Pazar ekonomisinde 'kalifiye' insana gerek var mı !
Erol Karabulut
Gerek turizm gerekse sanayi ve ticaret açısından hep ortaya konan bir gerçektir, kalifiye insan ihtiyacı Literatür; bunu on milyonlarca kez kanıtlayan araştırmalarla doludur, ama
Kalifiye insandan kasıt, UZMANLAŞMADIR. Ya da öyle varsayılır
Uzmanlaşma ise bugün; her bir meslek dalı için, inanılmaz detaylara, yeni tanımlamalara ve onlarca alt dala kadar uzanan bir pazar kültürü yaratmıştır.
Öyle ki, turizm sektöründe; çok bilinen, bir şantiye müdürlüğü, kalite ve gıda yönetimi gibi detayların yanı sıra uçak içi satış ve eğlence müdürlüğü şeklinde uç sayılabilecek yerlere ilerlemektedir.
Fakat, verilen iş ilanlarına bakılırsa; uzmanlaşmanın aslında belirli meslek gruplarında, mesela muhasebe, satış pazarlana, genel müdür ve alt dallarında yoğunlaştığı görülür.
3 dilli çaycı
Kalifiye oldukları, kendilerine bir belge ile bildirilmiş olmasına rağmen, genelde iş olanağı bulamayan milyonlar ise 3 dil bildiği halde getir-götür işlerine razı olabilmektedir. Bunları zaman zaman gazetelerde okuyoruz
Bazen de, sektörlerin, şirketlerin içinde ihtiyaca göre türetilmiş ve yalnız oraya has uzmanlık işleri vardır. Burada çalışanlar uzun süre görece bir rahatlık içinde var olurlar
Sektörümüzde; mevsimine göre 3 ila 6 işsiz kalan ve uzmanlaştığı varsayılan 1,3 milyon insan çalışıyor. Bunların ancak yarısından biraz fazlası kayıt içinde, yani sigortalı.
Bir başka gerçek da her yıl binlerce insanın sektörden kaçtığı ve başka sahalarda çalıştığıdır.
Gerek var mı?
Belgeli-kalifiye insanların, sektör dışına itildiği veya bunlara gereken önemin verilmediğine ilişkin çok dramatik örnekleri burada anlatmayacağız. Ancak son günlerde ortaya çıkan ve sık sık yinelenen bazı olayları duyunca, acaba pazar ekonomisinde gerçekten kalifiye insana gerek var mı, diye sormadan edemiyoruz.
Kapitalizmin türetilişinin ardından geçen 150 yıllık süre zarfında; otomasyon, esnek çalışma, part time işler vs, çalışanların dünyasını da dönüştürdü.
Akıllı makine- sıradan insan
Özetlersek bu süreçte; insan ile yapılan işin organik bağı kesildi. Mesela, eskiden ekmeği, yemeği elleri ile yapan bir aşçı ve yardımcıları, artık ederi milyonları bulan makinelerin başında, yalnızca tuşlara dokunarak mesleklerini icra etmektedirler.
Bunu TV reklamlarında da görüyoruz: 8 olmazsa 5 yeriz reklamında olduğu gibi
Buna sık sık değinen; pazar ekonomisinin, insan kaynakları uzmanları, danışmanları, yazarları, çizerleri, süreci YÜZEY ile DERİNLİĞİN-İÇERİĞİN kopması ve yabancılaşma şeklinde açıklıyor.
Belki vahşice olacak ama artık AKILLI-YETİŞMİŞ insanların, İYİ makinelerle çalışması yerine, akıllı MAKİNELERE, sıradan insanların EŞLİK etmesi şeklinde, iş tanımı mixleri ortalıkta uçuşuyor
Bazı yöneticiler, pazar ekonomisinin bu mühendislik harikalarından yararlanarak; networkler üzerinde dolulukları görüyor, bütçeler yapıyor, hazır paket programlardan eti, sütü kaça almış biliyor
Online dünya, bilgi ve görgü
Fazlaca esnek, parçalı-bölüklü bir iş yaşamı, son 20 yılda online-sanal dünyanın getirdiği araçlarla da birleşince, kalifiye insanın değerinin azaldığını ileri süren binlerce çalışma kitap raflarını doldurmaya devam ediyor.
Alternatif İZMleri yıkarak, TÜKETİCİ DEMOKRASİSİ yaratacağını savunan pazar ekonomisi; sunduğu sıfır faizli KREDİLER, kutsanmış AVMler gibi ortak paydalar yaratarak, hepimiz kardeşiz kavramını her geçen gün yerleştirmektedir.
Yüzey ve Derinlik ilişkisini kurmaktan ziyade, görünürdekini, esas gerçeklik olarak algılatan bu süreçte, acaba uzmanlaşmaya gerek var mı?
Var!
Bakmayın siz bu akedemi kokan bu sorulara Bugün ülkemizde 25-30 yıldır aynı grup içinde çalışan otel müdürlerimiz, garsonlarımız, muhasebecilerimiz vs, hala insana değer veren gruplarımız var. Görece ve kapalı devre tatminkar insanların yarattığı bu yapıların çölde bir vaha mı, yoksa cennetin ırmaklarına doğru gidilen bir yol mu olacağını zaman gösterecek.
Risk
Risk, girişimci olmanın ön koşuludur ve risk alanlar tarihin sayfalarında yerini alırlar. Ama bu karagözlülükten ziyade, İNSANI VE MAKİNELERİ, İŞ SÜREÇLERİNİ dikkate alan bir girişimcilikle olursa, cennete gider.
Uzun vadeli bakarsak, Türkiye turizmcisi, yıllardır her türlü riski alarak, pazarda yerini almıştır. Bu açıdan tarihin her çağında Türkiye, turizmde yerini alacaktır.
Bu risk; kalifiye-yetişmiş insan gücünün korunması, devam ettirilmesi açısından da daha çok alınmalıdır.
İnsan gücünün; hayallerinin ve beklentilerinin en tepeden fotoğrafımı çizen Gazi Mustafa Kemale göre, insanlar;
3 temel konuda; adam yerine konmak, yasalar ve hayat önünde eşit haklara sahip olmak ve de yaratılan iktisadi refahtan hakça pay alabilmek için değişim-ihtilal ister. İlk ikisi başarılsa dahi, iktisadi refahtan hakça pay alınamıyorsa, o değişim-ihtilal ölmüş demektir.
Görüp görmemek mevzu bahis değil amma ülkemizin ve insanlarımızın Gazinin vurguladığı bu tarihi gerçek zeminde ilerlemesi; alacağımız risklerle, paylaşacağımız düşlerle, refahla mümkün olacaktır.
Bu yüzden, hangi ekonomik çerçeve olursa olsun; kalifiye insanlara gereksinim vardır ve artacaktır. Görüp görmemek mevzu bahis değildir.
Sağlıcakla kalın, hoşcakalın
(Online ve offline fark etmez)





