• 30 Mayıs 2026
  • 0
  • 3 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Acelen Varsa Sakız’a Neden Geldin? - A. Nedim Atilla

Bu haberi dinleyin
30 Mayıs 2026 Acelen Varsa Sakız’a Neden Geldin? - A. Nedim Atilla

Bayram tatillerinin vazgeçilmez rotası haline gelen Yunan Adaları, son dönemde ‘kapıda vize’ kolaylığının da etkisiyle, deyim yerindeyse adeta Türk göçüne sahne oluyor. Çeşme’nin hemen karşı kıyısında, coğrafi yakınlığı kadar ortak geçmişiyle de göz kırpan Sakız (Chios), bu akından en büyük payı alan adaların başında geliyor. Tatilin ilk günlerinde adanın sakin, dingin ve zamansız ritmini yakalayan şanslı azınlıktansanız, sonraki günlerde feribotlardan dalgalar halinde inen kalabalıkların yarattığı karmaşayı daha net gözlemliyorsunuz.

Yüzlerce insanımızın otelleri, pansiyonları, lokantaları, çarşıları doldurması, elbette ada ekonomisine can suyu olması açısından yerli halk adına sevindirici… Bu durumdan Çeşme esnafının memnun olmadığı da kuşkusuz ortada, ama bu konuyu bayram sonrası bir başka yazıda tartışmak istiyorum. 

Ege adalarına bu yoğun rağbet, düşündürücü bir sosyolojik ve turistik olguyu da beraberinde getiriyor… Örneğin, anakara alışkanlıklarımızı, hız tutkumuzu, korna çalma sevdamızı, oraya buraya yetişme telaşımızı ve hemen her konuda gösterdiğimiz tahammülsüzlüğü yanımızda taşımaya bayılıyoruz. 

Ege’nin iki yakası arasındaki en büyük fark, belki de zaman kavramına olan yaklaşım. Bizim kıyılarımızda olağan karşıladığımız koşturmaca ve her şeyi hızlıca tüketme merakı, o ‘aceleci’ ruh hali, Sakız’ın limanına adım attığınız anda duvara toslar. 

Başlığın orijinali aslında, “Acelen varsa Bodrum’a neden geldin?” Neredeyse 30 yıl önce ilk kez Bodrum’da duymuş ve çok sevmiştim. Tatilde Bodrum’a gelen büyükşehir insanı, tatilin rehavetine kendini kaptıracağına, kaçıp geldiği yerin alışkanlıklarını ısrarla korumaya çalışınca, Bodrum’un yerlisi söylerdi bu cümleyi… 

Bence meselenin tam kalbi burası... “Acelen varsa Bodrum'a neden geldin?” sözü, aslında Türkiye'de turizm sosyolojisinin milatlarından biri olmalı. Bodrum'un sakin ve gösterişten uzak bir balıkçı kasabası olduğu dönemlerde, dışardan gelip huzur bozan büyükşehir insanına karşı, yerli halkın geliştirdiği muazzam bir panzehirdi bu cümle. Öyle ya, özleyerek geldiğin bu güzel beldenin nimetlerinden faydalanmak dururken, kaçıp geldiğin yerin kaosunu niye taşırsın yanında? Rahat ol, tatilinin tadını çıkar. Fakat beceremedik, Bodrum’u kötü bir büyükşehir çakması yaptık ve ancak o zaman rahat ettik. 

Otuz yıl öncesinin Bodrum’unda, Cevat Şakir’in (Halikarnas Balıkçısı) o ünlü felsefesinin izleri henüz sokaklardayken, hayatın ritmini insan değil, güneşin batışı, rüzgârın yönü ve denizin dalgası belirlerdi. Özellikle de İstanbul’dan gelenlerin o meşhur “hadi, hemen, çabuk” girdabına kapıldığını gören Bodrumlu esnaf, acele eden müşteriyi sakinleştirmek, hatta bazen eğitmek için bu cümleyi bir tabela gibi asardı dükkânının görünmez bir yerine.

Bugün Sakız Adası’na da taşımaya çalıştığımız ruh hali, 30 yıl önce Bodrum’da filizlenen ve sahip olduğumuz o kadim “sahil kültürünü” bize kaybettiren ruh ile aynı cinsten… 

Bizim büyükşehir insanımızın tatil anlayışı, maalesef durup dinlenmekten ziyade, “şehirdeki performans anksiyetesini tatil beldesine taşımak” üzerine kurulu. İstanbul’da trafikten kaçmak için yarışan insan, tatilde de en iyi masayı kapmak için yarışıyor. Plazada maillere saniyeler içinde cevap vermeye alışan zihin, adadaki tavernada ahtapotun 20 dakikada ızgaradan çıkmamasını “hizmet kusuru” olarak görüyor. Oradan oraya koşturarak, “görülmesi gereken 10 yer” listesini bir an önce tüketerek tatil yaptığını sanıyor.

Oysa ada insanı için zaman, doğrusal bir çizgi değil; geniş bir çember. Sakız’da kahvehanedeki yaşlı amcanın ya da lokantadaki esnafın zihninde “Bir sonraki masayı da rezerve edeyim, sürümden kazanayım.” kaygısı yok. Onlar, otuz yıl önceki Bodrumlular gibi, hayatın hızını doğaya göre ayarlıyor hâlâ. 

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz