• 14 Mart 2026 12:46
  • 0
  • 3 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

İlber Hoca Gerçek Bir Gezgindi

Bu yazıyı dinleyin
A. Nedim Atilla 14 Mart 2026 İlber Hoca Gerçek Bir Gezgindi

Dün aramızdan ayrılan İlber Ortaylı için “tarihçi” demek elbette doğrudur. Ama eksiktir. Çünkü o aynı zamanda gerçek bir gezgindi. Kitapların arasında yaşayan bir akademisyen değildi yalnızca; şehirleri yürüyerek okuyan, tren istasyonlarını, müzeleri, meydanları ve hanları birer tarih metni gibi inceleyen bir seyyah ruh taşıyordu.

Onun tarih anlayışı, masa başında yazılan kuru kronolojilerden ibaret değildi. Bir kentin mimarisi, bir çarşının dili, bir lokantanın menüsü ya da bir tren garının duvarları bile onun için tarihsel birer belgeydi. Bu yüzden Ortaylı’nın kitaplarını okuyanlar, yalnızca geçmişi öğrenmez; aynı zamanda bir coğrafyada nasıl dolaşılması gerektiğini de öğrenirler.

Bunun en güzel örneklerinden biri Bir Ömür Nasıl Yaşanır adlı eseridir. Bu kitap yalnızca bir hayat tavsiyeleri kitabı değildir. Aynı zamanda Ortaylı’nın dünya şehirleriyle kurduğu ilişkinin bir özeti gibidir. Viyana’dan Roma’ya, Petersburg’dan İstanbul’a kadar uzanan bir kültür atlası sunar. Gençlere verdiği en önemli öğütlerden biri de şudur:
“Gezin, şehirleri görün, müzeleri dolaşın.”

Benzer bir bakış açısı Gidiyorum Bu Şehirden kitabında da görülür. Bu eser adeta bir kültür yolculuğu günlüğüdür. Ortaylı bu kitapta şehirlerin ruhunu anlatır. Bir kent yalnızca binalardan oluşmaz; o kentin hafızası vardır, dili vardır, insanı vardır. Ortaylı’nın gezginliği tam da bu noktada ortaya çıkar: O, şehirleri turist gibi değil tarihçi gibi gezerdi.

Onun seyahat merakı sadece Avrupa ile sınırlı değildi. Osmanlı coğrafyasının şehirleri de onun zihninde canlıydı. Balkanlardan Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada dolaşır ve her şehrin Osmanlı mirasını incelerdi. Bu yaklaşımını özellikle Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek ve İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı gibi eserlerinde görmek mümkündür. Bu kitaplarda tarih yalnızca devletlerin hikâyesi olarak anlatılmaz; aynı zamanda şehirlerin ve kültürlerin hikâyesi olarak ele alınır.

İlber Hocamla son buluşmamız geçen yıl Ayvalık’ta olmuştu. Özgün Zeytinyağı’nın yayınladığı, önsözünü onun, son sözünü benim yazdığım 'Aynur Teyze'den 2 Yaka 50 Lezzet' kitabı için bir araya gelmiştik. O geceki sohbet de unutulmazdı diğerleri gibi…

 

İlber Ortaylı’nın gezginliği biraz da eski zaman entelektüellerini hatırlatır. 19. yüzyılın Avrupalı kültür insanları gibi, trenlerle şehir şehir dolaşan, müzelerde saatler geçiren, arşivleri ziyaret eden bir araştırmacıydı. Onun için seyahat, eğlence değil bilginin vazgeçilmez bir parçasıydı.

Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki, Ortaylı’nın kitapları aynı zamanda birer kültür haritasıdır. Okuyucuya yalnızca tarih öğretmez; dünyaya nasıl bakılması gerektiğini de anlatır.

Belki de bu yüzden onu tanıyanlar için İlber Ortaylı sadece bir tarih profesörü değildi.
O, şehirleri okuyan bir seyyah, kültürleri birbirine bağlayan bir anlatıcıydı.

Şu sözünü geziye çıktığım dostlarıma hep aktarırım: “Hiçbir yılınızı yeni bir yer görmeden, yeni bir şey öğrenmeden kapatmayın. Rahat ve verimli yaşamak isteyen bir insana ne para ne de mevki tavsiye ediyorum. Dünyanın farklı renklerini tanımak asıl mühim olan.”

Bugün aramızdan bir tarihçi ayrıldı. Ama geride bıraktığı kitaplar sayesinde, onun açtığı yolları izleyerek dünyayı keşfetmeye devam eden yeni gezginler olacak.

Çünkü bazı insanlar kitap yazmaz; bir yol haritası bırakır.

 

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz