Yeni Turizm Modelinin Zamanı
Türkiye turizmi bu güne kadar; düşük maliyet, yüksek hacim ve orta fiyatla büyüdü. Ama turizm çalışanlarının sırtındaki bu model artık sonlanıyor. Vergiler ve maliyetlerdeki artış veya değişimleri taşıyacak fiyat elastikiyetimiz hala yüksek. Olası maaş artışı + enerji şoku, Türkiye’de turizmi küçültmez ama kâr modelini kalıcı olarak bozar.
Ana rakibimiz İspanya’ya göre, Türkiye’nin asıl avantajı vergi değil, maliyet avantajı (özellikle işçilik) oldu: Cheap labor premium margin (Yani gayri resmi olarak, ucuz emek kaynaklı premium kâr marjı ülke!)
Antalya gibi destinasyonlarda: Avrupa turistinden Euro kazanılır, personel TL bazlı daha ucuzdur, enerji ve hizmet maliyetleri görece düşüktür. Bu fark, “premium margin”dır. Artık maliyet kontrolü kârlılığı daha fazla belirler. En büyük kaldıraç: personel maliyetidir. Maaşlar artarsa, enerji pahalanırsa, kur dengesi bozulursa “cheap labor advantage” kaybolur, kaybolmaktadır.
Risk, %2 olan konaklama vergisi ile %14’leri bulan satış vergilerinin artması ve personel + enerji maliyetlerinin payının %40’lara yükselmesidir ki operasyon maliyetlerinin İspanya seviyesine çıkması demek olur.
Bu da “sıkışmış turizm ekonomisine” evrilen ve Rusya dışında vergi öncesi marjı artırma kaynağı pek olmayan Türkiye’nin; alternatif destinasyon çokluğuna yönelik talebi nasıl yöneteceğini bilememesi demek.
Artık yalnızca Rusya’ya dayalı ve İngiltere’nin dengeleyici olduğu kitle turizmine dayalı yapıdan “deneyim” ekonomisine ve “premium pricing” modeline geçilmesi gerekmez mi?
Tabii amaç, ucuzluk değil, yüksek kalite, prestij ve algılanan değer üzerinden satış yapmaksa….
Turizmde 1. ligteyiz demek; “en iyiyiz / en prestijlisiyiz / en güveniliriz” demek olmalı, yaklaşıyoruz. Yüksek kalite algısı, Marka güveni ve hikâye ve Fiyat yüksek…
Türkiye, sağlık turizmi, butik oteller, özel klinikler ve luxury resortlerle, “Dual pricing economy” modeli kurmalıdır: Düşük/mid segment ve premium segment kombinasyonu…








Lütfen Bekleyin.