• 03 Temmuz 2025 22:48
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Güç Kimde?

Bu yazıyı dinleyin
Tolga Demirel 03 Temmuz 2025 Güç Kimde?

İsveçli duayen eğitimcimiz; ‘Güç kimde?’; ‘Who has the power?’ başlıklı eğitimi verirken, acaba bunun, ihtiyaç duyduğumuz son eğitim konusu olduğunun farkında mıydı?

Politik ve kültürel yapımız itibarı ile toplum olarak tüm güdülerimizin, zaten, her daim gücü elinde tutana yöneldiğinin ve aslında tam da bu yüzden, tüm etik, sistematik, hiyerarşik düzenlerin, kariyer planlamaları ve liyakat önceliği gibi gerekliliklerin alt üst olduğunu tahmin etmiş miydi? Belki de uzun yıllardır ülkemizde yaşadığından; ‘Madem tarzınız bu, bari doğrusunu anlatayım’’ diye düşünmüştü.

Birlikte karar verelim.

Ne diyordu bu eğitim;

“Herhangi bir işletmede çalışmaya başladığınız an, güç radarlarınızı açın! İşletmede gerçek güç kimde? Varlığınızın devamlılığını sağlayan, alacağınız ücreti belirleyen, bir anda çıkışınızın verilmesine de, terfi etmenize de karar verebilecek güç kim? Bunu tespit edin, gözlemlerinizle, duyumlarınızla hatta edindiğiniz dedikodular ile.

Asıl bomba ise şuradaydı:

‘’İşletmenin genel müdürü, operasyon müdürü, departman müdürleri, şefleri olabilir. Ünvanlar sizi yanıltmasın. Siz gerçek güce odaklanın. Bu güç; bazen işletmeye sık sık uğrayan patronun akıl hocası arkadaşı, rahmetli onursal başkandan yadigar bahçe şefi, ’İnşaattan beri buradayım’ diyen müteahhitin adamı, bazen şirketin tüm finans akışına ve resmi ilişkilerine hakim mali müşavir, hatta sözünü her zaman geçirmeyi başaran büyük yenge bile olabilir.

‘Bahçe şefi ne alaka ?’ diye sordu bir dinleyici gülümseyerek.

‘Bahçe düzeni daha işletmeler açılmadan şekillenir. Büyükler bahçe işine meraklıdır. Muhtemelen bahçe şefi, baba/dede başkan zamanını dahi bilir. Sabahları en erken kalkan odur, gece yaşananların tüm izlerine sabahın ilk ışıkları ile şahitlik eder. Kimin kaçta geldiğini görür bilir, günün yoğun saatlerinde kalabalıklar arasında gölge gibi dolaşır. Nakliye-taşıma gibi en ağır işlerdeki eleman ihtiyacı konusunda ilk başvurulandır. Yerel halk ile de iletişim içindedir. İşletmenin tüm alanlarına hakimdir. Bir açığınızı görüp fısıldaması ile işiniz biter!’

Bu korku filmi senaryosuna tüm salon güldük. Yıllar sonra güzide bir tesisimizde bahçe şefi beyefendinin her sabah patronla kahvaltı ettiği ve yakın zamanda operasyon müdürü yapıldığını gördüm. Tesiste tüm diğer üst ünvanlar var olsa da kararlarının ne kadar etkili olduğu çok açıktı.

2025 sezonun adı ‘Kötü başlangıç’ olarak kondu bile. Dünyadaki olumsuz gelişmelerin ve bizdeki ekonomik çöküşün tabii ki bu kötü başlangıçtaki etkisi tartışılmaz.

Ancak, medyada duyulan yakınmalar yine, her dönem olduğu gibi ‘sebepler’ den ziyade ‘sonuçlar’ üzerine. Üstelik durumdan şikayet eden yerel otoritelerin de neredeyse hepsi otel sahibi ve söyledikleri ile tesislerinde yaptıkları uygulamalar arasındaki çelişkilerin herkes farkında.

‘Kalitesizlik, liyakatin göz ardı edilmesi, fahiş fiyat uygulamaları, davranış bozuklukları, eğitimli personelin sektöre küskünlüğü, mutsuz çalışan profili, gıda zehirlenmeleri, güvenlik zafiyetleri, taciz, sahtecilik, mobbing, yaralanma, can kaybı, hırsızlık, dolandırıcılık tüm haberlerden filtre ettiğim bazı başlıklar.

Tabii ki bunların yanısıra yine aynı kruvaze ceketli aktörlerin transfer haberleri, kısa sürede bellboy luktan genel müdürlüğe ulaşılan başarı hikayeleri, en en en lüks ve büyük otelin görkemli açılış haberlerine de rastlamak mümkün. Bunlar arasında tek sevindirici haber ise kadın yöneticilerin artışı ve başarıları olmuş.

Peki bu noktaya gelinmesinde tek sorun artan maliyetler miydi? Sektör bu sorunların temellerini yıllar öncesinden atmaya başlamamış mıydı? Zamanla çalışan ücretlerinin %60 a yakınının asgari ücrete endekslenmesinin ve buna karşılık da; ‘Hadi bakalım, satış serbest, herkes harçlığını çıkarsın’ diye arenaya salınmasının şikayetlerin artmasında ve kalite düşüşünde etkisi olmadı mı? 3 aylık zaman süresince resepsiyonistinden animatörüne, esnafından garsonuna, bellboyundan maid ine kadar top yekün ‘’saldır’’ moduna geçilmedi mi ? Buna da en güçlüler göz yummuştu ve bu yöntemler ekonomik olur sanılmıştı. Halbuki tüm etik kuralları hiçe sayan bu yaklaşımlar geminin altını oymaya başlamıştı bile. Buna itiraz eden, engel olmaya çalışan profesyonel yöneticiler ise gemiden gönderilen ilk kişiler oldular, aynı güçler tarafından.

Eğitimin sonunda söz alan tüm katılımcılar, ki bu grup işletme yöneticilerden yatırımcı temsilcilerine kadar bir gruptu, yaşadıkları sorunları, içinde bulundukları çıkmazları dile getirmeye başladılar.

Herkesi sabırla dinleyen eğitimcimizin cevabı etkileyiciydi. ‘’İyi de, sizler bu otellerdesiniz zaten. Ben değilim. Ben mi yapıyorum? Sizler yapıyorsunuz bunları. Yapmayın o zaman bu yanlışları, yanlış olduğunu bildiğiniz hiçbir şeyi yapmayın, yaptırmayın.’’

Sanki biraz önce ‘’Boşverin sistemi, hiyerarşiyi, siz güce odaklanın ‘’ diyen kendisi değilmiş gibi.

Şüphesiz vermek istediği mesaj bu değildi tabii. Ama bizim coğrafyada konu yanlış anlaşılırdı genelde.

Siz yine de salt güce değil, iyi ve doğruya odaklanın. Bu aralar, malum, güçlüler pek doğru değiller. Sonuçlar ortada.

Keşke hem iyi, hem doğru, hem de güçlü olanı bulabilsek. Çok zor, hatta imkansız görünüyor.

Tarihte bile bu örneğe bir kez rastlanıyor değil mi? Evet, neredeyse iyi ve güçlünün vücut bulduğu tek örnek, hala ; Mustafa Kemal Atatürk…

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz