ve anlık piyasa beklentilerine göre şekillenen standart bir üretim anlayışına teslim etmemektir. Çünkü Ege bağcılığını benzersiz kılan asıl güç, Sultaniye’den Bornova Misketi’ne, Çal Karası’ndan Cabernet Sauvignon’a uzanan tüm bu farklı üzüm hikâyelerini aynı toprak üzerinde eşzamanlı olarak yaşatabilme kapasitesidir.

Bugün ise bu kadim kültürün tam ortasında, emeğinin karşılığını alamayan, borçları büyüyen ve ürününü satmakta zorlanan üreticilerin dramıyla karşı karşıyayız. Bağlarda üzüm var, fakat üreticinin yüzü gülmüyor; çünkü bereketli bir hasat bile artık geçim güvencesi anlamına gelmiyor.

Manisa’nın çekirdeksiz kuru üzüm üreticisi, 2026 sezonunda ağır bir ekonomik sıkışmışlık yaşıyor. Sarıgöl Ziraat Odası Başkanı Ali İhsan Ülgen’in açıklamalarına göre yaklaşık 400 bin ton üzüm hâlâ dalında bekliyor. Hasat takvimi daralırken yağmur, çiy ve soğuk riski büyüyor; üretici ise gübre, ilaç, mazot ve işçilik maliyetleriyle borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünüyor. Tariş’in açıkladığı 80 liralık avans fiyatı ile Toprak Mahsulleri Ofisinin açıkladığı alım fiyatları arasındaki tartışma da üreticinin yaşadığı belirsizliği ortadan kaldırmaya yetmiyor. Bir yandan ürünü dalında kalan çiftçi, diğer yandan her geçen gün ağırlaşan finansman yükü altında eziliyor. Üreticinin emeğini koruyacak, borçlarını çevirmesine yardımcı olacak ve ürününü değerinde satmasını sağlayacak bir tarım politikasına duyulan ihtiyaç artık ertelenemez durumda.

Benzer bir sıkışmışlık şaraplık üzümde de yaşanıyor. Urla Bağ Yolu Başkanı Serpil Erdurak’la konuştuğumda, bu yıl bağlarda verimin ve üzüm kalitesinin iyi olduğunu, ancak şarap satışlarındaki düşüş nedeniyle üreticinin ürününü satamadığını anlattı. Şarap üreticileri stoklarını eritmek amacıyla yeni üzüm alımlarını azaltınca, bağında hasatlık üzüm bekleyen çiftçi yine yalnız kaldı. Denizli’nin Güney yöresinde Chardonnay için 30–32, Cabernet Sauvignon için 30, Merlot için 22, Syrah için 18, Kalecik Karası için 12 lira düzeyinde konuşulan kilogram fiyatları, üreticinin mazot, ilaç, gübre, budama, sulama ve hasat giderleri düşünüldüğünde ciddi soru işaretleri yaratıyor. Üzümün iyi olması, üreticinin iyi kazanacağı anlamına gelmiyor; piyasa tıkandığında bereket bile ekonomik bir çıkmaza dönüşebiliyor.

Kuru üzüm ile şaraplık üzümün sorunları farklı görünse de altında aynı gerçek yatıyor: Tarımsal üretimin bütün yükünü çiftçinin omuzlarına bırakırken üreticiyi piyasa dalgalanmaları, yüksek girdi maliyetleri ve belirsiz alım koşulları karşısında korumasız bırakıyoruz. Oysa bağcılık yalnızca üzüm satmaktan ibaret değil; kırsal yaşamı, istihdamı, yerel çeşitleri, gastronomiyi, şarap kültürünü ve Ege’nin tarihsel mirasını birlikte ayakta tutuyor. Sultaniye’den Bornova Misketi’ne, Çal Karası’ndan Cabernet Sauvignon’a uzanan üzüm çeşitliliği, bu coğrafyanın hem biyolojik zenginliğini hem de üretim kültürünü yansıtıyor. Bağlar ekonomik gerekçelerle söküldüğünde yalnızca bir tarım alanını değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiyi ve kültürü de kaybetme riskiyle karşılaşıyoruz.

Üreticinin emeğinin karşılığını alması, üzümün sürdürülebilir bir fiyatla alıcı bulması ve şarap sektörünün stok, satış ve üretim sorunlarının bütüncül biçimde ele alınması gerekiyor. Kuru üzüm üreticisini borç batağında, şaraplık üzüm üreticisini ise alıcısız bırakıp sonra Ege’nin bağcılık geleneğiyle övünemeyiz. Çünkü üzüm sadece para değildir; toprağın hafızası, sofranın kültürü ve binlerce yıllık bir uygarlığın yaşayan mirasıdır. Bugün dalında kalan her salkım, yarın sökülebilecek bir bağın habercisi olabilir. Asıl soru, üzümün kaç liradan satılacağı kadar, Ege’nin bağlarını ve bu bağlarda yaşayan insanları geleceğe taşıyıp taşıyamayacağımızdır.

Üzümün fiyatını konuşurken üreticiyi, üreticiyi konuşurken de kültürü ve toprağı unutmamak gerekiyor.

A. Nedim Atilla

 

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz