• 28 Ocak 2025 08:09
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Türk Turizmi Açısından Suriye'nin Parçalanması

Bu yazıyı dinleyin
Kayhan Taner Özen 28 Ocak 2025 Türk Turizmi Açısından Suriye'nin Parçalanması

 

Türk uluslar arası turizm sektörü son 40 yılda yapılan başarılı işler ile neredeyse sıfır noktasından bugünkü inanılması güç olan dünya beşinciliğine kadar yükseldi. Artık turizmde ilk beş aktör içinde Türkiye kalıcı olarak yer almaktadır. Aynı zaman diliminde Türkiye’nin global anlamda başarılı olduğu ve ilk beş içinde yer aldığı başka büyük bir alan neredeyse yoktur. Belki topluma ağır travmalar yaşatmadan gerçekleştirilen kentleşme süreci bir büyük başarıdır. Bu alanda da turizmin katkısı büyüktür.

Bütün bu başarı hikayesi ciddi bir risk ortamında yazılmıştır. Savaş riski. Türkiye’nin etrafı savaşlarla sarılıdır. Halen süregelen iki canlı savaş vardır ve Türk turizminin pazarlarına doğrudan etki etmektedir. Kuzeydeki Rusya-Ukrayna-AB savaşı ve Güneydeki Suriye-İsrail-Filistin savaşı halen sürmektedir. Kuzeydeki Rusya Türkiye’nin en büyük pazarıdır ve başta Almanya olmak üzere AB bir bütün olarak Türk turizminin ana gelir kapısıdır. Güneyde de İsrail bir milyon turistlik bir potansiyeldir. Geçmişte Suriye’nin Türkiye’ye yılda bir milyonu aşkın turist gönderdiği olmuştur. Şimdi bu pazarlar ekonomik olarak zayıflamakta ya da yok olmaktadır.

Savaş olan bir ülkede, coğrafyada her türlü malın üretimini, ticaretini yapabilirsiniz ama kitle turizmi yapamazsınız. Bugün savaşa ve ambargolara rağmen Rusya gazını, petrolünü, Ukrayna da buğdayını uluslar arası pazarlara satabilmektedirler. Nihai tüketici için bir malın nereden geldiği maalesef çok büyük önem arz etmiyor. Turizmde ise işler farklıdır. Tüketicinin bizzat kendisi hizmetin ve malın üretildiği yere gitmekte ve orada harcamasını gerçekleştirmektedir. Savaş gibi, ağır iç karışıklık gibi hayati risk olan yere bir aile tatil için gitmez. Özellikle yüksek gelir gruplarındaki turist hiç gitmez. 

Savaşın yanında uluslar arası turizm hareketliliği ülkelerin dış politikalarından da doğrudan etkilenmektedir. Başka bir ülkeye seyahat planlayan turistler ülkelerinin dış politikaları gereği getirilen yasaklarla engellenmektedirler.2014 sonundaki uçak düşürme olayından sonra 2015 yılında 4.250 milyon turistten 250 bin turiste düşen Rusya pazarı bu duruma iyi örnektir. Demokratik ülkelerde ise turistin kendisi dış politikaya göre tavır almaktadır. 2016 yılında 5 milyondan 2 milyona düşen Almanya pazarı, aynı şekilde düşen İskandinav ve Hollanda pazarları gibi.

Bu durumda bir turizm ülkesi olan Türkiye dış politikasını ve hatta iç politikalarını uluslar arası turizm sektörünün önceliklerini gözeterek oluşturmalıdır. Gayrı safi milli hasılanın yüzde onunu, ihracatının beşte birini uluslar arası turizmden elde Türkiye’nin savaşlardan ve iç huzursuzluklardan kaçınmaktan başka çaresi yoktur. Maalesef bu gerçek Türk dış politikasının yumuşak karnıdır. 

Güney sınır komşumuz Suriye’de yaşanan gelişmeler Türk turizmi için tehdit oluşturacak mahiyettedir. Ülke bölünmüş, işgale uğramış daha da kötüsü siyasi birliğini kaybetmiştir. Ortada bir devlet otoritesi boşluğu da vardır. Önümüzdeki yıllarlarda Suriye’nin 80’lerin, 90’ların Lübnan’ı gibi bir süreç yaşayacağı aşikardır. Suriye’deki istikrarsızlık Türkiye’ye de taşınıp olumsuz etkilere sebep olabilir. Düşürülen uçak olayında olduğu gibi Suriye kaynaklı çatışma ve terör eylemleri Türk uluslar arası turizmine ve ülkenin gelirine etki eder. Suriye’de bulunan güçler bu silahı Türkiye’ye karşı kullanmak isteyebilirler. 

Türkiye turizm sektörünü korumak için neler yapmalı?

Her şeyden önce uluslar arası turizmde çıkarlarının ortak olduğu Doğu Akdeniz’deki komşuları ile bir araya gelip bir supranasyonal (uluslar üstü) turizm örgütü kurulmasına öncülük etmelidir. Yunanistan’ı, Mısır’ı, İsrail’i, Suriye’yi, Lübnan’ı ve KKTC ile birlikte Güney Kıbrıs’ı da üye yazan Avrupa Birilği gibi uluslar üstü bir örgüt kurulmalıdır. Bu örgütün adı Doğu Akdeniz Turizm Gözetim Örgütü olabilir. (EASTMED Tourism Watch Organization)  Buradaki gözetim koruma, kollama, geliştirme amaçlıdır. Bu nedenle “watch” kelimesi seçilmiştir.

Örgütün misyonu sayılan ülkelerdeki turizmin çıkarlarını kollamak ve gelişmesi için projeler üretip üye ülkelere kabul ettirmektir. Örgütün yönetimi üye ülkelerin atayacağı kamu ve özel sektör temsilcilerinden oluşan bir komisyon tarafından sağlanacaktır. Her devlet biri kamudan diğeri turizm sektöründen olmak üzere iki üye atayacaktır. Devletler komisyon tarafından alınan kararları uygulamak durumunda olacaklardır. Dünya tatil turizmi başkenti Antalya DATGÖ’nün ev sahipliğini yapacaktır. 

Demokratik kurallarla işleyen bu uluslar arası örgütün kararları ve tavsiyeleri uluslar arası arenada da doğal olarak ses getirecektir. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) gibi sadece istatistik tutan etkisiz bir örgüt olmayacaktır. Böylece bir üye ülkede yaşanabilecek, turizmi etkileyecek, olaya üye devletten önce örgüt müdahale edecektir. Üye devlet diğer uluslar arası aktörlerle polemiğe girmeden olayın çözülmesi olanağı doğacaktır. Böylece üye devletlerin dış politika araçları güçlü kalacak, manevra kapasiteleri daralmayacaktır. 

Turizmin global olarak kabul görmüş bir dili ve uygulamaları vardır ve kısa sürede Dünya kamuoyunu harekete geçirme gücü vardır. Örgütün oluşturacağı kamuoyu bazı devletlerin bugün Suriye’de yaptıkları gibi bazı hukuksuz eylemlerini engelleyecektir. Unutulmamalıdır ki seyahat acenteleri ve turizm camiası Dünya’da her noktaya en hızlı ulaşan organizasyonlardır. Bir turizm operasyonu, süper güçlerin askeri operasyonlarından daha hızlı gerçekleştirilebilir. 

Aynı zamanda üretilecek ortak projelerle bölge turizmi büyüyecektir. Örneğin geçmişte Antalya’dan Kudüs’e yapılan günübirlik turlar gibi aktiviteler geliştirilerek yapılacaktır. Böylece İsrail, turizm çıkarları gereği, Kudüs’ü ilhak ettim, başkent yaptım diyemeyecektir. Suriye’de kurulacak destinasyon ve turizm merkezleri ekonomisini güçlendirecek, barışın nimetlerinden yararlanacaktır. Türk turizm yatırımcıları Suriye’ye, Lübnan’a, İsrail’e yatırım yapabilecekler, Türkiye’nin ihracat gelirleri artacaktır.

Bölgeyi savaştan barışa taşıyacak turizm gibi bir sektöre ve onu yönetecek DATGÖ gibi bir örgüte ihtiyaç vardır.