• 26 Ağustos 2026 10:06
  • 3
  • 3 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Ah Akdeniz'in O Turkuaz Mavisi Rengi Yok Mu

Bu yazıyı dinleyin
Tunç Müstecaplıoğlu 26 Ağustos 2026 Ah Akdeniz'in O Turkuaz Mavisi Rengi Yok Mu

Var olmasına var da, gel gör ki içinde herkese yetecek kadar canlı yaşamıyor.

“Neden bizim sınırlarımız içindeki Akdeniz’in, Ege’nin ve Karadeniz’in 6.000 kilometreyi aşan sahil uzunluğu ve engin denizleri bizi doyurmaya yetmiyor da biz hâlâ deniz ürünleri ithal ediyoruz” diye düşünmüştüm bir ara.

Ya da neden antibiyotik kokulu çiftlik balıklarına mahkum oluyorduk acaba?


Her Yereden Balık İthal Ediyoruz

Norveç’ten, Fas’a, İzlanda’dan, Libya’ya, hatta Çin’den bile balık ithal ediyoruz.

Bunları yiyeceğiz diye de o ülkelere 300 milyon $ da kaynak transfer ediyoruz.

(Oysa bu paraya dört tane Osimhen alırdık gibi bir hesap olmaz tabii?)

Pek tabii ki onların da bir çoğu deniz çifliklerinde üretiliyor.

Eminönü’ndeki tarihi balık-ekmekteki uskumru bile Norveç’ten geliyor.

Bu absürd durumun bir çok nedeni var ve biz bu konuda yalnız değiliz.

Akdeniz’e kıyısı olan 21 ülke de bize benzer sorunlarla karşı karşıya.

Nüfus yoğunluğu ve aşırı turizm bu sorunun ana nedenlerinden.

 

Nasıl Yetsin Ki

Bu 21 ülkenin nüfusu 500 milyonu aşarken, bu ülkeleri 400 milyon kadar da yabancı turist ziyaret ediyor.

Buna bir de o ülkelerdeki iç turizm hareketini ekleyin.

Ee herkesin deniz kıyısında bir rakı-balık, ya da şarap-karides tüketme hayali de olunca, işte bu taleplerin hepsine maviş Akdeniz’in balıkları yetemiyor.

Nedenleri mi?

Bir deniz ne kadar berrak ve mavi olursa o kadar da bereketsiz oluyor.

Bilim insanları da bu mavi çölün (Akdeniz) bereketsizliğini şöyle nedenlendiyorlar: 

Akdeniz yarı kapalı bir deniz.

Dolayısıyla farklı türlerin buraya giriş ve çıkışları sınırlı.

Besin tuzu açısından fakir.

Fitoplankton üretimi sınırlı olduğu için balık nüfusu da az.

Tuzluluk oranı yüksek, yağışı az olduğu için, sadece uyum sağlayabilen türler yaşayabiliyor.

Yüzey suları ısınınca oksijen seviyesi de azalıyor.

Aşırı avcılık, turizm, plastik ve denize pis suların deşarjı biyolojik çeşitliliği azaltıyor.

Süveyş Kanalı aracılığıyla gelen (aslan balığı gibi) bazı istilacı türler, bir çok yerli balığın soyunu tüketti.

 

Ya Şimdi Ne Olacak?

“Hoppala, pekiyi o zaman biz ne yiyeceğiz” dediğinizi duyar gibiyim.

Balık desen ya çok az, olanlar da çok pahalı ya da antibiyotikli.

Et yersek hayvanseverler kızıyor.

Tavuklar zaten artık pek gezemiyor, sıkış tepiş ortamlarda hormonlarla büyütülüp kesiliyor.

Vegan, vejeteryan  olmak da belirli bir yaştan sonra cinsiyet değiştirmek gibi eğreti duruyor. 

Yıllardır bir aslan gibi beslenmeye alışan midemizi, bir türlü bir inek gibi otlanmaya alıştıramıyoruz.

Bilemedim gari..


 


 

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz