• 23 Ocak 2020 00:43
  • 0
  • 7 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Bağımsız markalaşma ve kentler

Bu yazıyı dinleyin
Nizamettin Şen 23 Ocak 2020 Bağımsız markalaşma ve kentler

 

Geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği dar kapsamlı “Turizm Çalıştayı” kapanışında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu “Türkiye'nin ‘ucuz destinasyon' algısı kısa sürede değiştirilemeyeceği için, İstanbul'un bağımsız olarak markalaşmasına başlanmalıdır. Bu aziz şehrin dünyada ilk üçe girebilmek için her şeyi var. İhtiyacı olan tüm sektörün mutabık olacağı, birlikte çalışacağı bir ortak strateji idi.” Diyerek çok önemli bir kaç soruyu tekrar gündeme getirdi.
 
1-   Ucuz destinasyon ALGISI
 
2-   Bağımsız olarak MARKALAŞMA
 
Ucuz Destinasyon algısının Markalaşma ile çözüleceğini artık herkes kabul ediyor.
 
Yıllardır destinasyon tanıtımı ve pazarlanması konusunda Türk Turizminin bir türlü dünyadaki gelişmelere ayak uyduramadığını hepimiz biliyoruz.
 
Dünyada bölgesel tanıtım üzerine kurulan stratejiler 40 yıl önce başlamıştır.Bölgesel tanıtım stratejisi  ne yazık ki ülkemizin tanıtımının baş aktörü Kültür ve Turizm Bakanlığının bir dönem stratejisi oldu ise de, bölgesel yapılanmayı yıllardır kendi olanaklarıyla çözmeye ve katkı koymaya çalışan STKve sivil insiyatiflerle ortak hareket etme kabiliyeti gösterememiştir.
 
Bölgesel yapılanmalara yukarıdan bakan anlayışla, bölgesel kaynakların da verimli kullanılmasını engellemektedir.
 
Rakip ülkelerin yıllardır artık kemikleşmiş  bölgesel tanıtım (destinasyon) yapılanmaları oysa bakanlık tarafından bir dönem çok iyi incelenmiş ve sektörle de paylaşılmış sonra rafa kaldırılmıştır.
 
Tıpkı Bakanlığın 2023 Turizm Stratejisinin artık tozlu raflarda unutulması gibi.
 
“Ucuz turist” dünya turizmi hareketi içinde herhalde  toplumun her kesiminde  sadece Türkiye’de konuşuluyordur. Gelen turisti kendine göre beğenmemek onu kategorize etmek öyle uç noktalara kadar ulaşıyor ki, insanın “iyi de onlar bizi beğeniyorlar mı ?”  sorması geliyor…
 
Evet, onlar bizi beğeniyorlar mı? Neyimizi beğeniyorlar neyimizi beğenmiyorlar? Biz ucuz olduğumuz için mi geliyorlar? Biz niye pahalı olamıyoruz? Ürünümüz yoksa defolu mu?
 
Bu sorulara verilen cevapların hepsi bugüne kadar yapılan turizm şuralarında detaylı olarak vardır. Yıllardır bu konular üzerinde kafa yoran turizmin emekçileri çeşitli ortamlarda bunları kayıt altına almışlardır.
 
Ticaretin kuralı zaten bellidir. Bir uluslar arası marka defolu ürün satmaz.
 
Defolu üründen marka olmaz. Ürün defoluysa onun alıcısı  da ona göre olur.
 
Defolu ürün satan defolu ürün alana eğer yukarıdan bakıp alıcıyı beğenmemezlik  ederse o dükkana bir daha o müşteri gitmez. 
 
Çok güzel bir anekdot vardır; İki komşu olan balcı ve turşucu Balçıda çeşit çeşit ballar var gelgelelim hiç müşterisi yok buna karşı turşucu müşteriden geçilmiyor.
 
Balcı bir bilgeye danışır, bilge kişi durumu inceler ve balcıya “sen bal satıyorsun ama yüzün sirke satıyor, adam turşu satıyor ama yüzü bal satıyor.
 
Gülümsemeyi bilmeyen dükkan açmasın…
 
Bizim turizm ürünümüz bal kadar tatlı ama genel ülke imajımız defolu. Bu söylem  bazılarına ağır bir itham gibi gelebilir. Oysa küçük bir yurtdışı medya yayınlarına baktığınızda imajımızın nerede olduğu kolayca anlaşıla bilinir.
 
Türkiye’nin demokrasi ve dış ilişkilerdeki büyüyen sorunlarını görmezden gelirseniz yani kafamızı kuma gömersek suçu “ucuz turiste” yükleyebilir, rahatlarız.
 
Yıllardır yapılan da zaten budur.
 
Turizmden nemalanıp ama turizm tanıtımına pazarlanmasına katkıda bulunmayan dilediği yerde dilediği kadar fiyatla etiketsiz turiste mal satmak için dükkan açan esnafın attığı çığlıklar hep bu ucuz turistler nedeniyledir.
 
Ticaretini disipline edemeyen, özenilen Osmanlı’nın lonca sistemini bile kabul etmesi imkansız olan, müşteri velinimetimizi unutmuş olanlar çok kolay “ucuz turist” sözünü kullanabiliyorlar.
 
Gelelim İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “ortak strateji” ile İstanbul’un bağımsız olarak markalaşmasına. Önce şunu söyleyelim İstanbul bir Marka dır.
 
Bu markanın bilinirliği dünya çapında en ön sıralardadır.
 
Çünkü dünyada iki kıtayı birbirinde muhteşem Boğaziçi ile ayıran  imparatorluklara başkentlik yapmış tarihi bir başka kent yok.
 
Ama bilinirlik tabi ki marka demek değildir.
 
Markanın en önemli özelliği güven duygusudur.
 
Güven duyulmayan markaların alıcısı kısa metrajlı fırsatlar arar kendilerine bazen çok cazip olanaklar sunulsa bile o markayı terk ederler ve marka market dışına savrulur.
 
Markanın standarttı ve sürdürülebilirliği gibi özelliklerine pek girmeyelim.
 
Destinasyonun markalaşmasında en önemli olarak görülen alt markalarının da olmasıdır. İstanbul’un alt markaları konusunda yapılacak ortak strateji çok önemlidir.
 
Mevcut çalışmalar bugüne kadar çok değerlidir. Tarihsel bir örnek vermek istiyorum, İstanbul’a sayısız eserler kazandıran idolüm olarak kabullendiğim Türkiye Otomobil Kurumu Başkanı  rahmetli  Çelik  Gülersoy’un ,
 
Türkiye’nin belgesel gurusu Süha Arın ile 1980 yılında hayata geçirdiği “Kırk bin Adım Kapalıçarşı” belgeseli ile Kapalıçarşı bir alt markadır.
 
Meraklısı için https://www.youtube.com/watch?v=WGlAgSpiErU öneririm Şerbetçi İbrahim Ustayı konuşturan Çelik Gülersoy Kapalıçarşı gibi bir alt markada koca bir İstanbul’u anlatmıştır.
 
İstanbul burjuvasının yarattığı İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı ise Türkiye’nin bütün destinasyonları için örnek bir oluşumdu Sayın İmamoğlu’nun ortak bir strateji için en önemli partnerlerden biri olacaktır.
 
Dijitalleşen dünyada tanıtımın bu mecrada yapılacağını düşündüğümüzde İstanbul diğer kentlere kıyasla açık ara öndedir.
 
İBB rakip ülkelerdeki yapılanmayı örnekleyerek yeni yol haritasını ortak akılla çizmelidir.
 
Türkiye’nin diğer destinasyonları için de bir örnek ve enerji oluşturabilir.
 
Bağımsız markalaşmak için bütünün parçası olduğunu kuşkusuz kimse yadsıyamaz ama bütündeki oluşmuş çarpık imajdan sıyrıldığında, bütün için de umut oluşturabilinir.
 
Yeter ki; Her şeyin çok güzel olacağına inanılsın…