• 01 Eylül 2008 08:23
  • 0
  • 4 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Neyin nesidir şu kent müzesi?..

Bu yazıyı dinleyin
Tunç Müstecaplıoğlu 01 Eylül 2008 Neyin nesidir şu kent müzesi?..


Tunç Müstecaplıoğlu

Bir Kent Müzesi lafıdır gidiyor şu sıralar.
“Yaa bir türlü gelemedik şu yeni müzeye be Tunç” diye hayıflananları öncelikle rahatlatayım.
Henüz ortada müze binası falan yok.
Müze deyince akla hemen Antalya Müzesi gelir.
Hani şu Falez otelin karşısında olan.
Hiç gitmedi iseniz kulağıma itiraf edebilirsiniz.
Bundan on ay kadar önce, Ekin’in yayımladığı ikinci kitabımın tanıtım kokteylini orada düzenlemiştik.
Bir çok arkadaşıma tarif ederken zorlanmıştım.
Müzeyi kokteyl sayesinde gören arkadaşlarım oldu.
Bir kere gidince, insanı bir kez daha çekecek albenisi az oluyor bu tür eski eser ağırlıklı müzelerin genellikle.

Oysa dünyada, müzeler ile halk ve turistler daha kaynaşmış vaziyette.
Herşeyden önce müze çeşitliliği var.
Sanat, Tarih, Antropoloji, Doğa Tarihi, Bilim ve Endüstri, Askeri, Devrim müzeleri bunlardan bazıları.
Balmumu, cam, otomobil, şarap, tütün, hatta çikolata müzesi bile var.
“Antalya’ya gelen turistler neden tarihi yerlerimizi gezmezler ki?” gibi serzenişler duyarım ara sıra.
Örneğin, 82 milyonluk Almanya’nın henüz 17 milyonluk bir kısmı Türkiye’ye gelmiş.
Onlar da, Perge, Side, Aspendos, Antalya Müzesi’ni çoktan görüp tükettiler bile.
Aynı müze ve tiyatroları neden her gelişlerinde ziyaret etmediklerini sormak da abesle iştigal olur sadece.
Turist, herşeyi çabucacık tüketip bir yenisini arayan küçük bir çocuk gibidir.
Ellerine yeni oyuncaklar vermemiz lazım.
Bir milyon kişinin yaşadığı, yılda on milyona yakın misafirin ziyaret ettiği Antalya’ya da birkaç müze yetmez doğal olarak.
Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Tarih Vakfı arasında imzalanan bir protokol ile Karaalioğlu Parkı’nın bulunduğu alanda yeni bir müze kuruluyor.
Adı da Antalya Kent Müzesi olacak.


Bir çok örneğinde, önce müze binası yapılıyor, sonra da çevresi yeşillendirilmeye çalışılıyor.
Kent Müzesi’nin şansı, 75 yıllık hazır bir Park’ı da müzenin bir parçası yapacak olması. ŞU anda belediyenin bulunduğu eski Halkevi binası merkez olmak üzere, Kapalı Spor Salonu ve Stadyum’u ve Karaalioğlu Parkı’nı da içine alan kocaman alan, Belediye meclisi’nin kararı ve koruma kurulunun da onayıyla Antalya Kent Müzesi’nin alanı olarak tanımlandı. Müze tahminen 2011 yılına kadar tamamlanacak.
Neler mi olacak?
Belediye binası (Eski Halkevi) restore edilecek. Nikah salonu, Deniz Restoran yıkılıp yeniden yapılarak ve  İpekböcekçiliği Mektebi, eski Ziraat Evi (şimdiki Fenişleri) restore edilerek müzenin çeşitli seksiyonları olarak kullanılacak.
Şimdiki Belediye binası ile Kapalı Spor Salonu birleştirilerek Antalya Kent Müzesi’nin ana binası oluşturulacak.
İlüstrasyonunun yalancısıyım, çok zarif bir yapıya benziyor doğrusu.
Bu mekanlarda, Karain’den bugüne Antalyalılar konusu işlenecek.
Müze, üzerinde yaşadığımız topraklarda bizden önce yaşamış insanların dilinden anlatacak Antalya’yı.
Klasik tarih anlatışı olmayacak yani.
Hani şu, krallardan, imparatorlardan, savaşlardan, fetihlerden, anlaşmalardan oluşan.
Bu müze insanı işleyecek.
Bu bölgede eskiden yaşayan insanlar da, aynı bizler gibi, yer, içer, söyleşir, sevinir ve korkarlardı.
Onların özlemlerini, endişelerini, maceralarını, başarılarını, yenilgilerini hikayelerle anlatacak.
Teknoloji de kullanılacak doğal olarak.
Dokunmatik bilgi masaları, dinlenebilecek yaşam öyküleri, seyir ceplerinde mini belgeseller de olacak.
Sürekli sergilerde; Antalya’da mutfak kültürü, aile ve evlilik, doğa, gelecek konuları işlenecek.
Ana sergi salonlarında ise, tarih öncesinde Antalya, Roma Antalya’sı, Bizans, Selçuklu, Haçlılar, Beylikler, Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet Antalya’sı Antalyalılar üzerininden anlatılacak. Bu müzenin kahramanı (esas oğlanı) yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşamış Antalyalılar yani.

Antalya’da bulunan iki müze (Antalya Müzesi, Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü) ile bir rekabet içinde olmayacak Kent Müzesi.
Onları tamamlamaya çalışacak.
2000 yıllık organizmanın hikayesini anlatmaya, araştırmaya, korumaya, yayımlamaya talipler.
Eski yılların, merkezden hayli uzaklıktaki bu orta ölçekli liman kenti, Pamfilya, Likya, Psidya üzerinden gelen göçlerle harmanlanmış.
Kentin en varlıklı ikinci grubu olan Rumlar, 1914-1924 yılları arasında Yunanistan’a göçmüşler.
1960’lı yıllarda tarım, sanayi ve turizm hızlanmış.
1970 sonrasında ise Ankara ve Istanbul’a göç artmış.
İşte bu öyküler de dillendirilecek.

Başta, Kent Müzesi’nin kurucu küratörü Orhan Silier olmak üzere, bir çok küratör (sergi yöneticisi) yoğun bir çalışma programı ile müzeyi bir an önce açmaya çalışıyorlar.
Onlara, aralarında benim de yer aldığım dokuz farklı grupta üç yüze yakın çalışan, gönüllü olarak destek olmaya çalışıyor.
Bu dev projeye, Antalya Büyükşehir Belediyesi 2015 yılına kadar elli milyon dolara yakın kaynak aktaracak.
Müze, yaşamaya başladığında Antalyalılar’ın gururla anlatacakları cazibe merkezlerinden biri olacak.
Açıldıktan kısa bir süre sonra, yılda beş yüz bine yakın kişi tarafından ziyaret edilmesi bekleniyor.
Yolları açık olsun..