• 22 Ekim 2026 13:30
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Turizm Tarihinden - 44/ Kapadokya’nın Sessiz Yüreği: Saffet Yatağan

Bu yazıyı dinleyin
Nazmi Kozak 22 Ekim 2026 Turizm Tarihinden - 44/ Kapadokya’nın Sessiz Yüreği: Saffet Yatağan

Ürgüp’te, Duayeri Mahallesi’nde bir sokak tabelasında yazıyor artık o isim: “Saffet Yatağan Sokak.”

Günlük telaşla yürüyen biri için sıradan bir sokak adı… Ama Kapadokya’nın turizm hikâyesini biraz olsun bilenler için, o tabelanın arkasında koca bir ömür, koca bir bölgenin kaderine dokunan bir insan var.

Saffet Yatağan, nüfus cüzdanında İstanbullu, hafızalarda ise “Ürgüp aşığı” bir turizmci. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı, Saint Joseph Lisesi’nden mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi’nde hukuk okurken, Basın-Yayın ve Turizm Bakanlığı’nın bursunu kazanarak Belçika’ya gitti; turizm ve otelcilik eğitimi aldı. 

Türkiye’ye döndüğünde, turizm henüz emekleme dönemindeydi. O ise bu alanda eğitim almış sayılı isimlerden biriydi. Otelcilik serüveni, Türkiye’nin ilk otel–motel zinciri olan TUSAN’da başladı; zincirin merkez rezervasyon biriminde çalıştı, ardından Efes ve Ürgüp TUSAN otellerinde işletme müdürlüğü yaptı. 

1962’de, önce bir “turist” olarak Kapadokya’ya geldi. Sonra 26 yıl boyunca Kapadokya’dan kopmadı. 

Yatağan’ın Kapadokya’daki izini, sadece açtığı işletmelerin tabelalarında ararsanız eksik kalır. Ürgüp Büyük Otel, Ürgüp Tepe Otel, Göreme Turist Pansiyon, Saksağan Otel ve Restoran, Papağan Restoran, Çırağan Restoran, Armağan Disco… Liste uzun. Ama onu “efsane” yapan şey, bu işletmelerin sayısından çok, mekânlara sinen ruhuydu.

Onun otellerine giren bir misafir, sadece konaklamayordu; sanki bir hikâyenin içine adım atıyordu. Duvarlarda halılar, kilimler, oyma kapılar… Bir köşede bakır siniler, başka bir yerde Yörük kıyafetleri, gelin başları, eski küpler… Kapadokya’nın gündelik hayatına ait ne varsa, vitrine değil hayatın içine ait birer parça gibi yerleştirilmişti.

Yatağan’ın turizm anlayışı çok netti: “Biz burada sadece oda satmıyoruz; doğa satıyoruz, kültür satıyoruz, örf, âdet ve gelenek satıyoruz.”

Köylünün eşek arabasıyla tarlaya gidişi, kadının beyaz örtüsü, avluda kurutulan üzüm ve kayısı, bağbozumunda kesilen ilk salkım, akşamüstü kavrulan kabak çekirdeği… Bunların hepsi onun gözünde turistik bir “gösteri” değil, saygı duyulması gereken bir yaşam biçimiydi. Turist o hayata misafir olmalıydı; hayat turiste göre eğilip bükülmemeliydi.

Saffet Yatağan romantik bir hayalperest değildi; sektörün çarpıklıklarını da en sert sözlerle eleştiren bir profesyoneldi. Devlet teşvikleriyle planlamasız büyüyen yatak kapasitesi, seyahat acentalarının otelciler üzerindeki baskısı, ödemelerin gecikmesi, otelcinin kasap ve manav borcunu bankadan kredi çekerek kapatmaya çalışması… Bütün bunları ilk elden yaşamıştı.

Onun derdi, turizmi sadece hızlı para kazanma aracına dönüştüren zihniyetleydi.

Benzer bir kaygıyı Kapadokya’nın doğası ve tarihi için de taşıyordu. Küçücük kaya kiliselerinden günde binlerce insanın geçirildiği yıllarda, fresklerin nefesle, sürtünmeyle, sesle yıprandığını tekrar tekrar anlatıyordu. Çözüm önerileri de hayal ürünü değildi: En değerli kiliselerin kontrollü, sınırlı ve randevulu gezilmesi, kitle turizmi için aslına uygun kopya mekânların oluşturulması, ziyaretçi akışının saate göre bölünmesi… Bugün Kapadokya’daki her çatlak freskte, sanki onun yıllar önce yükselttiği uyarının yankısı duyuluyor.

Yatağan’ın Kapadokya’ya bakışı bir cümlede özetlenebilir belki: “Kapadokya şu an sahipsiz…”

Bu “sahipsizlik”ten kastı, hukuki bir boşluk değildi. Bölgeyi sadece yatırım, rant ve kısa vadeli kâr penceresinden gören, sattığı şeyin ne olduğunu bilmeyen bir anlayıştı. Ona göre bir otel müdürü, en az bir rehber kadar bölgenin tarihini, kiliselerin yerini, vadilerin hikâyelerini bilmeli, Kapadokya’da çalışmanın sorumluluğunu hissetmeliydi.

Yıllar içinde Kapadokya’daki işlerini yavaş yavaş tasfiye etti. Ama turizmden kopmadı. Kuşadası’nda Barmek’in dört yıldızlı otelini yönetti, ardından Ankara Dedeman Oteli’nin koordinatörlüğünü ve Erciyes Dedeman Oteli’nin genel müdürlüğünü üstlendi. Gazi Üniversitesi’nin sertifika programlarında, Atılım ve Başkent üniversitelerinde turizm dersleri verdi; sahada biriktirdiklerini sınıfa taşıdı. 

1984’te Anadolu Turizm İşletmecileri Derneği’nin (ATİD) kurucuları arasında yer alması da tesadüf değildi; mesleğin örgütlü ve onurlu şekilde yapılmasını savunan bir çizgide durdu hep. 

2011’de Ankara’da hayata veda ettiğinde, geride sadece otel ve restoranlar bırakmadı; bir meslek ahlakı, bir bölgeye duyulan derin bir sevgisi kaldı. 

Bugün Ürgüp Belediyesi, Duayeri Mahallesi’ndeki bir sokağa onun adını vererek, Kapadokya’nın turizm tarihinde hak ettiği yeri sembolik olarak da tescilledi. Bir tabelaya sığdırılmış bir teşekkür, geç kalmış ama değerli bir vefa işareti.

O tabelanın önünden geçen biri, “Herhalde eski bir turizmci” deyip geçebilir. Ama Kapadokya’da bir taş odanın duvarındaki eski kilime bakan, bir köşede duran bakır siniye dokunurken içi ısınan, bağbozumunda vadiye bakan herkesin deneyiminde Saffet Yatağan’ın payı var.

Çünkü bazen bir bölgenin turizm hikâyesi, kalın raporlarla değil, tek bir insanın inadıyla yazılır.
Kapadokya için o inadın adı, Saffet Yatağan’dı.

Bugün adı bir sokakta yaşıyor; hatırası ise Kapadokya’nın rüzgârında dolaşmaya devam ediyor.

Yararlanılan kaynaklar: Çiçek, D. (2020). Saffet Yatağan: Ürgüp Aşığı Bir Turizmci. İçinde: N. Kozak ve M. Kozak (Editörler), Türk Turizmine Kanat Gerenler: Konaklama İşletmecileri (II) (ss. 397–407). Ankara: Detay Yayıncılık; Kozak, N. (1990). Saffet Yatağan: “Seyahat Acentaları Türkiye’de Turizmi Öldürüyor” (Röportaj), Anatolia: Turizm ve Çevre Kültürü Dergisi, 6-7: 21-31. 

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz