Bir Destinasyon Yöneticisi Aranıyor…
Destinasyon yönetimi konusu ile ilgili üniversitelerde dersler var. Konu ile alakalı da birçok kitap yazılmış. Ancak bildiğim kadarıyla Türkiye’de henüz bir tane dahi destinasyon yöneticisi yok. Bunu şuna benzetiyorum. Otel yönetimi konusunda dersler ve kitaplar olmasına karşın bir tane dahi otel yöneticisinin olmaması gibi. Sesli düşündüm biraz.
Sesli düşünmeye devam ediyorum. Ülkemizde henüz bir tane dahi destinasyon yönetici yoksa, destinasyon da yoktur… Biraz abarttığımı düşünebilirsiniz… O zaman olaya şu açıdan bakalım birlikte. Antalya modeli turizm, İstanbul modeli turizm vb. Bu modeller kulağa nasıl geliyor. Antalya bir destinasyon ise tüm aktörlerin üzerinde ve bağımsız bir “Antalya Destinasyon Yöneticisi” var mı? Aynısı İstanbul için de geçerli. Destinasyon en küçük birimiyle bir belde, bir şehir, bir ülke vb. olabilir. Destinasyon yöneticisinin işi, o destinasyonu pazarlamak, turist çekmek ve katma değer oluşturarak istihdamı sağlamak gibi gibi.
Model demişken, 8-9 Eylül 2026 tarihlerinde 5. Bursa Turizm Zirvesi’ne katılma fırsatım oldu. Zirveye 20 yıldır tanıdığım ve çalışmalarını yakından takip ettiğim çok kıymetli bir turizmci olan sayın Hüseyin Baraner de Almanya’dan gelerek katılmıştı. Kendisine toplamda 40 dakikalık bir konuşma süresi verilmiş, 40’ıncı dakikada da konuşmasını bitirmişti. Katılımcılardan birisi Baraner’in konuşma süresinin 40 dakikayı geçtiğini ima edince, Baraner de konuşmasını 10 saniye erken bitirdiğini belirtti. Bunun üzerine salonda “Alman ekolü” sesleri duyuldu.
Zamanı yönetmek bir beceridir, kullanmak ise bir sanattır bence. Zamanı kullanmak deyince aklıma Almanya’da doktora yaptığım yıllar geldi. Sayın danışmanım Prof. Dr. Karl Vorlaufer bana altı ay sonrası için 45 dakikalık bir randevu verirdi. Ben de altı ay sonra görüşmeye giderdim. Öncesinden tekrar teyitleşme de olmazdı. Altı ay sonrası için randevulaşmak Almanya için gayet sıradan bir durumdu.
Gel gelelim destinasyon yönetimine… Yıl 2000 ve Heinrich-Heine Üniversitesi Coğrafya Kürsüsü, 18 öğrencinin katılımıyla 16 günlük bir Alpler Eğitim Gezisi düzenledi. Gezi, Almanya’nın güneyindeki iki eyaleti, Avusturya’nın tamamını ve İtalya’nın da kuzeyini kapsıyordu. Avusturya’ya Sölden’e geldiğimizde bizi bir adam karşıladı. Kendisini, ben “Sölden’in destinasyon yöneticisiyim” şeklinde tanıttı. Sonra bize anlatmaya başladı. Almanya’dan bir destinasyondan Sölden’e getirildiğini belirtti. Verdiği şu bilgiler oldukça ilginçti. Sölden için çalışıyordu ve Söldenli bir de kadınla evlenmişti. Fakat Sölden’den arsa, tarla ya da farklı bir emlak satın alamıyordu. Bu kanunla yasaklanmamıştı ama Söldenliler böyle bir gelenek geliştirmişti. Yani, Sölden 100 yıl önce yapılaşma bağlamında nasılsa 100 yıl sonra da öyle kalacaktı. İşte bu destinasyon yönetimiydi ve aynı zamanda koruma-kullanma dengesinin yani sürdürülebilirliğin de formülüydü.
Sözü yine Sayın Baraner’e bırakmak istiyorum. Sunumunun başlığı: Avrupa’da Destinasyon Yönetimi. Ziyaretçi Saymaktan Geleceği Şekillendirmeye…
Bulunduğumuz koşulları ya da yaşam kalitemizi, sorduğumuz sorular ve bunlara verdiğimiz cevaplar belirler. Hüseyin Baraner de sorular soruyor konuşmasının başında…
Daha fazla turist mi?
Daha fazla değer mi?
Daha iyi turizm nasıl yaratılır?
Bu sorulara cevap verirken modeller geliştirmiş. Örneğin Avrupa’nın Ortak Modeli. Bu modelde “Kamu yön verir, profesyonel kurum uygular, özel sektör ürünü ve hizmeti geliştirir.”
Sayın Baraner, Avrupa modelinde başarılı destinasyonlarda dört temel unsurun birlikte çalıştığını belirtiyor. Bunlar; kamu (strateji, kamu yararı, denetim), profesyonel DMO (uygulama, pazarlama, veri, yönetim), özel sektör (ürün, hizmet, satış, yatırım) ve yerel halk (sosyal kabul, yaşam kalitesi, yerel kimlik. Ana mesaj ise “Başarılı destinasyon, birlikte yönetilen destinasyondur.”
Sonra Londra modeli, Amsterdam modeli, Brüksel modeli, Fransa modeli, Almanya modeli, Barcelona modeli olmak üzere destinasyon bazında da bu modelleri açıkladı.
Yazımın sınırlarını zorlayacağı için fazla detaya girmeden Baraner’in Türkiye’deki destinasyonlar için ana mesajını da burada paylaşmak istiyorum: “Türkiye’deki destinasyonların geleceği yalnızca tanıtım yapmaktan değil, 365 gün profesyonel şekilde yönetilmekten geçiyor.”
Turizmdeki zihniyet değişimini de “value instead of volume” şeklinde öneriyor Sayın Baraner, yani “sayı/hacim yerine değer”. İnsanın doğasında şu vardır: Bulunduğu koşullar bir insanın canını yeteri kadar yakmazsa hayatında değişikliğe gitmez. Belki değişiklik için heveslenir, ama alışkanlıktan ötürü eski yaşam tarzına tekrar döner… Onun için rahat olunuz…
Bir Destinasyon Yöneticisi aranmıyor henüz…







Lütfen Bekleyin.