• 14 Mayıs 2026 14:07
  • 0
  • 2 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Turizm Tarihinden-21 / Üç Çocuk, Bir Tren ve Cumhuriyet’in Özgüveni

Bu yazıyı dinleyin
Nazmi Kozak 14 Mayıs 2026 Turizm Tarihinden-21 / Üç Çocuk, Bir Tren ve Cumhuriyet’in Özgüveni

1936 yazında Ankara Garı’ndan hareket eden bir tren, yalnızca yolcu taşımıyordu. O tren, genç Cumhuriyet’in özgüvenini raylar üzerinde bütün ülkeye yayıyordu.

Üç sıra dışı yolcusu vardı: 11, 9 ve 7 yaşlarında üç kardeş.

Hüseyin Hilmi Orak adlı bir iş insanı, çocuklarını iki ay sürecek bir “Tren ile Türkiye Turu”na gönderdi. Yanlarında ne anne vardı ne baba. Sadece birer küçük valiz, bir defter ve babalarının şu cümlesi vardı:

“Yurdunu tanımayan, bilmeyen kimseden bir fayda beklenemez…”¹

Bugün bile pek çok aile için zor bir karar sayılabilecek bu yolculuk, 1930’ların Türkiye’sinde daha da anlamlıydı. Çünkü dünya savaşın eşiğindeydi. Avrupa’da otoriter rejimler yükseliyor, İspanya iç savaşı sürüyor, Mussolini ve Hitler yeni bir küresel fırtınanın habercisiydiler. Türkiye ise Hatay meselesiyle meşguldü.

Böyle bir dönemde üç çocuğun tek başlarına ülkeyi dolaşması, sadece bir aile macerası değildi. Bu, Cumhuriyet’in “güvenli ülke” iddiasının sessiz ama güçlü bir ilanıydı.

Orak Kardeşler’in yolculuğu demiryolları sayesinde mümkündü. Cumhuriyet’in ilk yıllarında demiryolları yalnızca bir ulaşım politikası değil, bir ulus inşa projesiydi. 1923’te devralınan sınırlı hatlar hızla genişletildi; Anadolu’nun farklı şehirleri birbirine bağlandı.

Tren, merkez ile çevre arasındaki mesafeyi kısaltıyor; “vatan” kavramını harita üzerinde soyut bir şekil olmaktan çıkarıp somut bir deneyime dönüştürüyordu.

Ankara’dan başlayan rota; Kayseri, Sivas, Adana, Mersin, Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Trabzon, Samsun ve İstanbul’a kadar uzandı.

Her şehirde valiler, belediye başkanları, öğretmenler ve gazeteciler küçük seyyahları karşıladı. Gazeteler heyecanla yazdı:

“Yalnız başlarına üç küçük kardeş yurdu geziyorlar.” “Atatürk Türkiyesi’nde korkulacak ne var ki?”¹

Bu başlıklar, çocukların cesaretini övmekten çok, devletin güvenliğini vurguluyordu.

Bu yolculuk, aslında erken dönem bir “iç turizm” ve “imaj yönetimi” örneğiydi. Günümüzde destinasyon güvenliği, marka şehir, iç pazarın canlandırılması gibi kavramlarla ifade ettiğimiz stratejik başlıklar, 1936 yazında üç çocuk üzerinden sembolik bir anlatıya dönüşmüştü.

İstanbul’da Başbakan İsmet İnönü çocukları kabul etti ve defterlerine şu notu yazdı:

“Küçük seyyahları tebrik ettim. Seyahat sevmek bir memleket için çok iyi bir şeydir.”¹

Bu cümle, seyahatin yalnızca bireysel bir deneyim değil, kamusal bir değer olarak görüldüğünü gösterir.

Hikâye burada bitmez.

Hüseyin Orak, çocuklarını yola çıkarırken Türkiye’yi tanıtan kapsamlı bir rehber bulmakta zorlanmıştı. Bunun üzerine bütün servetini ortaya koyarak “Türkiye Kılavuzu” adlı eseri hazırlattı.

Yararlanılan kaynak: Avşar, Z. ve Yüksel, M. (2012). Orak Kardeşlerin “Tren ile Türkiye Turu” ve 1936’ların Türkiyesi, Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, 23(2): 151-58.

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz