• 02 Temmuz 2007 09:30
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Pazar yazısına pazar yazısı

Bu yazıyı dinleyin
Yusuf Hacısüleyman 02 Temmuz 2007 Pazar yazısına pazar yazısı

 

Turizmle ilgili haber, yorum ve yazılar günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi.

Ünlü köşe yazarları da bakıyorum artık turizmle ‘’ilgilenmeye’’ başladılar, ne diyelim ; aramıza ‘’Hujgeldiniz’’. 

Bir taraftan diyorum ki turizmle ilgili bilgi eksikliklerini hoş görmek gerek çünkü konunun uzmanı değiller, diğer taraftan ise anlık durumlar ile ilgili yaptıkları
saptamalar  ve gözlemler ile  insanları yanlış bilgilendirerek turizm sektörü ile ilgili yol açtıkları imaj tahribatına karşı ne yapmak gerek?

Bir Pazar yazısında deniyor ki, Avrupalılara 35.-Euro, bizim Turk vatandaşları da kazıklanıyormuş 185:YTL imiş, Türkler ağır işlerde çalıştırılıyormuş, istihdam yaratılan Türkler 85 derecede açık alanlarda bahçıvan ve plajda havlu topluyormuş, resepsiyon veya Spa hizmetlerinde çalışan yabancı işçiler ise klimalı ortamlarda çalışıyorlarmış, gece gösterisi yapanlar da Çinli, Ukraynalı ve Brezilyalıymış.

Bu yazıyı benim gibi okuma olasılığı olan birmilyonikiyuzbin turizm emekçisi herhalde sadece gülüp geçmiştir.

Ama gülümsemede acı bir tat olduğu muhakkak, turizm bu kadar hafife mi alınmalı?

Çünkü bu meslekte çalışmayan birçok insan yarin  durakta otel servisini bekleyenlere soracaklar ’’vah vah oğlum sen de mi plajda havlu topluyorsun’’?  diye. Veya havuz başında yatan bir Türk misafirin servis yapan gencimize’ ’kızım sen ondan önce bana bak, o zaten 35 ödüyor ben  daha fazla ödüyorum’ ’dediğini duyar gibi oluyorum.
Yazar herhalde hazır Antalya’ya geldiğinde turizm ile ilgili bir katkısı olsun istemiş, ama ne yazık ki ekmek parası için ülkemizde bulunan ve bu mesleki özelliklerde yerel kaynak sağlanamadığı için işletmelerce istihdam edilen yabancı personele karşı bir yazı çıkmış ortaya.

Ne güzel bir sözümüz var oysa değil mi, ’’doğduğun yer değil doyduğun yer’’ demişler.

Neden adına Rus revüsü deniyor acaba gösterinin, Türk revüsü denmiyor, var mi ki? Akrobasi show deniliyor gösterinin adına, Circus Show deniliyor, var mi Türkiye’de Sirk’in, var mi Akrobatın, her tarafta sirkçiler boş geziyor, akrobatlarımız iş bulamıyorlar , oteller mi işe almıyor bunları, bırakın iş bulmalarını bu mesleklerin adını bile Türkiye de Size  kimse meslek olarak saymaz, çünkü yok.

Tatiana, Natasha, Elena diye saymış yazarımız çalışanların isimlerini, ipin ucunun kaçtığını yazıyor….

Doğru ya , ipin ucu neredeydi acaba?

Zamanında turizmin başkenti Antalya’daki liselere Rusca öğretmenler bulup  Rusça’yı bir yabancı dil olarak koyup Fatma’ya, Hale’ye, Jale’ye Rusça’yı öğrettik de şimdi onları ise almak yerine yabancıları mı alıyor oteller?

Ama turizmi yalnızca yazlık yörelere gittiğinde hatırlayan yazarlarımız olduğu sürece zaten Türk turizminin içinde bulunduğu durumun doğru anlaşılması mümkün değil.

Nerede olursa olsun ekmeğini başka yollara sapmadan onuru ile çalışarak kazanan insanlara saygı duymak bir insanlık erdemidir.

Bu bizim yurtdışında çalışan milyonlarca Türk işçisi için de unutmamamız gereken bir hassasiyettir.

Pazar yazısını okurken Türk işçilerimiz bu nedenle aklıma geldi.

Çünkü Türklere karşı bu tip yazılar her gün Avrupa basını tarafından işlenir ve bilinçli bir önyargı yaratılır Türk işçilerine karşı. Özellikle eski Doğu Almanya kentlerinde bu önyargılardan dolayı yabancı işçiler oradaki işsiz gençlerin tacizlerine; saldırılarına , evlerinin kundaklanmasına maruz kalmışlardır.

Neyse, daha derine girmeden bu pazar yazısına ve yazarın yorumuna çok üzüldüğümüzü, ne Türk misafiri yabancı misafire ne de Türk çalışanını yabancı çalışana düşman edecek ifadelerin toplumsal barışa hizmet etmeyeceğini ve bu türden yaklaşımların insan sevgisinden beslenen turizm endüstrisine yarar sağlamayacağını belirterek konuyu kapatalım.

Bazen biz turizmcileri eleştiriyorlar tepki vermiyoruz diye, doğrudur, kibarlığımızdan olsa gerek, biz turizmi bir bilim dalı olarak algılıyoruz, magazin malzemesi olarak değil.

Tepki farklılığımız buradan geliyor.

Neyse, hazır söz yukarıda belirtilen ‘’doymaktan’’ açılmışken turizm gelirlerinin diğer endüstrilerden daha yaygın bir gelir dağılımı yelpazesine sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Toplumumuzda genel olarak turizm dendiğinde akla yalnızca oteller ve acentalar gelmektedir ve medyamızın da katkısı ile bunların çok paralar kazandığı gibi bir yargı vardır.

Oysa acentalar büyük risklerle çalışır ama az kazanır, bu yüzden arada bir batıp çıkarlar.

Oteller ise artık yenileme masraflarını çıkarırlarsa mutlu olmaya başlayacak hale gelmişlerdir.

Ancak otellerin bir başka önemli özelliğini birçoğumuz hiç düşünmemişizdir.

Bir otelin yapılıp isletilmesinde satın alınan farklı türdeki malzeme sayısının ne kadar olduğunu hiç duymuş muydunuz?

Beş yıldız bir oteli acarken alınan farklı türden malzeme sayısı , yani masa , sandalye, hesap makinesi, kül tablası, bilgisayar, seramik, kurdan,masa örtüsü, bardak, çanak, havlu, şezlong , nohut, mercimek toz şeker ve böylece saymaya devam ettiğimizde 51.000 adet malzeme çeşidi kullanılmaktadır.

Aslında farkında mısınız, bu malzemelerin birinin üretiminde veya dağıtımında yer alan herkes  turizme doğrudan  katkıda bulunuyor demektir. Veya tersini düşünen; turizm , o isletmelere katkıda bulunuyor demektir, istihdama ve isletmelerin yaşamasına katkı sağlıyor demektir, öyle değil mi?

Bu yüzden turizm ülkemiz için vazgeçilmez bir önceliğe sahiptir, hafife alınması ateşle oynamaktır!

Diğer Yazılar