• 21 Ocak 2016 04:33
  • 0
  • 9 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Neredeyiz, ne oluyor, ne yapmalıyız?..

Bu yazıyı dinleyin
Yusuf Hacısüleyman 21 Ocak 2016 Neredeyiz, ne oluyor, ne yapmalıyız?..

 

Soğukkanlı bir değerlendirmeye ihtiyaç var.
 
Nereden başlamalı?
 
11 Eylül 2001 tarihinde dünya değişti. 
 
Ne açıdan diye soracak olursak bunun tek yanıtı var: Terör günlük hayatımıza girdi.
 
Çünkü bu tarihe kadar dünyanın en güçlü ülkesinde, filmlerde bize öğretilenin tam aksine, ER Ryan’ı kurtarmak için seferber olan bir orduyu harekete geçirten, en iyi istihbarata sahip olduğu düşünülen bir ülkede, CIA, FBI, NSA ve daha ne kadar kuruluşun avucunun içinden kayıp giden bu çapta bir eylem hiç olmamıştı. 
 
Eylemi kimin nasıl yaptığı konularına girmemize hiç gerek yok. 
 
O kadar çok yazıldı çizildi ki, hepimiz kendi yorumumuzu yaptık ve o defteri kapattık. 
 
Ama o defter turizm açısından kapanmadı, tam tersine 11 Eylül dünyanın güvenlik açısından değişimin başladığı, güvenlik algısının destinasyon kavramı ile birlikte anıldığı bir başlangıç oldu. 
 
Londra metrosu katliamında başka bir mesaj, dünyanın finans merkezinde aynı sahne. 
 
Birçok ülkede büyük kentlerde farklı zamanlarda, daha doğrusu ne zaman olacağı belli olmayan aralıklarda meydana gelen terör olayları, uçak güvenliği, insanların seyahat isteğini, motivasyonunu hep etkiledi. 
 
Pizza yerken, veya ayranınızı yudumlarken, otelin lobisinde otururken başınıza her an birşey gelebilir duygusu insanları artan bir dozda tedirgin etmeye başladı.
 
Son 15 yılda dünya degişti. Bu dönem içinde yaşananları burada tek tek saymaya kalksak bu yazı bitmez diye endişe ediyorum. 
 
Ancak bunu yazarken de acaba kaç tanesini aklımdan yazabilirim, interneti karıştırmadan diye de düşünmüyor değilim. 
 
Unutuyoruz. 
 
Zaman her şeyi alıp gidiyor. İnsanın yapısında var, hep ileriye doğru bakmak, umut yaratmak, kötünün geçmişte kaldığına inanmak, bunlar insanca duygular. 
 
Bu nedenle sizin için buraya bir liste koymayacağım. 
 
Ben de bugün ileriye bakmak istiyorum, geçmişten dersler çıkartarak.
 
UNUTUYORUZ
 
Terör olaylarının üzerimizdeki yoğun etkisini en fazla bir hafta veya on gün kadar yaşadığımızı, günlük sohbetlerimize ancak bu sürelerde yansıdığını veya yazılı ve görsel medyada yoğun bir şekilde işlendiğini görüyoruz. 
 
Kendi hayatımıza dönüyoruz, günlük yaşamın dertleri, mutlulukları bizi geriye doğru değil, ileriye götürüyor. 
Unutuyoruz olayları, ölenleri, niçin öldüklerini, isimlerini, tarihini, orada neden bulunduklarını, niçin öldürüldüklerini unutuyoruz. 
 
Orada olmadığımızdan da küçük bir mutluluk duyuyoruz ta derinliklerimizde, biraz da utanarak bunu hissettiğimizden.
 
Bunları kendimizi eleştirmek için değil, insanın düşünce yapısını iyice tahlil edersek davranış biçimlerine göre hareket kabiliyeti kazanacağımızı vurgulayabilmek için belirttim. 
 
İnsanlar, biz, bizim misafirlerimiz, unutuyoruz bir çok şeyi…
 
ATES DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR
 
Terörden en fazla neresi etkilenir: Yaşandığı yer.
 
New York, Londra, Şuşa, Paris, Şarm El-Şeyh, Ankara, İstanbul…
 
Bunlar şehir olarak aklımızda kalanlar, ya ülkeler? Tunus, Mısır, Yemen, İsrail, Lübnan, Suriye, Libya… 
 
Bu ülkeler Size ne çağrıştırıyor?
 
Bir Atasözü ve yaklaşımımızla yakından ilgili: Ateş düştüğü yeri yakar. 
 
İster doğal afet, ister savaş, ister salgın hastalık, ister terör olayları… 
 
Meydana geldiği yerle anılır. 
 
Unutulur mu? 
 
Evet, zamanla unutulur, ancak daha çabuk nasıl hafızanın en arkalarına itilebilir? 
 
Aynı yer başka pozitif algı yaratacak olaylarla anılmaya başlayınca o destinasyon bu pozitif algıdan yarar görür… 
 
Hatırlayın: Luxor tapınağı… Ardından Ramses kitapları. 
 
Bu konu üzerinde hiç zaman kaybetmeden, bu sezonki kayıpların artmasını beklemeden çalışmalıyız… 
 
Pozitif algı, pozitif imajlar.
 
İLETİŞİM
 
Terörün dünyanın her yerinde olabileceği konusunu ben de söylüyorum ve bu tezi de savunuyorum, çünkü kolay geliyor, nasıl olsa örnekleri var, sorulduğunda başlıyorum saymaya. 
 
Ama bu yeterli mi?
 
Bence yeterli değil. 
 
Dünyanın bütün uzmanları bu konuda aynı fikirdeler. 
İletişimin önemi çok büyük. 
 
Uzakta olan ve ülkede veya destinasyonda neler olup bittiğinden haberi olmayan insanlar, bu durumda bizim turistler, doğal olarak tedirgin olur. 
 
Bugüne kadar bu konuda en zayıf karneye sahip olan ülkelerden birinin biz olduğumuzu düşünüyorum, saklayalım, gizleyelim aman kimse duymasın tavrı Avrupa’da geçerli değildir. 
 
İstanbul olayında bile acaba hangi ülke  insanlarını kaybettik diye araştırmaya çalışırken ki ona göre bir şeyler söylememiz lazım, bakıyorum bizde açıklama yok, ama Somali Dış İşleri Bakanlığı kendi vatandaşlarından birinin hayatını kaybettiğini duyuruyor, biz onlardan öğreniyoruz. 
 
Biz otelcilere ve tur operatörlerimize burada çok iş düşüyor. 
 
Rezervasyon akışlarındaki tereddüt bundan kaynaklanıyor, belirsizlik, bilgisizlik, güven duygusundaki erozyon ve bunların beraberinde yaşanan tedirginlik turistlerin davranış biçimlerini olumsuz etkiliyor. 
 
Bugüne kadar otellerimizde kalmış, ülkemize gelmiş ne kadar misafirimiz varsa onlarla iletişime geçip onlarla sohbet etmeliyiz, ister sosyal medya araçlarını kullanarak, ister elektronik ve dijital araçları kullanarak ama muhakkak iletişimde bulunmalıyız. 
 
Bir sözcük, rahatlatıcı bir yaklaşım, onda yaratacağımız güven duygusu, bir merhaba, kararsızlığını yenebilecek son bir damla tatlı söz bize gelmesini sağlayabilecektir. 
 
BATI AVRUPA FİYAT ÇIKMAZI
 
Bugün yaşadığımız durum fiyatla ilgili değildir. 
 
Bunu bir fiyat meselesine indirgemek isteyenlere en iyi verilecek yanıt yukardaki iletişim kanallarını kullanarak misafirle iletişime
geçmektir.
 
Eğer ben bir yere gitmekten korkuyorsam, endişe ediyorsam, kendimi güvende hissetmeyeceğim bir yerse, sadece 15-20 Euro fiyat ucuzladı diye gideceğimi düşünemiyorum. 
 
Alman düşünür demeyin, Belçikalı, Hollandalı düşünür demeyin, İngiliz düşünür demeyin, çünkü düşünmezler. 
Bazı tur operatörlerimiz kendi müşterilerini 15-20 Euro’ya hayatlarını tehlikeye atacaklar kategorisinde değerlendiriyorlarsa, bu ortak misafirlerimize yapılan en büyük hakaret olur. 
 
Bugünku sorun, fiyat sorunu değildir.
 
RUSYA-BİR RÜYANIN SONU MU?
 
Kimin aklına gelirdi Rusya’dan bu kadar misafirin geleceği? 
 
Bizlerin, oraya ilk gidenlerin aklına bile gelmedi bu sayılara bir gün ulaşacağımız. 
 
Uzun süredir Rusya milyarlarca doların turizm endüstrisi aracılığı ile yurtdışına çıkmasından rahatsızdı. 
 
Son yaptırımlardan sonra şu anda 1 Dolar karşılığında 80 Rubleye oturan kur ülkenin ekonomik olarak ne durumda olduğunu zaten göstermeye yeter de artar bile. 
 
İran’a yaptırımların kaldırılması ile birlikte üreteceği ve dünya pazarına süreceği petrol ile birlikte Rusya’nın milli geliri daha da düşecek. 
 
Rusya, biri Şarm El-Şeyh’de, biri bizde, iki tane uçak krizini bahane göstererek ilk yaptığı uygulamalar arasında Mısır turizmini ve Türkiye turizmini yasaklamak oldu. 
 
Rusların en fazla gittiği iki büyük destinasyon, en fazla dövizin taşındığı iki ülke. 
 
Bununla yetinmeyip “ticari bir soykırım” uygulaması ile etnisiteye dayalı bir ticari yasaklama ile tarihe geçecek bir uygulama yaptı.
 
Rusya’dan beklentiler mahalle baskısını yenebilen Rusların tarifeli seferler ile gelmesi ile sınırlı kalacaktır. 
 
Sayısal olarak yok saymak daha gerçekçi bir yaklaşım olur bu yıl için. 
 
Bu pazarın bir gün tekrar açılması olasılığını çok düşük görmekteyim. 
 
Ancak karşılıklı bir çıkar alışverişi ile mümkün olduğunu düşünmekteyim, tabi ki bu ne zaman olur nasıl olur veya olur mu bilinmez.
 
NE YAPALIM
 
Herkese uygun tek bir reçete yok. 
 
Konaklama sektörü bir yandan finansal sürdürebilirlik kavramını kendisi için çok önemli bir ev ödevi olarak görmeli, likidite zorluğundan uzak durmalı, diğer yandan ise işletmelerin operasyonel hayatı güncel bir ifade ile “mali disiplin” gözetilerek yönetilmeli.
İşletmenin doluluk öngörüleri nicelik olarak değil, nitelikli doluluklar olarak mütevazı bir planlama dâhilinde yapılmalı. 
 
Daha az bir misafir sayısı ile daha nitelikli bir gelir seviyesinde kalmalı, hizmet giderlerini buna göre düzenlemeli.
 
DAYANIŞMA YILI OLSUN
 
Bu yılı tur operatörleri ile konaklama sektörü arasında bir “dayanışma yılı” olarak görmekteyim. 
 
Birlik olarak kuvvet ve enerji üretecek, birbirine moral verecek, bugüne kadar üretilen hizmet seviyelerinde fedakârlık etmeden ayakta kalabilecek hizmet fiyat dengesini koruyacak bir dayanışma yılı olsun. 
 
30 yılda oluşan ve Türk turizmini bugüne kadar başarıyla getiren bu hizmet fiyat dengesini 15-20 Euro’ya feda etmeyelim.
 
 

Diğer Yazılar

Uçaklar Yerde Yatmamalı 04 Ağustos 2020

Askıda turist 04 Haziran 2020

ASKIDA TURİST 03 Haziran 2020

Scoreboard ve easa 17 Mayıs 2020

Bir almanya analizi 11 Mayıs 2020

Karantinadan çıkış 04 Mayıs 2020

İstanbul'da bir buluşma 13 Şubat 2012

Kriz beklentileri… 21 Ocak 2009

Last call 09 Ocak 2009