• 30 Temmuz 2026 14:45
  • 0
  • 7 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Turizm Tarihinden – 32/ İlk Mavi Yolculukların Hikâyesi

Bu yazıyı dinleyin
Nazmi Kozak 30 Temmuz 2026 Turizm Tarihinden – 32/ İlk Mavi Yolculukların Hikâyesi

Anadolu… Yüzyıllar boyunca nice uygarlığı bağrında taşımış; toprağı kadar denizi de tarih kokan, her kıyısında başka bir hikâye saklayan bir coğrafya. Üç tarafı denizlerle çevrili bu topraklarda limanlar kurulmuş, gemiler demir almış, kentler yükselmiş, zamanla harabelere dönüşmüş; dalgalar ise her seferinde aynı sabırla taşlara vurmayı sürdürmüştür. Fakat bütün bu zenginliğe rağmen, Anadolu’nun kıyılarındaki kültürel ve tarihî miras, uzun yıllar boyunca hakkıyla görülememiştir.

1940’lı yılların ortası… İkinci Dünya Savaşı’nın yorgunluğu hâlâ sokaklarda, dillerde, zihinlerde. Türkiye’de turizm neredeyse yok gibidir; Ege ve Akdeniz kıyılarındaki antik kentlerin çoğu, ulaşım güçlüğü ve ilgisizlik nedeniyle sessizliğe terk edilmiştir. O günlerde bu kıyılar, bugün olduğu gibi kalabalıkların hayranlıkla dolaştığı yerler değildir; daha çok rüzgârın, denizin ve unutulmuş taşların ülkesidir.

Tam da bu dönemde Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı, 1944 yılında yaptırdığı motorsuz “Yatağan” adlı teknesiyle Bodrum ve Gökova kıyılarını dolaşmaya başlar. Yanında Bodrumlu ahtapot avcısı Paluko vardır. Kürek çekerler, yelken açarlar, koy koy gezerler. Her durakta, her kıyıda Balıkçı yalnızca doğanın güzelliğini değil, tarihin nefesini de duyar. Sanki deniz, yalnız su değil; geçmişin belleğidir.

1946 yazında, Halikarnas Balıkçısı bu defa yalnız çıkmaz yola. Yanına yedi aydın arkadaşını alır; Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Eyüboğlu, Sabahattin Ali, Necati Cumalı, Erol Güney ve diğer yol arkadaşları… İzmir’den “Macera” adlı tekneyle Kuşadası’ndan Bodrum’a doğru açılırlar.

Amaç, yalnız kıyıları dolaşmak değil; o kıyıların taşıdığı anlamı yeniden kurmaktır. Antik kentlerin taşlarını yalnız “kalıntı” diye görmemek; onları bir medeniyetin sesi, insanlığın ortak mirası olarak duymaktır.

Mavi yolculuğun arkasında güçlü bir düşünce vardır: Mavi Anadoluculuk (Mavi Hümanizma).
Bu düşünce, uygarlığın köklerini yalnızca bir coğrafyanın tekeline bırakmaz; Batı kültürünün kaynaklarını Anadolu’nun Ege kıyılarında, Efes’te, Milet’te, Halikarnassos’ta arar. Thales, Herakleitos, Demokritos… Bilim ve felsefenin ilk adımlarının bu topraklarda atıldığına işaret eder.

Halikarnas Balıkçısı için Anadolu yalnız bir yurt değildir; insanlığın ortak hafızasıdır. Mavi Yolculuk ise bu hafızayı denizden okuyabilmektir. Bir kıyıya yaklaşırken yalnız bir koy değil, bir çağın kapısı açılır. Bir antik tiyatronun basamaklarında yalnız taş değil, ses vardır; şiir vardır; hikâye vardır.

Bu nedenle teknede yapılan sohbetler sıradan değildir. Efes’te Roma şehircilik anlayışı konuşulur; Milet’te felsefenin doğuşu tartışılır; antik kentlerin mitolojik katmanları, Balıkçı’nın anlatımıyla adeta yeniden canlanır. Bedri Rahmi’nin zeytin ağaçlarına bakıp dizeler dökmesi boşuna değildir; o, gördüğünü yalnız gözle değil, kalple de kayda geçirmektedir.

İlk mavi yolculuğun teknesi “Macera,” adı gibi maceralıdır: konforsuzdur; tuvalet yoktur, su sınırlıdır, yataklar güvertededir. Fakat kimse bundan yakınmaz. Çünkü yolculuğun amacı lüks değil, keşiftir. Hatta belki de bu eksiklikler, yolcuları birbirine yaklaştırır; dayanışmayı artırır; “yol arkadaşlığı”nı gerçek bir bağa dönüştürür.

Bedri Rahmi’nin eşine yazdığı mektuplarda balık yemekten bıktığını ama gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatması, yolculuğun ruhunu özetler: Zorluklar vardır ama o zorlukların içinde, insanın içini genişleten bir ferahlık da vardır. Denize bakınca, yalnız ufuk değil; insanın kendisi de değişir.

On gün süren bu ilk yolculuk, katılanların hayatında silinmez iz bırakır. Dönüşte kendi kendilerine verdikleri söz, bir cümleden fazlasıdır; bir kültür hareketinin başlangıcıdır.

Ve anlatırlar. Mavi yolculuk şiire dönüşür, romana dönüşür, resme dönüşür. Azra Erhat yazılarıyla bu dünyayı kalıcılaştırır. Sabahattin Eyüboğlu bu gezilere “Mavi Yolculuk” adını verir. Böylece bir yolculuk, bir kavrama; bir kavram da bir kültüre dönüşür.

1957’den itibaren mavi yolculuklar yeniden başlar ve gelenekselleşir. Bu kez kadınlar da katılır: Azra Erhat, Füreya, Mina Urgan, İsmet Noonan… Tekneler değişir; Macera’nın ardından Hürriyet gibi tekneler gelir. Kamaralar eklenir, düzen artar; ama mavi yolculuğun özü değişmez: çoğu yolcu yine yıldızların altında uyur. Yemekler sırayla pişirilir. Gündüz antik kentler gezilir, akşam rakı sofralarında türküler söylenir.

Her yolculukta bir kişi bir kenti anlatır; bir başka kişi bir metin okur; biri şiir yazar, biri resim çizer. “Tanınmayan yer sevilemez, sevilmeyen yer vatan sayılamaz” sözü, yalnız bir slogan değil; bu yolculukların kalbidir.

Halikarnas Balıkçısı bu hareketin kurucusudur. Sabahattin Eyüboğlu ise hem isim babası hem de sürekliliğini sağlayan kişidir. Azra Erhat, bu kültürü yazıya dökerek literatüre kazandırır. Bedri Rahmi Eyüboğlu ise koylara resimler, kayalara izler bırakır.

Fethiye yakınlarında bir koya çizdiği balık resmi bugün hâlâ “Bedri Rahmi Koyu” diye anılır. Sedir Adası’ndaki “Eller Anıtı”, mavi yolcuların bir andacı, bir hatırası, bir “biz buradaydık” işaretidir. Bu izler yalnız kayalara kazınmamıştır; Türkiye turizminin belleğine yerleşmiştir.

1973 yılı, mavi yolculuk için bir dönüm noktasıdır. Aynı yıl içinde Halikarnas Balıkçısı ve Sabahattin Eyüboğlu’nun vefatı, hareketin ruhunu derinden etkiler. Sonraki yıllarda turizm hızla gelişir; süngercilik tekneleri yerini modern yatlara bırakır. Mavi yolculuk ticarileşir; bir kültür gezisi kimliği, giderek yat turizminin parçasına dönüşür.

İlk mavi yolculuklar, Türkiye turizm tarihinin yalnızca romantik bir hatırası değildir. Onlar, kültür turizminin erken bir modelidir: bilgiye, paylaşıma ve yerel mirasa dayalı bir anlayışın öncüsüdür.

Bugün mavi yolculuk daha konforlu, daha organize ve daha ticari bir biçimde sürüyor olabilir. Fakat köklerinde hâlâ aynı duygu vardır:

Anadolu’nun antik uygarlıkları, ancak o kıyılarda yürüyerek, denizden bakarak, hikâyelerini dinleyerek anlaşılabilir. Çünkü bazen bir yerin gerçek haritası, kâğıtta değil; dalgaların arasında, rüzgârın sesinde, insanın içindeki yankıda saklıdır.

Yakrarlanılan kaynaklar: Yetgin, D. (2019). Kabaağaçlı, Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı). İçinde: N. Kozak (Ed.), Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi. Erişim tarihi: 25.03.2026; Yetgin, D. ve Yılmaz, A. (2018). İlk Mavi Yolculuklar. İçinde: N. Kozak (Ed.), Dünden Bugüne Türkiye’de Turizm (ss. 829–845). İstanbul: Yıkılmazlar Basın Yayın.

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz