İsrail - İran Savaşı'nın Türk Turizmine Etkisi
2025 sezonu olumlu beklentilerle açıldı. Enflasyon dolayısıyla artan maliyetler ve baskılanan döviz kurları yüzünden düşen karlılık oranları dışında sektörün yatırımcılarının beklenmedik bir şikayetleri yoktu. Küçük ve mikro yatırımcıların ruhsat, izin, imar, altyapı, bürokrasi gibi hayati sorunları varsa da onlar küçük ve mikro yatırımcı olduklarından sorunları da önemsizdi ve görülmüyordu. Sektör çalışanlarının düşük ücret, uygunsuz çalışma koşulları gibi sorunları da sektörün değil bütün ülkenin ortak sorunu olduğu için gündeme bile gelmiyordu.
Bakanlığın açıkladığı istatistikler 2025 için umut verici olup yeni rekorları hedeflemekteydi. Öyle ki Konyaaltı plaj işletmecileri artan talebi karşılamak için bütün plajı şezlong, yatak, loca, kamelya, kafe, sahne vs. ile kaplamaya başladılar. O kadar canla başla inşaatlara başladılar ki plaja gelen Antalya halkına yer kalmadığı anlaşılınca işletme dostu belediye bile müdahale etmek zorunda kaldı. Böylece getirisi olmayan halk için de yer bırakılmış oldu.
Aslında bazı çatlak sesler erken rezervasyonun iyi gitmediğini, fiyatların kırılmaya başladığını, Bakanlığın verilerinin hormonlu olduğunu söylemekteydi. Nitekim Haziran verileri bu tür nahoş söylentileri haklı çıkarmaya başladı. Halkın hınca hınç doldurduğu Konyaaltı plajında şezlongcular umdukları talebi henüz bulamamış görünüyorlar. Oteller de doğrudan bir doluluk-fiyat açıklaması yapmasalar da memnuniyetsiz oldukları konuşuluyor. Elbette yüksek sezon olan Temmuz, Ağustos, Eylül yaşanmadan bilanço ortaya çıkmayacaktır.
İşte bütün bu gelişmelerin üstüne İsrail-İran savaşı başladı. Televizyonlarda bombardımanlar canlı izleniyor. Asker yorumcular acımasız ve ölümcül savaşı yorumluyorlar. Çatışmaların nereye varacağı, nasıl sonuçlar doğuracağı ve daha ne kadar masum insanın ölüp sakat kalacağı bilinmiyor. Savaşan ülkeler Türkiye’nin komşuları olup atılan füzeler sınır kentlerinden çıplak gözle izlenebiliyor. Canlı yayınlar bütün dünyada yapılıyor. Türkiye’nin turizm pazarlarındaki potansiyel misafirleri de izliyor.
İsrail-İran savaşının tarafları aynı zamanda Türk uluslar arası turizminin pazarı olan ülkeler. Kuzeydeki savaşan komşular Rusya-Ukrayna da aynı şekilde Türkiye’nin turizm pazarları. Neyse ki Azerbaycan-Ermenistan arasında şimdilik barış var. Irak ve Suriye ise kaos içinde. Batıdaki komşulardan Yunanistan turizmde rakip ülke ve ilişkiler her zaman kötü, geriye kaldı bir tek Bulgaristan.
Savaş denizinde turizm işi yapan bir ada olan Türkiye’nin turizm sektörünün yaşanan savaştan olumsuz etkilenmesi ne yazık ki kaçınılmaz. Her şeyden önce İran pazarı kaybedilmiş sayılır. Daha önce Suriye, İsrail, Ukrayna pazarlarının daraldığı gibi. Aşağıdaki grafik ve tabloda halen savaş ya da iç karışıklık içinde olan komşu pazarların 2019 yılı ve 2024 yılı verileri yer almaktadır.
Öncelikle belirtmekte yarar var İsrail’den Türkiye’ye gelen turist sayısı 2023 yılında 765.776 kişidir. İki ülke arasındaki siyasi gerilim ile turist sayısı 2024 de on da bire düşmüştür.
Gelen turist sayısı artan tek ülke İran’dır. Elbette 2025 yılında ciddi düşüş kaydedecektir.
Rusya ve Ukrayna pazarının korunması olumlu bir gelişme olup burada Rusya vatandaşlarına uygulanan seyahat kısıtlamaların etkisi olmaktadır.
Suriye’den iç savaş öncesi gelen turist sayısı 2013 yılında 1.253.000 kişi ile pik yapmıştır.
Görülüyor ki çevre ülkelerdeki savaş ve iç karışıklıklardan Türk turizmi ciddi zararlar görmektedir. Fakat asıl büyük tehlike diğer ana pazarlar olan Almanya, İngiltere, Hollanda, Polonya’da yaşanacak kayıplardır. Hiçbir turist bir yılda tatil için tasarruf ettiği para ile ailesini hayati risk gördüğü bir bölgeye tatile götürmek istemez. Özellikle üst gelir gruplarında risk algısı daha yüksektir. Her destinasyonun ağırlamak istediği bu grupta yer alan harcama potansiyeli ortalamanın çok üstünde olan turist parası ile risk satın almaz. İran-İsrail savaşı böyle devam ederse Almanya, İngiltere, Benelux ve İskandinavya’dan gelecek olan turizm gelirlerinde gerileme kaçınılmaz olacaktır. TV’lerde gösterilen her savaş haritasında Türkiye gözükmekte ve olumsuz bir algı yaratmaktadır.
Türk dış politikası artık turizm sektörünün ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. Mevcut sıcak savaşın ilk günlerinden buyana hükümet turizm adına olumlu bir dış politika izlemektedir. Olması gereken de budur.
Türkiye’nin dış ticaret açığı baskılanan dövize rağmen 100 Milyar dolar civarındadır. Ayrıca mevcut dış borç olan 500 Milyar doları çevirmek için ortalama %7 faizden 35 Milyar dolar dışarıya komisyon ödenmektedir. Yıllık döviz açığı en az 135 Milyar dolardır. Hizmetler sektörü, müteahhitlik ve dış yardımlar dışında bu açığı kapatmak için kaynak yoktur. Burada turizm devreye girip 70 Milyar dolar civarında katkı sağlamaktadır. (Kayıt dışı artı, dış turizm gideri eksi.) Açığın yarısından biraz fazlasını tek başına turizm sektörü kapatmaktadır. Türkiye bu gelirden vazgeçemez. Dış politikasının da turizmi koruyacak mahiyette olması kaçınılmazdır.
Elbette Türk dış politikasının turizme bağımlı olması dış politika karar vericilerinin elini koluna bağlamakta bir yerde zafiyete yol açmaktadır. Toplumun dış politikadan beklediği bazı kararlar (özellikle İsrail konusunda, Kıbrıs konusunda) alınamamaktadır. Ama dış politika da rasyonel olmak zorundadır. Öncelik ülkenin çıkarlarıdır.
Türkiye’nin çıkarı şu anda komşular arasında süren savaşın sona ermesidir. Birinci öncelik budur. Suçsuz insanların savaş nedeniyle hayatını kaybetmemesi insanlık görevi olup dış politikanın da birinci önceliğidir. Sonra ekonomik ve sosyal yıkımı engellemek görevi diplomatların hayati sorumluluklarıdır.
Turizm sektörünün beklentisi coğrafyamızdaki savaşların sona ermesi (Azerbaycan-Ermenistan savaşı gibi), ölümlerin durması, ticaretin ve turizmin tekrar hareketlenmesidir.
Lütfen Bekleyin.