Geleceğin Turizm Senaryosu: Salutogenetik Türkiye
OECD, turizmde uzun dönemli belirsizlikler nedeniyle stratejik öngörü (foresight) ve senaryo planlamasının giderek daha önemli hâle geldiğini vurguluyor. İklim değişikliği, dijitalleşme, yapay zekâ, jeopolitik gelişmeler ve destinasyon yönetimi bu dönüşümün temel unsurları arasında yer alıyor.
Bu süreçte amaç geleceği tahmin etmek değil, olası gelecekleri tasarlamaktır. Çünkü 50 ve 100 yıllık çalışmalarda tek bir gelecek öngörmek, metodolojik açıdan zayıf bir yaklaşımdır. Bu nedenle bu yazımda, tahminlerden çok alternatif gelecekler üzerinde duracağım. Yaklaşımım, bir projeksiyondan çok senaryo niteliğindedir. Cevap aradığım ise “Ne olacak?” değil, “Neler olabilir ve Türkiye ne yapmalıdır?” sorusudur.
Bu çerçevede, “Türkiye’ye 50 ya da 100 yıl sonra kaç turist gelir?” sorusuna cevap aramak yerine, turizmin gelecekte nasıl şekillenebileceğine odaklanmak istiyorum. Çünkü artık turizmde bir destinasyonun başarısını yalnızca gelen turist sayısı değil, turistlerin kalış süreleri, harcama düzeyleri ve kendilerine sunulan deneyim seçenekleri de belirleyecektir.
Mısır gibi rakip destinasyonlara bakıldığında, İspanya’da olduğu gibi turizme bakış açısında bir dönüşüm yaşandığı görülmektedir. Bu ülkelerde turizmi otel odaklı bir anlayıştan çıkararak turizm ve şehir konseptlerini geliştirmeye yönelik bir yaklaşım benimsenmektedir.
Bu senaryoların tamamını ele almak yerine, bunlardan birine daha yakından bakmanın faydalı olacağı kanaatindeyim. Bu senaryolarda dijitalleşme ya da iklim değişikliği konularına ayrıntılı olarak girmeyeceğim. Çünkü bu konular pek çok kişi tarafından sıklıkla dile getiriliyor. Ben daha çok, 2076 ve 2126 yıllarında turizmin bugünkü anlamından uzaklaşarak nasıl bir yapıya dönüşebileceği üzerinde duracağım.
Yapay zekânın 50 yıllık bir dönem için sunduğu senaryolar arasında “Serin Türkiye”, “Salutogenetik Türkiye” ve “Yapay Zekâ Türkiye’si” gibi seçenekler var. Bunlar arasında en çok önemsediğim ve çalışma alanlarımla da ilişkili olan senaryo, “Salutogenetik Türkiye”.
Aslında “Salutogenetik Türkiye”, “Serin Türkiye” senaryosuyla da yakından ilişkili. Günümüzde turizm açısından önemli bir avantaj olarak görülen güneşli gün sayısı ya da güneş garantisinin yerini, gelecekte iklim konforunun almaya başlayacağını söyleyebiliriz. Türkiye’nin önemli turist pazarlarından biri olan yakın Batı Avrupa ülkelerinde nüfusun giderek yaşlanmasıyla birlikte, bu kesimin iklim konforuna daha fazla önem vereceğini düşünebiliriz.
2076 yılının turisti, “Nerede tatil yapabilirim?” sorusundan çok, “Nerede daha iyi hissedebilirim?” sorusuna cevap arayacaktır. Bu bağlamda destinasyonlar birer “iklim sığınağına” dönüşebilecek ve turizm hareketleri daha kuzeye kayabilecektir.
Şimdi gelelim “Salutogenetik Türkiye” senaryosuna…
Bu senaryoda turizmden sağlık ve iyi oluş ekonomisine geçişi gözlemleyebileceğiz. Aslında onlarca farklı wellness akımının ortaya çıkmasıyla, bu dönüşümün ilk işaretleri görülmeye başlandı. Ardından anti-aging ve günümüzde hızla yaygınlaşarak kullanımı giderek kabul gören longevity kavramları gündeme geldi. Longevity, uzun ve sağlıklı yaşam olarak anlaşılmaktadır. Yeni bir kavram ya da etiket ortaya çıkıncaya kadar longevity'nin en az 40-50 yıl daha popülerliğini koruyacağı kanaatindeyim.
“Salutogenetik Türkiye” senaryosunda mekândan çok insanın iyi oluşu ön plana çıkacaktır. Turizm, konaklama, ulaşım ve yeme-içme ekseninden uzaklaşarak bedensel, zihinsel, sosyal, kültürel ve çevresel iyi oluş eksenine kayacaktır.
Bu kapsamda ortaya çıkabilecek turizm ürün ve hizmetleri arasında uyku turizmi (insanların iyi uyuyabilmek için seyahat etmesi), sessizlik turizmi (gürültüden uzaklaşmanın başlı başına bir seyahat nedenine dönüşmesi), dijital detoks turizmi (teknolojiden uzaklaşmanın bir lüks hâline gelmesi), orman ve doğa terapisi (doğanın sağlık üzerindeki iyileştirici etkilerinden yararlanılması), termal turizm (jeotermal kaynakların yeni nesil sağlık turizmine kazandırılması), uzun ve sağlıklı yaşam turizmi (yaşlanan toplumlarla birlikte longevity tourism anlayışının yaygınlaşması) ve yaşam tasarımı turizmi (insanların yalnızca dinlenmek için değil, yaşam biçimlerini değiştirmek amacıyla da seyahat etmesi) yer alacaktır.
Tüm bu yeni turizm çeşitlerinin yanı sıra turistlerin değişen bakış açısını da anlamak gerekiyor. Günümüzde bir turist, örneğin “Antalya’da nerede kalmalıyım?” sorusuna cevap ararken gelecekte seyahat deneyiminin çok daha kişiselleştirildiği bir turizm anlayışıyla karşılaşacaktır. Yapay zekâ sayesinde turistin biyolojik ritmi, uyku düzeni, iklim tercihleri, kültürel ilgi alanları, beslenme alışkanlıkları, fiziksel kapasitesi ve bütçesi gibi pek çok unsur değerlendirilerek kişiye özel bir seyahat ekosistemi sunulabilecektir.
Böylece “Salutogenetik Türkiye” senaryosunda turizm, bireyin ihtiyaçlarına ve yaşam biçimine göre sürekli şekillenen bir “yaşayan seyahat” deneyimine dönüşecektir.







Lütfen Bekleyin.