• 27 Kasım 2025 13:45
  • 0
  • 4 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Arkeoloji, Tarihsel Miras ve Turizme Etkisi

Bu yazıyı dinleyin
Nizamettin Şen 27 Kasım 2025 Arkeoloji, Tarihsel Miras ve Turizme Etkisi

Bu yazıyı kaleme almam bazılarına şaşırtıcı gelebilir. Oysa arkeoloji ve tarih, turizmdeki mesleki yolculuğumun hep görünmeyen arka planı oldu. 1972’de Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü ve Ekrem Akurgal’ın Ancient Civilizations and Ruins of Turkey kitaplarıyla başlayan merakım bugün Nevzat Çevik’in Likya kitabıyla hâlâ canlıdır.

Arkeolojiye olan bu uzun ilgi, bana turizmi yalnızca bir gelir kalemi olarak değil, bir hafıza koruma ve kültürel sermaye inşa etme alanı olarak görmeyi öğretti.

İnsanlığın kollektif hafızası olan miraslar, kimlikler ve harikalar

Dünyanın 7+7 Harikası, insanlığın merak duygusunu besleyen evrensel bir hafızadır. Şimdi hatırlayalım Mısır Keops Piramidi, Babil Asma Bahçeleri, Artemis Tapınağı, Zeus Heykeli, Bodrum Halikarnas Moselesi, Rodos Heykeli, İskenderiye Feneridir Yeni 7 harika ise günümüzde ayakta olan ve halkoyu ile belirlenen Çin Seddi, Petra Antik Kenti, Kurtarıcı İsa Heykeli, Chichén Itzá Piramidi, Machu Picchu, Tac Mahal ve Kolezyum'dur.  

UNESCO Dünya Miras Listesi ise bu hafızanın dokunduğu toprakları koruma altına alır. Türkiye’nin İstanbul’dan Kapadokya’ya, Efes’ten Göbeklitepe’ye uzanan geniş bir listeye sahip olması yalnızca tarihi zenginliğimiz değil, aynı zamanda turizmdeki rekabet gücümüzün temelidir.

Tarihsel miras; kültürden mimariye, dilden geleneğe kadar bir toplumun kendine dair her şeydir. Arkeoloji ise bu mirası bilime dönüştüren yöntemdir.

Bu dünyanın kurucuları arasında Ciriaco d’Ancona’dan Winckelmann’a, bizim coğrafyamızda Osman Hamdi Bey’den Jale İnan’a kadar pek çok öncü bulunur. Arkeolojinin yalnızca “kazı bilimi” değil, bir kimlik keşfi bilimi olduğunun en açık kanıtlarıdır.

Göbeklitepe örneği, tarih öncesi arkeolojinin insanlık tarihini nasıl baştan yazabildiğini gösterirken Tevrat, İncil ve Kur’an arkeolojisi gibi alanlar, kadim metinlerle bilimsel arayış arasında köprü kurmanın mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Kur’an Arkeolojisi alanında islam ülkeleri hep sesiz kalmıştır. Bu alanda bile ilk kıvılcım Türkiye’den çıkmıştır; Güngör Karauğuz’un Kur’an arkeolojisi kitabı çabası bunun göstergesidir.

Birbirini destekleyen iki güç; Arkeoloji ve Turizm

Bugün dünya turizminin güneş ve deniz den sonra üçüncü güçlü ayağı arkeoloji-tarihsel mirastır.

Her ülke kazılarına, müzelerine, ören yerlerine yatırım yaparak turizmden aldığı payı artırmaya çalışıyor. Çünkü arkeoloji yalnızca bilim üretmez; imaj, prestij ve ekonomik değer üretir.

Bilimsel “Sermaye” tanımlarını hatırlayalım; fiziksel sermaye, kültürel sermaye, insan sermayesi, doğal sermaye Kültürel Sermaye, insan nüfusunun doğal çevre ile başa çıkma, değiştirme konusundaki uyarlanabilir kapasitesiyle ilgilidir.

Birçok ülke tanıtımında Arkeoloji ve kültürel mirasını sık sık öne çıkararak cazibe yaratmayı ve bir prestijli imaj elde etmeyi önemsemektedir. Gerçekte de bu yönelim son yıllarda aşağıda ele alacağımız rekabette olduğumuz turizm destinasyonları içinde önemli yer tutmaktadır.

Kültür Turizmi, Dini Turizm, Arkeo Turizm katılımcıları mekansal dağılımı ve ulaşımı önemserler. Mekanların ziyaretleri iklim koşulları mevsimlerle de doğru orantılıdır.

Şimdi gelelim rakip ülkelerdeki Arkeoloji ve Tarihsel Mirasın turizme etkilerine.

Mısır, piramitleri ve yeni Arkeoloji Müzesi ile dünya turizminin odağını koruyor.

Yunanistan, Akropolis’te ziyaretçi sınırlamasına gidecek kadar yoğun talep görüyor.

İtalya’da Kolezyum yılda 7 milyon ziyaretçiyi aşarak hâlâ dev bir çekim merkezi.

İspanya rakiplerimiz arasında Arkeoloji açısından en zayıf halka olmasına karşın Madrit Prado Müzesi yılda 3,5 milyon ziyaretçi alıyor

Bunların ortak noktası basit: arkeolojik miraslarını turizm politikalarının merkezine koyuyorlar.

Türkiye Dünyanın en zengin hikayelerine sahip ülkedir. Türkiye, kültürel sermayesiyle bugün yalnızca bir turizm destinasyonu değil, insanlığın hikayesinin en zengin sayfalarından biridir.

Türkiye’ye bakınca ortaya çıkan tablo nettir:Biz yalnızca turizm destinasyonu değil, medeniyetler tarihinin omurgasıyız.

Mevlana Müzesi 15,8 milyon, Hierapolis 11,2 milyon, Efes 9 milyon ziyaretçiyle dünya ölçeğinde güçlü rakamlara ulaşmış durumda. Kapadokya, yer altı şehirleri, Göbeklitepe gibi alanlar milyonlarca insanı çekiyor.

Üstelik yalnızca ziyaretçi sayısı değil; çeşitlilik, derinlik ve tarih katmanları açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biriyiz.

Türkiye’de on binlerce kültür varlığı, binlerce arkeolojik sit alanı ve sürekli devam eden kazılar bulunuyor. Bu miras doğru yönetildiğinde, turizmin hem niteliğini hem de gelir verimliliğini artıracak en güçlü kaldıraçtır.

Turizmin geleceği Arkeolojinin Ellerindedir

Turizm artık bir deniz-kum-güneş faaliyetinden çok daha fazlasıdır.

Gelecek, insanlara hikâye anlatabilen, kimlik ve hafıza sunabilen ülkelere aittir.Türkiye’nin arkeolojik ve kültürel mirası, yalnızca korunması gereken bir değer değil;turizmin geleceğini taşıyacak stratejik bir sermayedir.

Doğru yatırımlar, doğru tanıtım ve sürdürülebilir koruma politikalarıyla Türkiye, rakip destinasyonlardan yalnızca pay almakla kalmaz; onların önüne geçer.

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz