Bodrum Versus Leros
Dikkatinizi çekeyim, okumaya başlayın diye iki sözcük arasına Latince bir sözcük kondurdum.
Hele okumaya bir başlayın çünkü sizi birkaç dakikalığına bilgi bombardımanına tutacağım.
Kitle turizminden, kalabalıktan bir miktar incinmiş bir çift olarak eşimle bu kez de yolumuzu Ege sahillerine düşürdük.
Kitle turizminden para kazanıp sonrasında böyle şımarıklık yapmayı idare ediverin lütfen.
Dikili’den sonraki durağımız zorunlu olarak Bodrum olmuştu.
Ben Bodrum’a gitmeyi reddedeli yıllar olmuş.
Halikarnas Balıkçısı’nın 1925’de sürgüne geldiği Bodrum, Ege kıyısında adeta bir metropole dönüştüğünden beri, bu beldeden uzak durmaya çalışmıştım.
Ta ki kardeşim ve onun müstakbel eşi, Yunanistan’ın Leros Adası’na gidip orayı anlatana ve bu özel adanın fotoğraflarını bizlerle de paylaşana kadar.
Mutlaka görmeliydik ve Leros’a en kolay ulaşım Atina dışında Bodrum’dan oluyordu.
Bodrum’un kalabalık caddelerine, tekdüze turistik dükkânlarına bir gece maruz kaldıktan sonra, İDO’nun deniz otobüsü ile Leros’a doğru yola çıktık.
Girne gemi faciasının da verdiği korkuyla, gemide önce can yeleklerinin yerlerini ve acil çıkış kapılarını inceledik.
Rüzgârlı havadan dolayı biraz sallanarak ama tek parça olarak yaklaşık bir saat içinde Leros’a ulaştık.
Schengen vizelerimiz olduğundan, 50 dakika içinde kendimizi bir Avrupa Birliği ülkesi olan Yunan topraklarında buluverdik.
Vizesiz gelenler de, kişi başı 60 Avro karşılığında ekspres vize alarak benzer zamanlarda adaya ayak bastılar.
Aa Burada Zaman Adeta Durmuş
Kendimi bir anda çocukluğumda annemlerle 1960-70’li yıllarda gittiğimiz Avşa Adası’nda, Erdek ya da Çınarcık’ta gibi hissediverdim.
Leros, sessiz, pırıl pırıl plajları, basit şemsiye ve şezlongları ile çoktan unuttuğum eski yazlık beldeler gibiydi.
Daracık plajlarda güneşlenen tek tük turistler gayet mutluydu.
Trafikte arabadan daha çok, hiç rahatsız etmeyen bir hızla seyreden motosiklet trafiği vardı.
Tabakhaneye suşi yetiştirir gibi giden getir-götürcülere hiç rastlamadık.
Hiçbir sektörden uluslararası bir marka da görmedik.
Oteller, restoranlar, kahveciler, hepsi yereldi.
Birçoğu da aile işletmesiydi.
Örneğin, kaldığımız Atlazia Suites’in sahipleri Yorgos ve Lavanda (kendisi aynı zamanda bir okulun müdiresi olarak da çalışıyor), kızları Despina ve Dimitra’yı geleceğin otelcileri olarak yetiştiriyorlardı.
Kızlardan büyüğü olan Despina, resepsiyonist olarak çalışırken aynı zamanda müşterilerin bavullarını taşıyordu.
Dimitra ise odaları temizliyordu.
Kara kedileri Kitty de adeta misafir ilişkilerinden sorumlu bir görevli gibi herkese kendisini sevdiriyordu.
Bodrum’dan Terapi Niyetine Günübirlik Bile Gitmeye Değer
Leros’ta kişi başına 20-25 Avro’ya meşrubatlar dahil bir öğün yemek mümkün.
Günde 40-50 Avro’ya araba kiralayarak adayı gezmek de çok keyifli.
Adada şarap bağları da var.
Bakkallarda 10-20 Avro’ya taze şaraplar satılıyor.
Ama sakın, “Avrupa’ya geldik, ne güzel şimdi Avrupalılar’la kaynaşacağız” diye düşünmeyin.
Çünkü neredeyse herkes Türk.
Kendimizi adeta Bodrum’daymışız gibi hissettik.
Henüz Yüksek Katlı Apartmanları Ve Siteleri Keşfedememişler
Belki de onların bizdeki gibi şöhretli yapsatçıları yoktur.
Çünkü doğada, adanın nefis manzaralı sırtlarında büyük boşluklar vardı.
Henüz binaları yan yana dizmeyi, insanların göz göze yaşamasını kıvıramamışlar.
Adada neredeyse her bina iki katlı.
Adanın çoğunluğuna, Yunan bayrağını da simgeleyen mavi beyaz renkler hâkim.
Leros’un, Atina’dan gelen iç hat uçuşlarına açık küçük bir havalimanı da var.
Kitle turizminden (şimdilik) etkilenmemişler.
Leros’ta, Bodrum’un 1970’li yıllarında olduğu gibi yılda 45-50 bin kadar turist ağırlıyorlar.
Bodrum ise günümüzde, 1.000’in üzerinde lisanslı konaklama tesisinde yılda 4,5 milyon kadar turist ağırlıyor.
Yani Leros’un 100 katı kadar.
Leros Adası’nın yüzölçümü 74 kilometrekare.
Nüfusu ise 8 bin kadar.
Girit ve Rodos’un yanında adeta bir adacık.
Rodos 1.400 kilometrekare ve nüfusu 125 bin.
Girit ise 8.336 kilometrekare ve nüfusu 670 bin.
Leros Adası’nı çevreleyen yetmiş kilometre uzunluğunda sahili var.
40-50 kadar da butik oteli.
Airbnb bağlantılı evleri de eklersek, bu rakam 100’e kadar çıkabilir.
Leros Adası, Girit, Rodos, Mikonos veya Santorini gibi milyonlarca turisti ağırlayan popüler ada destinasyonlarının aksine, sakinliğini koruyan ve daha çok butik/bireysel turizm ile yat turizmine hizmet eden bir yapıya sahip.
Antalya İle Benzer Bir Kaderi Paylaşmışlar
Antalya 1919-1921 yılları arasında iki yıldan fazla bir süre İtalyanlar tarafından işgal edilmişti.
Leros da 1912-1943 yılları arasında İtalyan işgaline uğramış ve 31 yıl kadar onların ana deniz üssü olarak kullanılmış.
Rakam Sevenler Beri Gelsin
Yunanistan, nüfusuna (10,4 milyon) oranla Türkiye’nin (86,3 milyon nüfus) yaklaşık 6 katı kadar turist ağırlıyor.
İki ülkenin kişi başı turistik harcamaları benzer rakamlarda.
Yunanistan’a gelen yabancı turistlerin yüzde 60’ı Yunan adalarına geliyor.
Yunanistan’ın 227’sinde yerleşim olan yaklaşık 6.000 adası var.
Türkiye’nin ise 150 civarında ada, adacık ve kayalığı mevcut.
Bizim Ege’de, başta Bozcaada, Gökçeada ve Cunda olmak üzere yaklaşık 20 adamızda yerleşim var.
Kıbrıs’ı ortak adamız olarak varsayıyorum.
Leros, adını sıkça duyduğumuz On İki Adalar grubundan sayılıyor.
2025 yılında Yunanistan’a gelen 43 milyon turistin başını Almanlar, İngilizler, Amerikalılar, Fransızlar ve İtalyanlar çekiyor.
Türkler de yılda 1,5 milyon turist ile özellikle adaların tutkulu ziyaretçilerinden.
Her çalışan Yunanca dilini gönüllü olarak yayma elçiliği görevini de üstlenmiş durumda.
Bizi Yunanca sözcüklerle karşıladılar, anlamlarını anlattılar.
Hatta bazı işletmeler kara tahtalara yazarak basit, günlük kullanılan Yunanca sözcükleri ve cümleleri öğretmeye çalışıyorlar.
Kaotik Bodrum Mu Yoksa Sakin Leros Mu?
Artık tercih sizin.
Leros, kalabalıktan yorgun ruhuma çok iyi geldi.
Agia Marina, Alinda, Lakki, Panteli gibi bölgeler, denizin içine kadar giren şapeller, basit ama leziz tavernalar (meze ağırlıklı restoranlara taverna deniyor, buralarda tabak kırmak falan yok) kesinlikle görülmeye değer.







Lütfen Bekleyin.