Geleceğin Krizi İşsizlik Değil, Aidiyetsizlik
Önümüzdeki on yılın asıl krizi yapay zekâ değil.
Asıl kriz; iş, kimlik ve aidiyet üzerinden yayılan psikolojik hazırlıksızlık, yani toplumsal ölçekte işleyen bir nocebo etkisi olacaktır.
Bu yazıda konuyu ağırlıklı olarak yurt dışından örneklerle ele alacak, yer yer Türkiye’den gözlemlerle de destekleyeceğim.
Yaklaşık 150 yıl önce dünya nüfusunun yüzde 80’i tarımla uğraşıyordu. Günümüzde ise nüfusun yalnızca yüzde 3’ü tüm dünyayı besliyor. Bu dönüşüm bir anda gerçekleşmedi; uzun, sancılı ve toplumsal tepkilerle dolu bir geçiş sürecinin sonucu oldu.
19. yüzyılda Büyük Britanya’da sanayide makineleşmenin hız kazanmasıyla binlerce dokuma işçisi işini kaybetti. Bazıları çekiçlerle fabrikalara girerek makineleri kırmaya çalıştı. Fabrika sahipleri tehdit edildi, hatta öldürülenler oldu. Kısa bir süre sonra tarımda biçerdöverlerin kullanımı da benzer tepkilere yol açtı. Üretim artmasına rağmen halk ve hükümet bu dönüşüme sert biçimde karşı çıktı. Aynı tablo, buzdolabının icadıyla işsiz kalan buz sektörü çalışanlarında da görüldü.
Bugün de benzer bir kırılmanın eşiğindeyiz. Otonom araçların devreye girmesiyle yalnızca ABD’de kamyon sürücüleri, taksiciler, Uber ve benzeri platformlarda çalışan yaklaşık sekiz milyon şoför işini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Kimya sektörü başta olmak üzere birçok alanda da benzer istihdam kayıpları bekleniyor.
Eğer devletler ve hükümetler şimdiden gerekli önlemleri almaz, bu sektörlerde çalışan insanları yeniden eğitmezse (Retraining/Umschulung), önümüzdeki on yıl içinde ciddi bir işsizlik dalgası kaçınılmaz olacaktır. Üstelik bu dönüşüm yalnızca ilgili sektörlerle sınırlı kalmayacak, çarpan etkisiyle onlarca farklı alanda istihdam kayıplarını hızlandıracaktır.
Bu kez yaşanan kırılma, tarihteki örneklerden farklıdır. Yalnızca bant işçileri değil, orta ve üst düzey yöneticiler de işlerini kaybetmektedir. Yapay zekâ çok hızlı öğrenir, anlık olarak veri paylaşır ve kolektif bir hafıza ile çalışır. Bir robot bir fabrikada bir eylemi öğrendiğinde, bu bilgi aynı anda diğer tüm robotlara aktarılabilir.
Yapay zekâ insanın yerini doğrudan almaz.
Yapay zekâyı kullananlar, kullanmayanların yerini alır.
Ancak sorun yalnızca teknolojik değildir. Yaşam koşulları, yapay zekâdan bağımsız olarak da köklü biçimde değişmektedir. Bugün 25-35 yaş arası işsiz erkeklerin aileleriyle birlikte yaşama oranı tarihte hiç olmadığı kadar yüksektir. Bu grubun önemli bir kısmı günlerini video oyunları oynayarak geçirmektedir. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda bir anlam ve aidiyet krizine işaret etmektedir.
Tarım devriminden önceki yaklaşık 4 bin yıl boyunca insanlar için bir kabileye ait olmak hayati öneme sahipti. Son 200 yılda ise bireyler kendilerini işleri ve meslekleri üzerinden tanımlamaya başladı. “Ben neyim?” sorusunun cevabı giderek “Ben ne iş yapıyorum?” hâline geldi.
Bugün bir geçiş dönemindeyiz. İnsanların büyük bir kısmı işlerini kaybettiklerinde yalnızca gelirlerini değil, aidiyet duygularını ve kimliklerini de kaybedecekler. Dieter Lange’nin dediği gibi: “Biz insanlar için en önemli duygu aidiyettir.”
İşin insanlar için anlamını yitirmesiyle birlikte, birçok kişi kendisini “işe yaramaz” ve değersiz hissetmeye başlayacaktır. Yakın geçmişe kadar insanlar emekli olsalar bile kendilerini meslekleriyle tanımlamaya devam ediyordu; emekli öğretmen, emekli polis, emekli asker gibi. Günümüzde bu bağ kısmen zayıflamış olsa da kimlik ile iş arasındaki ilişki hâlâ son derece güçlüdür.
Henüz hiç kimsenin tam olarak hazır olmadığı bir on yıla giriyoruz.
Acaba Türkiye turizmi bu sürece kendini nasıl hazırlıyor?







Lütfen Bekleyin.