Hippiler-16: Pek Çok Tabuyu Yıktılar
1960’larda çoğu Anadolu insanı ile hippilerin geldikleri kültürler arasında birkaç yüzyıla yakın bir gelişmişlik farkının olması, iki tarafından birbirine yeterince anlamasını engelleyen temel bir unsur olur. Zira Rönesans ve Reformu yaşamış ve Endüstri Devrimi’ni 300 yıl deneyimlemiş bir kültür ile henüz Rönesans’ı yaşamamış, Reform’un ise ne olduğunu “kıyısından” görebilmiş ve en önemlisi de Endüstri Devrimi ile tanışmamış bir toplum arasında yakın ve yoğun bir ilişki yaşanıyordu Anadolu bozkırlarında. Tabi bu ilişkiyi olumlu kılan ise her iki tarafından sahip olduğu hoşgörüdür. Ondan dolayıdır ki, insanların, hayvanların ve tarihi alanların hippilerce fotoğraflarının çekilmesini yöre insanları başlangıçta anlamakta zorluk çekmelerine karşılık, hoşgörü ile yaklaşabilmişlerdir.
Sideli bir turizmci de bu durumu şöyle anlatıyor: “O hippi gâvurlar ellerinde fotoğraf makineleriyle kalelerin resimlerini çekiyorlardı. Biz de bu insanlar neden bizim resmimizi çekmiyorlar, denizin resmini çekmiyorlar hayvanlarımız, tarlamız, ağaçlarımızın resmini çekmiyorlar ama kalelerin resimlerini çekiyorlar diye biz de onlara hayretle bakardık, sanki uzaylıymış gibi. Neden acaba? Çözemezdik bu konuyu. Bu konuyu çözmeye çalışırdık. Biz turizmle, turistle böyle tanıştık. Benden önceki nesilde o gâvurlar daha gelmeye başladılar. Dolayısıyla köyümüz göç veriyor. Benden sonraki nesil, nesle o gâvurların günün birinde istikbal olduğunu, o gâvurların o hippilerin işte turizm bunlarla başlayacağı öğretmek mecburiyetinde biz kaldık. O yıllarda anlaşılmayan ve tepki gösterilen bazı hareketler şimdilerde aynı tepkiyi görmüyor artık: “Tabi orada da muhafazakâr ailelerden vardı, hemen orada homurdanmaya başladılar.” (Yıldırım 2013)
Turizmin sosyal yapı üzerindeki etkileri zamanla Anadolu insanları üzerinde görülmeye başlandı. Önceden rahatsız olunan, tepki gösterilen hareketlerden artık rahatsız olunmamaya başlanır.
Kapadokya’daki durumu bir turizmci şöyle ifade ediyor: “Şu gâvurlar değil mi ya,’ dedi, ‘şunlara bak utanmıyorlar da bunlar, şurada aile var’... Kendi kendine söylüyor tabi. Turiste söylemiyor aslında. Turist zaten anlamıyor. ‘Ya’ dedi, ‘şuna bak, utanmıyorlar, ayıp filan da bilmiyorlar,’ dedi, ya ‘öpüşüp duruyorlar,’ dedi. Şimdi bakıyorum da, şimdi Kapadokya’da bakıyorum da, aradan kırk sene geçmiş, herkes gezip öpüşüyor. Türk de öpüşüyor geziyor, yerli de yabancı da öpüşüp geziyor, insanlar hiçbir şey diyemiyorlar. Alışmışlar artık.” (Gök 2013)
Her şey sırt çantalı, saçı sakalı birbirine karışmış, pek sık yıkanmayan ve bu pejmürde hippilerin gelişiyle başladı. Anadolu insanı bunlara bir de isim taktı: “Bitli turistler”… Kaderin cilvesine bakın ki bu “bitliler” o yörelerin kaderini değiştirecek bir ekonomik hareketin başlamasına yol açtılar. İktisadi anlamda pek bir değeri olmayan bu yöreler bir süre sonra değerlenecek, “iktisadi” öneme sahip coğrafyalar olacaktı. Bunu da sırtı çantalı bu gâvurlar yapacaktı…
“Çocukluk yıllarımızda günün birinde, çocukluk yıllarımızda tek tük gelen turiste hippi turist diyorsunuz siz ama biz o zaman hippi gâvuru olarak biliyoruz. Hippiler, gâvurlar yani bize göre bu kaleleri yapan insanlardı. Bize göre bu kaleleri yapan insanlarla biz ilk haşır neşir olmamız bugünkü uzaya gitmiş insanların uzaylılardan korkup kaçışı gibi. Bizim için uzaylıydı onlar.” (Yıldırım 2013)
Hippi hareketinin Türkiye’de moda üzerinde de etkileri olur. Her ne kadar sanayileşmeyi ucundan azcık yaşamış bir toplumda moda ne denli etkili ise, hippilerin modası da öyle bir etki bırakır. “Dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de giyimde, kuşamda, makyajda hippi modası başladı. Çiçek desenli gömlekler revaçtaydı. Vakko Beatles mendilleri bastı, Erol Kundura Beatles modeli ayakkabı, Yekta, Beatles modeli çanta çıkarmıştı. Beyoğlu Hava Sokak’ta (daha düne kadar faaliyette olan) Beatles Pantaloncusu açılmıştı. John Lennon ve Janis Jopli’nin taktığı tarzda yuvarlak çerçeveli gözlükler modaydı, saçlar ise ya afro ya da Beatles kesimiydi” (Bayazoğlu 2004: 334).
Hep sorulur; hippiler 1968 Kuşağı’nı etkiledi mi, diye. Her ne kadar hippi akımıyla 1968 Kuşağı’nın birbirlerini etkilemeleri üzerine somut veriler olmasa da, her iki akımın özünde de dünyanın gidişatına karşı bir tavır alış vardı. Biri tepkisini politika ile koyuyor, diğeri de politikaya bulaşmadan gösteriyordu. Her iki hareketin yolları pek çok yerde kesişti. Dolayısıyla hippiler ile 1968 Kuşağı’nın zaman zaman kimi tavırlarda açık veya zımni işbirliğine gittiğine ilişkin bilgiler, en azından ABD ve Avrupa ülkeleri için elimizde mevcut. Bu işbirliğinin ülkemizde yaşandığını ise net olarak bilemiyoruz. Türkiye’de 1968 gençliği eline “birileri” tarafından tutuşturulan silahlar vasıtasıyla hedefine ulaşmayı politika olarak tercih ederken, kendisinden olmayanı “sosyal faşist,” “düzenin adamı,” “burjuva çocuğu” gibi kavramlarla dışlarken, bir burjuva gençliği hareketi olan hippilerle işbirliğine gitmesi zaten beklenemezdi!...
Müzik Üzerindeki Etkisi
Hippi hareketinin ülkemizdeki en önemli etkisinin müzik üzerinde olduğu söylenebilir. Hippi hareketi o dönemin Türk müzisyenlerini pek çok yönden etkiledi. “1965’ten itibaren düzenlenen Altın Mikrofon Yarışması, yerli hippilerin ortaya çıkışına ve bir araya gelişine vesile olmuştu. Bu sayede çok sayıda grup kurulmuş, müzik de çeşitlenmişti. 1966’da Ankara’da Beatles Fan Clup kuruldu. Anadolu Pop deyimi ilk defa 1969’da Moğollar tarafından kullanıldı. Mesut Aytunca ‘Kaşık Havası’ ile bu türü doruklara taşıdı. Beat’nikçiler diye başka bir kategoride Mavi Işıklar Orkestrası vardı. Bunlar klasik rock and roll’cuydu. … Undergraund müziğin ilk temsilcilerinden ve Yeraltı Dörtlüsü’nün kurucusu Erkin Koray ‘Gel Bak Ne Söylicem’ şarkısını örnek göstererek, ‘Atılan çığlıklardan ve elektronik efektlerden meydana gelen bu müziği dinleyenler, kendini bir anda uzayda zannedebilir’ diye tarif etmişti. Protest müzik kavramı da bu yıllarda girdi sözlüğümüze, Kaygısızlar Orkestrası, Bülent Ortaçgil, Ayten Alpman gibi sanatçılar toplumsal içerikli şarkılar söylüyorlardı” (Bayazoğlu 2004: 334-335). Bu bağlamda Barış Manço ve Cem Karaca’nın da hippi felsefesini müziklerine yansıttıkları söylenebilir.
Ersen ve Dadaşlar, Üç Hürel, Yeliz gibi sanatçılar şarkılarında barış ve özgürlük temalarını kullandılar. Özellikle Üç Hürel Grubu üyeleri hippiliğe uygun hareketleri ile diğerlerinden farklılaşır. Ersen ve Dadaşlar, Üç Hürel, Yeliz gibileri şarkılarında barış, özgürlük temalarını kullandılar. Diğer yandan müzisyenlerin giyim ve kuşamlarında da hippilerin önemli etkileri olduğunu söylemek olasıdır. Barış Manço, Cem Karaca ve Seyyal Taner başta olmak üzere pek çok sanatçının giyim ve kuşamlarında da hippiliğin etkileri uzun süreli oldu.
Yararlanılan kaynaklar: Bayazoğlu, Ü. (2014). Uzun, İnce Yolcular. İstanbul: Aras Yayıncılık; Gök, M. (1957). Lisans. Nevşehir. 7 Kasım 2013 tarihli görüşme. (Görüşen: Selman Bayrakçı); Yıldırım, H. (1950). Lise. Side, Antalya. 13 Eylül 2013 tarihli görüşme. (Görüşen: Aysel Yılmaz).
Not: Bu yazının tam metni için bkz.: Kozak, N. (2018). Hippiler. İçinde; (Kozak, N. Editör), Dünden Bugüne Türkiye’de Turizm: Kurumlar, Kuruluşlar, Turizm Bölgeleri ve Meslekler. İstanbul: Yıkılmazlar Matbaası.
Haftaya: Hippiler-17: Hippi Akımının Sona Ermesi







Lütfen Bekleyin.