• 12 Ağustos 2016 02:09
  • 0
  • 4 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Yatçılıkta 2016 kaybedildi, sektör gelecek yıllardan da endişeli

Bu yazıyı dinleyin
Halim Bulutoğlu 12 Ağustos 2016 Yatçılıkta 2016 kaybedildi, sektör gelecek yıllardan da endişeli

 

Bu yıl, Türkiye’nin yat charter sektörüyle ilgili üçüncü yazım.
 
Nisan ve haziranda yazdığım yazılarda yaşanan kayıpları yazmıştım. Ama eylül ve ekim için bir umut beslendiğini de.
 
Temmuz ayındak gelişmeler, bu umudu da silip süpürdü.
 
15 Temmuz darbe girişimi ve ardından yaşananlar, yabancı müşterilerin rezervasyonlarını tümüyle kesmiş görünüyor.
 
Turizmin genelinde olduğu gibi, yat charter sektöründe de bu yıl tek umut yerli müşterilerdi. 
 
Onlar da kayıp yok gibi görünüyordu ama 15 Temmuz sonrasında, özellikle de kamu kesiminde çalışanların izinlerinin kaldırılmasının ardından, yapılmış rezervasyonların da bir bölümü iptal oldu.
 
Rusya – Türkiye krizinin, Erdoğan – Putin buluşmasının ardından çözümüne yönelik atılan adımlar, turizmde eskiye dönüş umutlarını artırsa da, 2016’nın kalan aylarına olumlu etkilerinin çok az olacağı da biliniyor. 
 
Konuştuğumuz yat charter firma yöneticileri, bu buluşma ardından Rusların rezervasyonlarında bir kıpırdanma olmadığını dile getiriyorlar. Ama 2017 için umutlu olduklarını da ekliyorlar.
 
Sektöre Almanlar yön veriyordu. Hem müşteriler ve hem de firmalar açısından. 
 
Görünen o ki, Alman pazarındaki sıkıntı önümüzdeki yıllarda da devam edecek. 
 
Almanya başta AB vatandaşlarını hedefleyen ve büyük bölümü AB bayraklı filolarla çalışan şirketlerin, Türkiye’den çektikleri teknelerini yakın gelecekte döneceklerine ilişkin bir beklenti yok.
Ruslarla çalışıp, bu seneki kriz nedeniyle teknelerini Rodos, Kos gibi yakın Yunan adalarına götüren ve çıkışlarını oradan yapan firmalara ait teknelerin ise, Rus pazarının toparlanmasıyla birlikte dönüş yapacakları da konuşulanlar arasında.
 
Kısacası, 2016 yılı, turizmin genelinde olduğu gibi, yat charter sektöründe de büyük kayıp yılı oldu.
 
Turizmin genelinde iflas beklentisi çok yüksekti. Henüz zincirleme iflas haberleri duyulmuyor. 
 
Çünkü çöküş önce tur operatörlüğünde başlar ve ardından otelleri sürüklerdi. 
 
Tur operatörlüğündeki iflaslar çok sınırlı kaldı. 
 
Bunun nedeni, artık küçük ve orta ölçekli tur operatörlerinin neredeyse hiç kalmamış olması. 
 
Avrupa pazarının büyük oyuncuları dışında kalan tur operatörleri, geçtiğimiz yıllar da havlu atmıştı. 
 
 
Türkiye’nin turizmine uzun süre yön veren ve krizlerden etkilenmemesini sağlayanTürkiye spesiyalisti tur operatörleri ise yine son 10 yıl içinde kademe kademe sahneden çekilmişlerdi. 
 
Yani batacak küçük ve orta ölçekli firma neredeyse kalmadı. 
 
Büyükler ise, Türkiye’deki kayıplarını, başka destinasyonlarda telafi edebildikleri için fazla zarar görmüyor, nakit akışları olumsuz etkilenmiyor.
 
Bu nedenle, büyük çaplı ve sesi yüksek çıkan iflaslar yerine, ağırlığı otellerdeki el değiştirmelerle ve hatta kapanmalarla kendini gösterecek daha düşük seyirli bir çöküş beklentisi ağır basıyor.
 
Bunun anlamı, Türkiye’yi turizmde atağa kaldıran konaklama kesiminde uzun yıllar kendisini hissettirecek. 
 
Bir duraklamanın ve hatta gerilemenin yaşanacak olması. 
 
Böylelikle Türkiye turizmi dünya turizmindeki en önemli rekabet avantajını da kaybedebilecek. 
 
Böyle bir tehlike ne yazık ki var.
 
Yat charter sektörü ise, önceki yazılarımda da vurguladığım gibi, daha esnek bir yapıya sahip. 
 
Otelleri bir yerden bir başkasına taşımak mümkün olmuyor ama, teknelerde bu mümkün. 
 
Dolayısıyla yat charter kesiminin arzını oluşturan tekneler, sahibi olduğu işletmecilerin performansına bağlı olarak daha yüksek dolulakla çalışma imkanına kavuşabiliyor. 
 
Türkiye’de olmazsa, Yunanistan’da ya da Hırvatistan’da.
 
Buradaki sıkıntı, yerli yat charter firmalarında.
 
Bir önceki yazımda bu konuya dikkat çekmiştim.
 
Önlemlerle ilgili önerilerimi dile getirmiştim.
 
Önümüzdeki dönemde bu önlemler üzerinde konuşulmaz, adımlar atılmazsa, 2017 ve sonrasında vakit çok geçmiş olacak…