• 13 Şubat 2012 01:45
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

İstanbul'da bir buluşma

Bu yazıyı dinleyin
Yusuf Hacısüleyman 13 Şubat 2012 İstanbul'da bir buluşma

 

İstanbul... Hayallerin şehri, umutların şehri. On yıllardır göçün başlıca hedefi olan şehir.

Avusturya, Hollanda, Belçika, İsviçre gibi ülkelerin nüfusundan tek başına daha fazla olan şehir. İçimizde İstanbul’u görmemiş çok insanımız var. Sanırsınız ki İstanbul yanıbaşınızda, ama İstanbul öyle değil.

Öğrenci olarak gelmiştim İstanbula ilk, 12 Eylül darbesinden üç gün sonra Üniversite eğitimine başlamak üzere otobüse binmiştim İzmirden, yani büyük bir sehirden. Yine de İstanbul beni şaşırtmıştı, bambaşka bir ülkeye geldim sanmıştım; İstanbul daha farklıydı alıştığım İzmir’den. Kendimi yabancı gibi hissetmiştim, belki de darbeden dolayı değişik bir yüzle karşılamıştı beni İstanbul.

Sonra İstanbul’u biraz daha tanıdım, turizmci olmak için adım atmıştım, gece çalışıp gündüz okula gidiyordum. Otelcilik mesleği benim için İstanbul’a farklı bir gözle bakmayı da beraberinde getirdi. Anladım ki, Fatih Sultan Mehmet burayı boşuna gözüne kestirmemiş.

Dünyada turizm kenti olarak tanıdığımız bir çok kent, Paris gibi, Viyana gibi, Londra gibi kentler kendilerine sonradan turizm cazibesi kazandırmaya çalışmışlardır, ve de başarılı olmuşlardır. Oysa İstanbul’a ilave bir cazibe kazandırma gibi bir derdimiz hiç bir zaman olmamıştır, çünkü çekiciliği sağlayacak o kadar çok doğal güzellikler var ki, bunları doğru değerlendirmek yeterli olacaktır.

Emitt fuarı bugün sona eriyor İstanbul’da. Bu fuar, “Doğu Akdeniz Turizm Fuarı” adında yapılmaya başlanalı herhalde bir 13-14 yıl olmuştur, hafızam beni yanıltmıyorsa.

Şimdİ dünyanın beşinci büyük turizm fuarı olma yolunda ilerliyor.

Türkiye’nin tüm yöreleri, illeri, bölgeleri ve turizmcileri bu fuarda buluştular, görüştüler, çalıştılar. Daha iyi bir turizm için, daha iyi bir turizm geliri için.

Antalya bu fuara ilk kez yeni kurulan Antalya Tanıtım A.Ş. organizasyonuyla hep birlikte bir çatı altında katıldı;

Burdur ve Isparta’yı da unutmadan. Başarılı bir birliktelik sergilendi, birlikten kuvvet doğar anlayışını hayata geçirmeyi başardı.

Oysa İstanbul’a baktığınızda dünyanın en fazla turist alması gereken bir şehir olması gerektiğini düşünürsünüz, değil mi? Ama öyle olmuyor.

İstanbul, bırakın diğer Avrupa kentleriyle kıyaslamayı, kendi ülkemiz içinde bile Antalya’dan sonra ikinci sırada yer alıyor.

Antalya’nın 11 milyon turisti karşısında 8 milyon turist gelmiş geçen yıl İstanbul’a, bunun da bir kısmı uçaklardan dolayı aktarma noktası olduğu için, yani giriş yapan kişi İstanbul’da konaklamamış, başka bir uçağa binerek yolculuğuna devam etmiştir.

Bence İstanbul çok ama çok değerli turizm öğelerine sahip bir şehrimiz ve "yazık" ediyoruz bu değerlere diye düşünuyorum. Tabi İstanbul’a yazık etmek derken, ülkemizin de daha fazla olabilecek turizm gelirlerine yazık ediyoruz. O yüzden ‘bana ne İstanbul’dan’ dememeliyiz.

Yazılarımda hep belirtirim, bir şehrin ticari hayatının canlanması için başlıca iki kurum lokomotif olmalıdır, birisi şehrin ticaret odası, diğeri ise Belediyesidir. İşte İstanbul’un eksiği burada yatıyor. Onbeşmilyon nüfusun olduğu bir şehirde, yüzbin yatağı olan otelcilere "hadi yapın" demek hangi mantığa sığar?

Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçiyorum Boğaziçi köprüsünden. Gözüme bir levha ilişti, karayolu tabelası ebadında. Üzerinde "Welcome  To Asia" (Asya’ya hoş geldiniz) yazıyor. Kendi kendime gülümsedim, işte bu kadar dedim içimden. Bir kıtadan bir kıta’ya geçiş yerine ancak bu kadar hakaret edebilirsin, değersizleştirebilirsin, elindeki o muhteşem, kimsede olmayan değeri "hiç" edebilirsin. Tabi levhayı dikene suç bulduğum falan yok, o ne yapsın, o hergün oradan bir kaç kez geçiyor, onun için bir özellik taşımıyor.

Ama şehrin ileri gelenleri onunla aynı mı?

Acaba hiç "Ümit burnu" diye birşey duydular mı, hani şu Güney Afrika’da, hani insanların iki okyanusun kesiştiği yeri görmek için 14-15 saat uçtukları Güney Afrika’nın uç noktasını?

İki denizin birleştiği yeri herkes biliyor. İki kıtanın birleştiği yere ne koymuşuz: Gişeleri!!

Bu gişeleri oradan kaldırıp ileri bir noktaya alsak, yerli ve yabancı turistlerimizi orada indirip hatıra fotoğrafları çektirtsek, alış-veriş yaptırtsak İstanbulumuzun hediyeliklerini, insanlar eş dostlarına ‘biliyormusun, şu an neredeyim’ diye mesaj atsalar, köprünün bitim yerlerine boydan boya “Asya’ya hoş geldiniz”, diğer tarafına “Avrupa’ya hoş geldiniz” diye yazıp, onları birer "kapı" olarak tanımlasak: Asya’ya açılan kapı, Avrupa’ya açılan kapı?

Elindeki değeri bilmezsen, hergün "karşıya" geçip gelirsin ancak, nereden nereye geçtiğini bilmeden...

Diğer Yazılar

Uçaklar Yerde Yatmamalı 04 Ağustos 2020

Askıda turist 04 Haziran 2020

ASKIDA TURİST 03 Haziran 2020

Scoreboard ve easa 17 Mayıs 2020

Bir almanya analizi 11 Mayıs 2020

Karantinadan çıkış 04 Mayıs 2020

Kriz beklentileri… 21 Ocak 2009

Last call 09 Ocak 2009