İnanmak, inandırmak
”İki davetiyem var. Ama ben gidemeyeceğim. Önemli bir gösteriymiş. Sen, yardımcını da al, git mutlaka. Sonra konuşuruz’’ dedi Genel Müdürüm.
Baktım neymiş diye. Folklor gösterisine benziyordu, üstelik Aspendos’ta.
Akşam akşam oraya gideceğiz, yol, park yeri, dönüş problem.İzleyeceğimiz de folklor gösterisi. Zaten otelde Türk gecelerine doymuşuz.
Neyse dedim, görev görevdir. Yola koyulduk. Yardımcım da mızmızlanıp durdu. Yıllardır otelde yaşadığından, uzaklaştığında dengesi bozuluyordu.
Antik tiyatro kısa sürede tur misafirleri ile doldu ve gösteri başladı. Sakin, mistik bir havada başlayan müzik ve dansların etkisi yavaş yavaş alanı kaplıyordu.
Yardımcım ile aramızdaki sohbet ve şakalaşmayı kesip biz de sahneye kilitlendik.
Gösteri ilerledikçe, sahnede kalabalıklaşan ekibi, etkileyici özgün müzikleri ve hikaye bütünlüğü ile tüm izleyicileri içine almayı başarıyordu.
Soluksuz izlemeye devam ettik.
Önyargımız kırılıyor, önemli farklar dikkatimizi topluyordu. Bir kere duraksız bir gösteriydi, sahne arası boşlukları yoktu. Yıllardır yerli dans gruplarında izleyip ‘biz bu işi beceremiyoruz ‘ dedirten senkronizasyon sorunu hiç görülmüyordu. Tam bir uyum vardı. Üstelik sahneyi dolduran çok kalabalık bir ekiple. Dansçılar, kostümler, ses, ışıkmükemmeldi. Verilen emek hissediliyordu.
Onlarca davulun tek ses halinde geldiği muhteşem bir final ile sonlandı. Bittiğine üzüleceğimizi tahmin bile etmediğimiz gösteri uzun alkışlarla karşılık buldu.
Büyülenmiş gibi çıktık antik tiyatrodan. Gurur doluyduk.Yardımcım hala etkisindeydi : ‘‘Yani bu yerli yapım mıydı şimdi? Vay be… Müzikler de özel bestelenmiş galiba. Çok folklor gibi değil de modern bale gibiydi. Disiplinli çalışılmış belli. Çıkışta kaseti de satıldı, aldım hemen, dinleyelim mi?’’ Yol boyu dinledik tekrar.
Birkaç gün sonra Genel Müdürüm rutin ziyareti için otele geldi, ofiste çaylarımızı içerken konuşmaya başladık:
‘’Anlat bakalım, gittin değil mi Aspendos’a? Nasıl buldun, nasılmış bu gösteri?’’
‘’Valla, harikaydı! Çok beğendim. Bu, gerçekten iyi olmuş, epey çalışılmış belli. Böyle bir gösteri ülkede yok. Üstelik tüm yörelerin folklor örnekleri ile. Müzikler de başarılıydı. Ne zaman yapmışlar, ne zaman çalışmışlar, biz de böyle dansçılar var mıymış, şaşırdık, gururlandık. Hem ülke tanıtımı için de iyi oldu. Turlar doldurdu antik tiyatroyu. Uyum nefisti. Hani biz de müzikaller, dans gösterileri yapıyoruz ya animasyon için sahnede, yani öyle düşünün. Büyük bir animasyon dans gösterisi gibi ama çok emek verilmiş, ekip kalabalık, her detayiyi düşünülmüş. ‘’
‘’Hmmm, güzel, beğenmişsin. Animasyon gibi diyorsun… Yani, ‘biz de yaparız diyorsun’, öyle mi?’’
Daha önce de beni pek çok defa motive etmişti ve harika işler çıkarmıştık ama bunu şaka olarak algıladım.
‘’Ha, yok. Yani animasyon dediysem, bu epey kapsamlı;dansçılar, kostümler, müzik, dekor. Bakarak uyarlanabilecek bir şey değil. Eğitmen de gerekir. Ekipte sayı yüksek. Sahnede aynı anda 60 dansçı falan vardı’’
‘’Canım, biz de 60 dansçı olmaz da 20 olur. Kostüm, dekor… Başka ne gerekir demiştin?’’
Ben hayretle bakarken meşhur defterlerine renkli notlar almaya başlamıştı bile.
‘’Biz, kimle, nasıl yapacağız ki? Toplam animatör sayımız bu kadar değil. Çoğu da dansçı değil zaten. Afrikalı, Rus yabancıpersonel de var biliyorsunuz.’’ diye devam ettim.
‘’Tamam. Amma büyüttün, sen yapma, ben bir bakayım’’dedi ve gitti.
‘’E, bu kez uçtu bizim Genel Müdür, vazgeçer umarım bu sevdadan’’ dedim içimden.
Ama yanılmıştım. İnandığı bir hayalin peşinden gitme azmini unutmuştum. Ya da hafife almıştım. Oysa O, kafasına koyduğu projeyi gerçeğe dönüştürmeden bırakmazdı.
Bir ay içerisinde yaptığımız görüşmelerde gelişmeleri paylaşmaya başladı benimle:
‘’Aynı ekipten, sakatlığı nedeniyle ayrılan profesyonel bir dans eğitmeni bize katıldı. Dansçılarımızı eğitecek. Bir yandan da tedarikleri sağlıyoruz. Özel dans ayakkabıları gerekiyormuş. Almanya’dan bulduk, sipariş verdik onları da. Kostümler İstanbul’da dikilecek. Davullar Adıyaman’dan geliyor 20 tane. Mevlevi kostümleri Konya’dan.’’
‘’Müdürüm, hangi dansçılar?’’ dedim.
‘’10 dansçı bir otelden, 10 dansçı diğer otelimizden seçtim. Sende zaten 5 kişi var, sana dokunmadık. Ama istersen sen katılabilirsin. Bazı müdürlerimiz dans ekibinde yer alacak.
Afrikalı animatörlerimizi harmandalı oynarken izlemek pek keyifli olacak!’’
‘’Size kolay gelsin, yapabileceğim bir şey olursa …’’
Amiral gemimiz olan otelimize gittiğimde olup biteni izliyordum. Otelin yanındaki futbol sahasında dansçılarımız dizilmiş, karşılarındaki eğitmen eşliğinde volta atar benzeri yürüyüşler yaparken hep birlikte mırıldanıyorlardı: ‘Düm tek düm tek, düm teke düm tek’
Sahnede yapılan son provalardan birinde otele uğradığımda yanına gittim. Sahne karşısında, rejisör sandalyesi benzeri bir sandalyede oturmuş provayı izliyordu keyifle. Yanımıza dans eğitmenimiz de geldi. Her şey yolundaydı. Eğitmen,dansçılardan aldığı sonuçtan memnundu. Gala gecesine birkaç gün kalmıştı.
Birlikte oturup son rötuşları izlerken uzaktan grubun eğlence koordinatörü bey göründü. Endişeli, bezgin bir halde yanımıza geldi. Bir süre soluklandı ve: ‘’Müdürüm. Ses sistemi çalışmıyor, firmaya da sordum, ellerinde sistem yokmuş,arızayı da yapamıyorlar, parça yokmuş şu an… Yani böyle durum’’ dedi. Ortam gerildi birden, gerginliği hisseden dans eğitmenimiz sahneye döndü hemen.
Ben bile sinirlenirken, genel müdürüm sakince: ‘’Şimdi bak kardeşim. Burada aylar süren bir emek var. Her şey hazır. Sen, şimdi, galaya 3 gün kala gelmiş, ses sistemi yok diyorsun. Biraz emeğe saygı lütfen. Bak hocanın da moralini bozdun. 3 gün sonra gala var ve o müzik sistemi çalışacak. Artık bir yerden mi kiralarsın, tamir mi ettirirsin bilmem.’’
Eğlence koordinatörü: ‘’Tamam bir bakayım’’ diyerek oflaya puflaya uzaklaştı.
Sonra bana dönerek: ‘’Onun yapması gereken bu organizasyonu ben sırtladım, her şey tamamlandı. Onun yapacağı tek şey müzikti. Şimdi sorumlu olduğu tek konuda gelmiş sorun var diyor’’ diye yakındı.
‘’Haklısınız, olacak iş değil, yine siz sakin karşıladınız’’dedim.
3 gün sonra, akşam, departman müdürlerim ile birlikte büyük otelimizin yolunu tuttuk. Nefis bir sunum eşliğinde yemeklerimizi yedik ve amfi tiyatromuzdaki yerimizi aldık. ‘’Herhalde bizim izlediğimiz o muhteşem gösterinin minyatürü, özetinin özeti olur. Bazı teknik sorunlar yaşanır, dansçılarımızın hataları tolore edilir ‘’ gibi düşüncelerle izlemeye başladık.
Bire bir aynısı, tam bir uyum, harika bir ses düzeni, sanki doğuştan folklorcu animatörlerimiz, ışıl ışıl kostümler ve asla yapamazlar dediğimiz ‘davul şov’ bölümünün neredeyse daha güzel daha etkili hali.
Hayranlıkla izledik. İlk gösteriden sonra ‘Bunlar yerli olamaz ‘ derken bu kez; ‘ Bunu biz mi yaptık şimdi ?‘ diye geçiriyorduk içimizden.
Gururla alkışladık, tüm ekibi tebrik ettik. Otel misafirleri hayran kalmıştı. Her gün sporda, dart oyununda, su topunda tanıdıkları animatörleri sahnede böyle bir gösteride görmek onlarda çok daha fazla hayranlık ve sempati uyandırmıştı.
Her ne kadar otel yönetimlerimiz arasında tatlı bir rekabet olsa da, bu ortak bir gururdu. Ve her vatan evladı gibi bize de bu başarıdan nasiplenmek düşüyordu.
Hemen yönetim sorumluluğu bende olan Otel Grubu Gazetemizin manşeti belirlendi kafamda : ‘’Bir müzikale daha imza attık’’ (Eylül 2003- Sayı 11)
Başta ben değil ama Genel Müdürüm inanmıştı. Ve emin olduğu bir şeye hem beni hem tüm ekibi inandırmış, sonucu ortaya koymuştu.
‘İmkansız’ın sadece biraz zaman alacağını göstermişti hepimize.
O yıllarda her şey inançla, azimle, emekle ortaya çıkıyordu. Farklı olmak, markalaşmak, daima ileri doğru gelişmek böyle oluyordu. Bina mimarileri ve görkemli lobi dekorları ile değil.
O gecenin alkışları, bana bir şey öğretti: Gerçek lider, önce kendini, sonra ekibini inandırabilendir.
Genel Müdürüm hala deniz aşırı ülkelerde harikalar yaratmaya devam ediyor. Bizler de paylaştığı yazılar ile onu takip etmeye çalışıyoruz.
Bizlere aşıladığı ‘İnanmak yolun yarısı’ felsefesini devam ettirme gayretindeyiz.
Ama o dönemlerde bulunan bahaneler artık öylesine yerleşti ve çeşitlendi ki, elimizde somut belgeler olmasa, neredeyse 20 yıl önce yapılanlara inandıramayacağız kimseyi.
Uçup giden sadece böyle liderler değil, o yılların heyecanı ve bölgenin turizm ruhu oldu.

Lütfen Bekleyin.