Turizm Sezonu Yaklaşırken
Türkiye’de gündemin yoğunluğu, doğru ile yanlışın ayırt edilmesini güçleştiriyor. Bir yanda ekonomide içinden çıkılamayan kriz. Öte yanda yaşadığımız coğrafyada siyasal sınırlarda değişikliklerin başlaması. Sağlıklı öngörüleri zorlaştırıyor. Böyle bir ortamda turizmin geleceğini tasarlamak hiç kolay değil.
Bilgiye an fazla ihtiyaç duyulan süreçten geçiliyor. İleriye dönük karar verebilmek için doğru bilgi edinmek gerektiği su götürmez. Ne var ki, Bakanlığın açıkladığı verilerin güvenilirlikleri, her geçen gün daha fazla tartışılıyor. Ziyaretçi sayıları, uyrukları ve kalış süreleri ile kişi başına yapılan kayıtlı harcama verileri arasındaki çelişkiler göze çarpıyor.
Sayılara dayalı bir sanal başarı hikayesi yaratılmaya çalışıldığı izlenimi doğuyor. Üstelik çelişkiler verilerle sınırlı da değil. Örneğin Bakanlığın üstlenmesi gereken, standartların korunarak, sürdürülebilir kalite yönetimindeki yetersizlik, Uludağ’daki son otel yangınıyla bir kez daha ortaya çıktı. Kartalkaya’daki faciada- neredeyse- Bakanlık dışında herkes kusurlu. Ancak “işletme belgesi” veren Bakanlıkta bir tek sorumlu bulunamadı.
Aşırı ve amansız vergi artışları ile giderek pahalılaştırılan, alkollü içeceklerin kaçak üretim nedeniyle yol açtığı, sayıları yüzü aşkın yurttaşımızın hayatlarını kaybedişleri de gündemde kendisine yer bulamadı. Oysa kamuoyundan ustalıkla (!) gizlenen yukarıdaki iki örnek, sezon öncesinde yurtdışındaki medya kuruluşlarında, alabildiğine kullanılıyor. Tatil amaçlı gidilecek bir ülkede, gündelik yaşananların mercek altına alınmaları sır değil ki.
Rezervasyon öncesi karar verme sürecinde Türkiye’nin bu iki örnekle öne çıkması üzücü.
Ancak bu sezonda turizmi etkileyecek potansiyel olumsuzluklar, yukarıda örneklerden daha fazla.
Pandemi sonrası faizlerin düşürülmesiyle başlayan ekonomideki bozgunun hazineye yüklediği zararı bir yana bırakalım. İhracatın rekabet edebilir düzeyde kalması için alınan önlemlerin başında ucuz işgücü olduğu kısa sürede anlaşıldı. Ücretler enflasyon oranında arttırılmazken, yükseltilen faiz oranları yardımıyla döviz kurları baskılandı. Sabitlenen kur içeride maliyetleri arttırırken, çalışanların ücret artışları frenlendi.
Bu sarmal, girdileri olağanüstü artan turizm işletmelerinin geçtiğimiz 2024 yılında döviz bazlı cirolarının yükselmesine karşın, karlılıklarını büyük ölçüde yitirmelerine yol açtı. Ancak ekonomideki olumsuzluklar sürerken, denge ve denetleme eksikliği yüzünden kayırılan bazı işletmelerin öne çıkmalarını da görmezden gelemeyiz.
Süreç böyle ilerlerken, sezonun başlamasına çok az süre kala bu kez iktidarın muhalefeti baskılama amacıyla başlattığı adli soruşturmalar, özellikle Rusya dışındaki Pazar ülkelerde ciddiye alınması gereken tepkiler doğurdu.
AB’nin bazı kuruluşları kendi kamuoylarında artan tepkileri dikkate alarak, Türkiye ile programlanmış görüşmeleri iptal ettiler.
Özellikle tutuklanan Ekrem İmamoğlu ve diğer Belediye Başkanları ile protesto eylemlerine katılan gençlerin tutuklanmaları yurtdışı medyada geniş yer buldu.
Üstelik bu gelişmeler yaşanırken, sektördeki sivil toplum ve meslek kuruluşu niteliğindeki örgütlerden hiç ses çıkmadı.
İlginç değil mi?
Lütfen Bekleyin.